Allah’ın ayı; Ramazan - 10
Pak rızık insanın içini ve ruhunu da pak ve nurani yapar.
Allah Resulü’nden –s– şöyle buyurduğu nakledilir: Duaları icabet olmasını isteyen insan, işini ve yiyeceklerini pak ve temiz tutmalıdır.
İslam Peygamberi –s– dualarım kabul görmesini istiyorum, diyen sahabeye de şöyle karşılık vermiştir: Kazancını temiz tut ve karnını harama kapat.
Evet, bugün mübarek Ramazan ayının onuncu gününü idrak ediyoruz. Umarız hepiniz bu güzel ayın nurani anlarından yararlanarak çok güze manevi deneyimler kazanırsınız.
Oruç ibadeti ve özellikle mübarek Ramazan ayında oruç ibadet, insanın içindeki heva ve heves ve şehvetlerin karanlığını giderir ve nuraniyete ve aydınlığa çevirir. Oruç ibadetinin ürünü olan şu safa ve paklık sayesinde oruçlu insanlar çektikleri açlık ve susuzluğun yanında gözünü, kulağını, dilini ve tüm organlarını yüce Allah’ın haram buyurduğu şeylerden uzak tutmaya ve sonuçta hatta günah düşüncesinden bile uzak duracak kadar takva mertebelerinin doruğuna ulaşmaya çalışır, ki bu da oruç ibadetinin nuraniyetinin doruk noktasıdır.
İmam Ali –s– da bu dereceye işaret ederek şöyle buyurur: günahlardan sakınmaya yönelik gönül orucu, yemekten ve içmekten sakınan karın orucundan daha üstündür.
Kuşkusuz bu vecizenin anlamı orucun görece kurallarını ve yemekten ve içmekten sakınmayı bir kenara itmek değildir. Bu vecize bize orucun görece kuralları ile yetinmemeyi ve bunun yanında yüce Allah’ın yardımı ile orucun manevi sonuçlarını elde etmeyi tavsiye etmektedir.
Bugün, İslam Peygamberi’nin –s– vefakar yarı ve eşi Hz. Hatice’nin –s– vefatının yıldönümüdür. Bu seçkin kadın özellikle Resulullah’ın –s– bisetinin ilk anları olan o zorlu ve kritik anlar başta olmak üzere sürekli ve her daim Resulullah’ın –s– yayında yer aldı.
Hz. Hatice –s– zengin bir kadındı, ancak eşi Resulullah efendimize –s– eşlik etme uğruna her türlü eziyete ve acıya ve sıkıntıya canı gönülden katlandı ve tüm servetini ve mal varlığını İslam’ın temelinin atılması ve gelişmesi yolunda sarf etti.
Hz. Hatice –s– seçkin ahlakı ve dirayeti ve iffeti ile bilinen bir kadındı, nitekim cahiliye döneminde kendisine pak ve iffetli anlamına gelen Tahire lakabı verilmişti.
Hz. Hatice’nin –s– evi, Allah Resulü –s– ile evlendikten sonra yine eskiden olduğu gibi yoksul ve muhtaç insanların umut kapısıydı ve hangi muhtaç insan onun evinin kapısını çalacak olursa büyük bir sevgi ve şefkatle ihtiyacı giderilirdi.
Hz. Hatice’nin –s– servetinin büyük bir bölümü Ebu Talib vadisi kuşatması döneminde müslümanlara yardım uğrunda harcandı. Bu seçkin kadın büyük bir fedakarlık ve direniş örneği sergileyerek Allah Resulü’nü –s– ve onu koruyan Haşimoğulları’nı kendi koruması altına aldı ve bu uğurda nesi varsa harcadı.
