Semavi Bildirge; Kur'an'ı Kerim - 5
Geçen bölümde Kur'an'ı Kerim’i tanımak için bu semavi kitabı okumak ve kavramları ile aşina olmak ve ilahi ayetlerin tilavetine kulak vermek gerekir, demiştik.
Ancak dedik ki daha önemli adım, ilahi ayetlerin üzerinde derin derin düşünmektir ve bundan da daha önemlisi Kur'an'ı Kerim’in semavi öğretilerine amel etmektir. Tüm bunlar Kur'an'ı Kerim ayetlerinin nazil oluşunun felsefesidir.
Burada konumuz Kur'an'ı Kerim’in nazil oluşunun felsefesi olduğundan, en başta Kur'an'ı Kerim’in nazil oluşunun en temel ve köklü hedeflerinden biri insanlara basiret kazandırmak olduğu belirtilmelidir.
Basiret bir yolun yönünü ve engellerini gösteren pusula gibidir. Basiret bu yolda zararları önler, tehlikeli dönemeçlerde ve kaygan tarihî zeminlerde insanı sağ salim varacağı yere götürür ve kuşkuları ve sarsılmaları önler.
Basit ayrıca sosyal, kültürel veya siyasi fitneler çıkarıldığında insanların fikri ve itikadi acılardan uçurumlara yuvarlanmalarını ve sapmalarını engeller ve hakla batıl yolunu birbirinden ayırt ettirerek insanın yanlış yola girmesine mani olur.
Basiret gerçekte bir nevi bakış, aydınlık ve derin düşünmeyi hem bireyde ve hem toplumda oluşturur ve sonuçta insanlara ilkeli ve mantıklı bir bakış kazandırarak doğru yoldan sapmamasına vesile olur. Nitekim basiretin önemi hakkında yüce Allah peygamberine şöyle emreder: De ki bu benim yolum ve yöntemimdir. Ben basirete dayanarak sizi Allah’a davet ederim ve ben ve beni izleyenler böyledir.
İlahi seçkin sıfatlardan biri, Allah’ın basir olmasıdır ve yüce Allah bize, rolü aydın görüş ve derin düşünce ve basiret kazandırmak olan Kur'an'ı Kerim’i göndermiş ve Enam suresinin 104. Ayetinde şöyle buyurmuştur:
Rabbinizden size gerçekleri gösteren deliller geldi. Artık kim gözünü açar hakkı idrak ederse kendi yararına, kim de (hakkın karşısında) körlük ederse kendi zararınadır. Ben başınızda bekçi değilim.
Burada yarar ve zarar tabirleri, insanın basiretli olması ile basiretsizliği yaşamında ve kaderinde belirleyici rol ifa ettiğini ifade eder. Basir ve derin düşünceli insanlar Kur'an'ı Kerim’den ilham alarak yaşam çizgisini ve yörüngesini tüm alanlarda belirler ve sonu belli ve erdem ve saadet olan yola adım atar. Bilakis basiretsiz insanlar Kur'an'ı Kerim’e ve öğretilerine itina etmez ve böylece kaderlerini karartır ve hiç kuşkusuz ziyan edenlerden olurlar.
Yüce Rahman basiretin etkili rolünü daha açık bir şekilde beyan etmek için peygamberine şöyle emreder:
(Ey Muhammed!) Onlara (istedikleri) bir âyet getirmediğin zaman (alay ederek) derler ki: “Onu (da) bir yerlerden derleyip toplasaydın ya.” De ki: “Ben ancak Rabbimden bana vahyedilene uymaktayım. Bu (Kur’an âyetleri), Rabbinizden gelen basiretlerdir (Gönül gözlerini aydınlatan nurlardır).
