Allah’ın ayı; Ramazan - 8
Huzur, insanoğlunun kaybettiği şeydir. Gerçekte insanın tüm çabaları ve emeklerinin en temel amacı huzura kavuşmaktır.
İnsan servet biriktirir, ev, arsa ve bahçe satın alır, çünkü huzur ister. İnsan hayatta lüks eşinden gider, çünkü huzura kavuşmak ister. Ve insan Allah’a ibadet ederken de huzurun peşindedir.
Peki ama, gerçekten bunlardan hangisi insanı kalıcı bir huzura kavuşturabilir?
Değerli dostlar mübarek Ramazan ayının sekizinci gününü idrak ediyoruz. Psikologlar şöyle diyor: Biz insanlar içimizde aşk ve sevgiyi almak üzere bir çok mahzenimiz vardır ve bunlardan hangisi boşalırsa, içimizde bir eksiklik, bir kaygı hisstemeye başlarız. Bu mahzenlerin en önemlisi, Allah aşkı ve Allah sevgisi ile dolan ve içimizde huzur bağlamında olumlu bir his yaratanıdır. Biraz önce de belirtildiği üzere “Huzur”, insanoğlunun kaybettiği şeydir. Gerçekte insanın tüm çabaları ve emeklerinin en temel amacı huzura kavuşmaktır. İnsan servet biriktirir, ev, arsa ve bahçe satın alır, çünkü huzur ister. İnsan hayatta lüks eşinden gider, çünkü huzura kavuşmak ister. Ve insan Allah’a ibadet ederken de huzurun peşindedir.
Peki ama, gerçekten bunlardan hangisi insanı kalıcı bir huzura kavuşturabilir?
Alman psikolog Erich Fromm şöyle diyor: maddi refah ve toplu asayişin insanlara mutluluk ve huzur armağan edeceği varsayılırdı. Sınırsız üretim, mutlak özgürlük ve göz kamaştıran ilerlemeler, yeryüzünü vadedilen cennete dönüştürmesi bekleniyordu. Fakat gerçek şu ki sanayi devri, bu büyük vaatlerini yerine getiremedi ve şimdi insanlar heveslerini sınırsız bir şekilde tatmin etmenin huzur ve mutluluk getirmediğini anlamaya başladı.
1952 yılında nobel barış ödülünü kazanan Almanya’nın ünlü hekimi Albert Schweitze de ödülünü aldığı törende dünya halkına hitaben şöyle dedi:
İnsan, süper adam oldu, fakat bu süper adam, üstün düşünceye ulaşamadı. İnsan gücü ilerledikçe insan zayıf ve daha da zayıf bir mahluka dönüşüyor ve bu konu vicdanlarımızı sarsması gerekiyor.
Öte yandan insanoğlunu yaratan ve her türlü derdinden ve dermanından ve tüm özelliklerinden haberdar olan yegane yaratana göre huzur ancak bir tek yoldan elde edilebilir: Allah’ı zikretmek ve yad etmek ve ancak O’nunla irtibat kurmak. Nitekim yüce Allah Kur'an'ı Kerim’in Rad suresinin 28. Ayetinde de gönüllerin ancak O’nu anarak huzura kavuşacağını buyurur.
İranlı büyük arif ve şair Mevlana da bu konuda şöyle diyor:
İnsanoğlunun içinde öyle bir aşk ve acı ve talep vardır ki eğer yüz bin alem onun mülkü olursa, sükunete kavuşamaz, huzur bulamaz. Bu halk her türlü meslekle, sanatla ve menseple uğraşır ve nücum ve tıp ve benzeri ilimleri tahsil eder, ama asla huzur bulmaz, zira amacı olanı elde edememiştir, zira insanın kalbi ancak O’nunla irtibatta huzur bulur. Tüm bu hoşluklar ve amaçlar bir merdiven gibidir ve bu merdivenin başı kalma yeri değil, geçme yeridir. Ne mutlu daha erken uyanan ve vakıf olana ki bu uzun yol ona kısalır ve şu merdivenin başında ömrünü ziyan etmez.
Değerli dostlar, sohbetimizin ikinci bölümünde yine Kur'an'ı Kerim’in nurani ayetlerine kulak veriyoruz. Bugünkü ayetimizi Nisa suresinin 64. ayeti:
وَ ما اَرْسَلْنا مِنْ رَسُولٍ اِلّا لِیُطاعَ بِاِذْنِ اللَّهِ وَ لَوْ اَنَّهُمْ اِذ ظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ جاءُوکَ فَاسْتَغْفَرُوا اللَّهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللَّهَ تَوَّاباً رَحیماً.
Biz her peygamberi -Allah'ın izniyle- ancak kendisine itaat edilmesi için gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan bağışlanmayı dileseler, Resûl de onlar için istiğfar etseydi Allah'ı ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı.
Bu ayetin tefsirinde şu ifadeler yer alıyor:
Yüce Allah kulları arasından bazılarını peygamber olarak gönderdi ki ilahi mesajı başka insanlara ulaştırsın. Onlar insanları insani şayeste erdeme doğru hidayet etmekle görevlidir. Ancak bu ayetin ifade etiği nokta şu ki ilahi peygamberin nesi varsa Allah tealadandır ve eğer onlara itaat etmek Allah’a itaat etmek gibi vacipse, bu da Hak tealanın fermanı içindir.
Ayet daha sonra günahkar kulların dönüş yolunu açıyor. Ancak bu ayette ilginç ve önemli olan nokta şu ki “Allah’a itaatsizlik ettiler” demek yerine “kendilerine zulmettiler” şeklinde buyuruyor. Yani Allah’ın ve peygamberinin emirlerini gözardı eden ve onlara itaat etmeyen insan aslında kendine zulmetmiş sayılır, zira ilahi emirlerin tümü insanın çıkarları yönündedir ve bu emirlere uymayan insan aslında kendi yaşamını ihlal etmiş olur ve manevi açıdan da hiç bir ilerlemesi söz konusu olmaz.