İslam Peygamberi –s– bu büyük kadın hakkında şöyle buyurmuştur: Allah’a and olsun ondan daha iyisi asla bana nasip olmadı. Hatice, başkaları beni tekfir ederken bana inandı ve başkaları beni tekzip ederken o beni tasdik etti ve başkaları bana yüz çevirirken malı ve serveti ile benim yardımıma koştu ve yüce Allah ondan bana, başka eşlerimden inayet etmediği evlatlar nasip etti.
Değerli dostlar, sohbetimizin ikinci bölümünde yine Kur'an'ı Kerim’in nurani ayetlerine kulak veriyoruz. Bugünkü ayetimiz Maide suresinin 54. ayeti. Ayet şöyle buyurmakta:
یا اَیُّهَا الَّذینَ آمَنُوا مَنْ یَرْتَدَّ مِنْکُمْ عَنْ دینِهِ فَسَوْفَ یَاْتِی اللهُ بِقَوْمٍ یُحِبُّهُمْ وَ یُحِبُّونَهُ اَذِلَّهٍ عَلَى الْمُوْمِنینَ اَعِزَّهٍ عَلَى الْکافِرینَ یُجاهِدُونَ فی سَبیلِ اللهِ وَ لا یَخافُونَ لَوْمَهَ لَآیِمٍ ذالِکَ فَضْلُ اللهِ یُوْتیهِ مَنْ یَشاءُ وَ اللهُ واسِعٌ عَلیمٌ
Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar). Bu, Allah'ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah'ın lütfu ve ilmi geniştir.
Bu ayet yüce Allah’ın gönlü hasta, sahtekar insanlara hiç ihtiyacı olmadığını buyurur. Bu zümre ilkin müslümandı, ancak zamanla ve maddi çıkarları yüzünden Allah’a ve peygamberine muhalefet etmeye ve Allah’ın ve peygamberinin düşmanları ile dostluk etmeye başladı. Bu zümre zamanla kalplerine nifak sızan ve gönülleri hasta olan insanlara dönüştü. Bu yüzden yüce Allah ayetin başında genel bir kural olarak şu uyarıda bulunuyor: Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, Allah’a ve müslümanların camiasına hiç bir zararı olmaz, ancak yüce Allah onların yerine başkalarını getirir. Bu yeni insanlar yüce Allah’ın hoşnutluğundan başka hiç bir şey düşünmeyen insanlardır.
Yüce Allah’ın sözünü ettiği yeni insanların bazı özel özellikleri de vardır. Bunlar müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve zorlu ve iktidarlıdır ve asla onlara yenilmez ve onların karşısında asla esnek davranmız, nitekim Allah yolunda cihat etmek de onların sürekli programlarından biridir. bu insanların bir başka özelliği de Allah’ın emrine uymak ve hakkı savunmak uğrunda hiç kimsenin serzenişinden korkmaz.
Her toplumda bazı insanlar seçkin sıfatlara ve özelliklere sahiptir, ancak kamuoyunun saldırısı ve toplumda koparılan yaygaralar ve sapık çoğunluğun baskıları karşısında çok muhafazakar ve korkak ve cesaretsiz olur ve hem mücadele arenasından geri adım atarlar. Oysa yüce Allah’ın bu ayette sözünü ettiği gerçek müminler, fiziksel gücün yanı sıra hiç bir yanlış geleneği kırmaktan ve sapkın çoğunluğa karşı çıkmaktan kormayacak cesarete sahiptir.
Maide suresinin 54. Ayetinin sonunda ise bu tür imtiyazları kazanmanın insanın kendi çabalarının yanı sıra ilahi fazl ve inayete bağlı olduğu ve yüce Rahman hikmeti gereği bu imtiyazları istediği herkese verdiği ve Allah teala fazlını kime verebileceğini bilen yegane yaratan olduğu beyan edilir.
Hoca Abdullah Ensari bu ayetin edebi ve irfani beyan hakkında şöyle yazıyor:
Bu ayette müminlere bir müjde vardır, şöyle ki, yüce Allah İslam dini ve ümmetinin koruyucusudur ve her daim vardır ve eğer bir kavim döneklik yapar ve mürted olursa, Allah teala canı gönülden O’na tapan başkalarını getirir. Bunlar Allah’ı sever ve Allah teala da onları sever.