Dolaysıyla basiretli olmanın bir şarta ilahi kitap Kur'an'ı Kerim’e iman etmektir, üstelik bu iman geçici ve kesintili olmamalı, bilakis sürekli ve daimi olmalıdır. Yani iman basirete dayanmalı ve kalıcı olmalıdır ve eğer Allah Resulü -s- ben sadece Rabbimden bana vahiy olanlara uyarım, diyorsa buna göredir.
Kur'an'ı Kerim benzer bir ayette insanlarda basireti arttırma rolünü anlatır. İlk ayette imandan söz edilirken, bu ayette yakin meselesinden söz edilir. Yüce Allah Casiye suresinin 20. Ayetinde şöyle buyurur:
Bu Kur’an, insanlar için kalp gözleri (konumundaki bir nur), kesin olarak inanan bir toplum için de bir hidayet ve bir rahmettir.
Yakin, basiret ve derin bakıştan kaynaklanan sarsılmaz imandır ve hiç bir şey onu değiştiremez. İlginçtir ki her iki ayette basiretin önemli ve kader belirleyici sonucu ilahi hidayet yoluna ayak basma ve ilahi rahmetten yararlanma şeklinde beyan edilmiştir. Bir başka ifade ile Kur'an'ı Kerim’in basireti artıran özelliğinden yararlanan insan sadece doğru yola hidayete erdirilmiş olmaz ve aynı zamanda ilahi rahmete de kavuşmuş olur ve bu rahmet basiretli insanlara özel bir rahmettir.
Kur'an'ı Kerim’in nazil oluşunun bir başka felsefesi insanları cahilliğin karanlığından, şirk ve küfür ve nifak ve insanı ve toplumu saptırarak çökmesine yol açan tüm anti değerlerden korumak ve kurtarmak ve bilim ve bilincin nurani ortamına, tevhid ve insanın maddi manevi saadetine vesile olan tüm değerlere doğru hidayete erdirmek ve bunu güvence altına almaktır. Kur'an'ı Kerim İslam Peygamberi’ne -s- hitaben şöyle buyurur:
Bu Kur’an, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık, göklerdeki ve yerdeki her şey kendisine ait olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır. Şiddetli azaptan dolayı vay kâfirlerin hâline.
Bu arada yüce Allah’ın bu özellikleri sadece Kur'an'ı Kerim için değil, daha önce gönderdiği Tevrat ve İncil gibi diğer semavi kitaplar için de tahrifata uğramadan önceki gerçek durumları için buyurmuştur. Ancak Kur'an'ı Kerim’in en büyük özelliği, üzerinden asırlar geçtiği halde asaletini koruması ve nur saçarak beşeri camianın karanlığını aydınlatması ve beşeriyet tarihinin en karanlık çağından kurtarmasıdır.
Gerçekte insan cahillik ve karanlık ortamından kurtularak bilinç ve hidayet ortamına ayak bastığında kendiliğinden basir ve derin düşünceli bir insana dönüşür ve hak ve batıl durumları ayırt ederken hata yapmaz. Fakat unutmamak gerekir ki semavi kitap Kur'an'ı Kerim’in nazil oluşu ve insanların basiretlerini arttırması ve hakkın nurani ortamına ayak basması, hepsi yüce Allah’ın lütuf ve merhametleridir. Nitekim yüce Allah Kur'an'ı Kerim’in Hadid suresinin 9. Ayetinde bu gerçeği şöyle beyan buyurur:
O, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kulu Muhammed’e apaçık âyetler indirendir. Şüphesiz Allah, size karşı çok esirgeyici, çok merhametlidir.
Umarız hepimiz ilahi rahmete kavuşur ve O’nun şefkatinden ve rahmetinden yararlanır ve Kur'an'ı Kerim’ın nuraniyeti ile karanlıklar aleminden kurtulur ve ilahi nurla aydınlanan bir dünyaya ayak basar ve yine Kur'an'ı Kerim’in yol göstermesi ve nuru ile yolumuzu aydınlatmasının yardımı ile ilahi doğru yoldan sapmayız.