Öte yandan bu ayet İslam Peygamberi’ne –s– tevessül etmeyi bir nevi şirk sayanlara net bir cevaptır. Ayet şöyle buyurmakta: Peygambere yönelmek ve onu yüce Allah katında şefaat için aracı yapmak ve günahkar kullar için istiğfarda bulunması etkilidir ve tevbenin kabul görmesine ve ilahi rahmete vesile olur.
Eğer İslam Peygamberi’nden –s– aracı olmasını niyaz etmek ve istiğfarda bulunmak şirkse, o zaman Kur'an'ı Kerim nasıl günahkarlara bu emri veriyor? Kuşkusuz günahkar insan ilkin kendisi tevbe etmesi ve yanlış yoldan geri dönmesi gerekir ve ardından tevbesinin kabul görmesi için Resulullah’ın istiğfarından yararlanması gerekir. İslam Peygamberi –s– kendisi günahları bağışlayan değildir ve ancak Allah’tan bu yönde talepte bulunabilir. İlginçtir ki Kur'an'ı Kerim “Sen onlar için istiğfar et” demiyor ve ancak “peygamber onlar için istiğfar etsin” diyor. Bu tabir İslam Peygamberi’nin –s– Allah katındaki mevkiinden yararlanması ve tevbe eden günahkar kullar için istiğfar etmesine işaret ediyor.
Hoca Abdullah Ensari bu ayetin edebi ve irfani tefsirinde şöyle diyor:
Bu ayet Hz. Muhammed’in –s– Allah nezdinde şanını ve makamının büyüklüğüne ve yüce Allah’ın o hazrete sunduğu keramet haletinden bir halete işaret ediyor, zira aralarında aracıyı kaldırdı ve onun hükmünü kendi hükmü ile eşit tuttu ki insanlar Resulullah’a –s– itaat etmenin Allah’a itaat etmek olduğunu anlasın ve resulün fiil, Hak vahiyi ve resulün beyanı, resulün ameli ve hak yolu, resulün hak hücceti ve tabiliği hakkın dostluğudur.
Değerli dostlar şimdi sohbetimizin üçüncü ve son bölümünde yine İslam’ın mübarek Ramazan ayı ile ilgili beslenme ve sağlık tavsiyelerine kulak veriyoruz.
Belki bayan Salihi adında dinleyicimizin sorunu sizin de sorununuz olabilir. Bayan Salihi şöyle diyor: oruç tutmayı çok severim, bu ayın ruhi safası ve Ruhani hali çok güzel, ama oruç tuttuğum zaman zafiyet ve halsizlik bana musallat oluyor ve bu ibadeti tamamlayamamaktan korkuyorum.
Biz de bayan Salihi ve bu kaygıyı paylaşan diğer dostlara diyoruz ki:
Sıcak günlerde oruç tutmak, diğer mevsimlerde oruç tutmaktan farklıdır. İnsan çabuk susar ve eğer çalışıyorsanız, gün boyunca enerji kaybı ile karşılaşabilirsiniz. Uzmanlar mübarek Ramazan ayında açlık ve susuzluktan kaynaklanan baskıları hafifletmek için mümkün mertebe sahur öğününü beslenme programınızdan kaldırmamaya özen göstermenizi tavsiye ediyor.
Sahura kalkmadan oruç tutan insanlarda kan şekerinin hızla düşmesi ve halsizlik ve baş ağrısı ve sinir sisteminin zayıflaması gibi durumlara yol açar. Sahura kalkmak İslamî gelenektir, zira oruç tutmanın meşakkatini azaltır ve açlık ve susuzluk çekme süresini de kısaltmış olur. Bu yüzden oruç tutmak isteyen Müslümanların sahura kalkması müstahaptır ve sahurda velev ki bir kaç adet hurma ve bir yudum su olsun, bir şeyler yemesi uygundur. Yine sahurda proteinli besinleri tüketmek açlıktan doğan zafiyeti hafifletir. Öte yandan etli besinlerle beraber pilav ve makarna tüketmek de Ramazan ayında erkenden acıkma duygusunu önleyebilir. Bu tür besin maddeleri geç sindirildiğinden açlık hissetmeyi hafifletmeye yardımcı olur. Bundan başka sahurda sırf şeker içeren besin maddelerini tüketmek tavsiye edilmez. Bu tür besin maddeleri kan şekerini hızla yükseltir ve vücudun ensülin salmasına yol açar. Sahurda sebze tüketmek de gün boyunca susamayı engeller.
Beslenme uzmanı Hacı Fereci şöyle diyor: Sahur, oruç tutan insanlar için en önemli yemek öğünüdür ve sebze ve nişasta içeren besin maddeleri tüketildiği takdirde faydalı olur. Yine lifli besin maddeler ve meyveler de oruç tutan insanın gündüz saatlerinde vücudunun su ihtiyacını karşılamakta etkili olur. Oruç tutmak isteyenler az yağlı protein içeren besin maddelerini de beslenme programlarına almaları ve bu ayda kızartma gibi yağlı besinlerden kaçınmaları gerekir, zira bu tür yemekler halsizlik ve vücutta şişkinliklere yol açar ve haşlanmış yemekleri tercih etmek daha iyidir.
Bundan başka sahur vakti tüm semavi dinlerle Allah tealaya ibadet etmek için en uygun zamandır. İslam Peygamberi –s– şu müjdeyi vermiştir: Melekler sahurda istiğfarda bulunan ve sahur yemeğini tüketen tüm kullar için istiğfar eder.