Değerli dostlar şimdi sohbetimizin üçüncü ve son bölümünde yine İslam’ın mübarek Ramazan ayı ile ilgili beslenme ve sağlık tavsiyelerine kulak veriyoruz.
Beslenme bilimsel ilkelere göre ve vücudun tüm ihtiyaçları gözetilerek yerine getirilecek olursa hiç kuşkusuz insan sağlığına katkı sağlar, aksi takdirde vücudun tüm sistemlerinin işlevlerini aksatır ve insanın cismi ve ruhi gücünün kaybolmasına yol açar. Beslenme sürecinde helal ve haram besin maddelerini gözetlemeyi de bu çerçevede değerlendirmek gerekir. İyi ve dengeli bir beslenme programı insan ruhunun üzerinde de olumlu tesirleri vardır. Bu yüzden Kur'an'ı Kerim insanları iyi ve helal besin maddeleri tüketmeye teşvik eder, ancak bazı helal yiyecekleri kendilerine haram edenleri de serzeniş ederek şöyle buyurmakta:
De ki: Allah'ın kulları için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı?
Pak rızık insanın içini ve ruhunu da pak ve nurani yapar. Allah Resulü’nden –s– şöyle buyurduğu nakledilir: Duaları icabet olmasını isteyen insan, işini ve yiyeceklerini pak ve temiz tutmalıdır.
İslam Peygamberi –s– dualarım kabul görmesini istiyorum, diyen sahabeye de şöyle karşılık vermiştir: Kazancını temiz tut ve karnını harama kapat.
Günümüzde bir çok insan fazla kilo almamak için yanlış bir beslenme programı uygulayarak vücudunun ihtiyaç duyduğu bazı önemli besin maddelerini de engelliyor. Oysa bu insanların Ramazan ayında bu hedeflerine ulaşmak için daha iyi fırsatları bulunuyor. nitekim tıp bilimi açısından bu insanlar vücudun ihtiyaçlarını doğru karşılayamadıkları için sürekli hasta gibi oluyor.
Öte yandan yüce Allah bir yandan helal ve pak yiyecekleri tavsiye ederken haram yiyeceklerin konusunda da uyarılarda bulunuyor. haram yiyecekler, pahalı satmak, az satmak, hırsızlık, rüba veya beytülmala el uzatmak gibi gayri meşru yollardan elde edilen rızıktır. Gerçi helal yiyecekler haram yiyeceklerden farksız gözükebilir, fakat haram yiyecekler insanın kemale ermesi yolunda en büyük engellerdir. Nitekim haramın insanın ruhu üzerindeki etkisi de evliyaları bu konuda uyarılarda bulunduracak kadar fazladır. Haram besin insanın cismini ve ruhunu kirletir ve günah işlemeye hazır hale getirir.
Dini ilimler merkezi ve üniversite öğretim üyesi Hüccetülislam Mehdevinia, haram besinin bereketi yok ettiğini duaların icabet görmesini engellediğini ve insanda günah işleme şevkini takviye ettiğini belirterek şöyle diyor:
Haram lokma, kalbi karartır, acımasız yapar, öyle ki nasihat bu tür kalpleri etkilemez. Nitekim Aşura tarihinde de belirtildiği üzere İmam Hüseyin –s– Ömer Saad ordusuna hitaben şöyle buyurmuştur: Karınlarınız haramla dolmuş ve kalpleriniz mühürlenmiş, artık hakkı kabul etmez oldunuz ve hakka kulak vermiyorsunuz.
Oruç tutan insanlar bilir ki her ne kadar müslüman ailenin sofrasına gelen rızık sade ve pak olursa, helal olmaları da onların ve evlatlarının kişiliğini geliştirmekte etkilidir.