Allah’ın ayı; Ramazan - 11
Nefsine dikkat eden insan her an yüce Allah’ın emrettikleri ve men ettikleri her şeyi göz önünde bulundurarak sapkınlardan olmamaya ve başkaları onu boş yere uğraştırmamaya özen gösterir.
Böyle bir insan, halkın çoğunluğu bile yönelmelerine rağmen batıldan uzak durmaya çalışır. Mümin insan aynı zamanda tüm insanlar terk etse bile, Hak tealaya bağlıdır. Dolaysıyla hakiki mümin, insanların çoğunluğu şehvete ve batıllara yönelmelerine karşın dini hidayetten el çekmediği gibi emri maruf ve nehyi münkeri de asla bırakmaz.
Dünyada din ve ibadi hükümler şeklinde belirlenen ilahi ahkam ve yasaların sırları ve batını vardır. Bu hükümlerden biri, mübarek Ramazan ayında oruç tutmaktır. İslam kültüründe Ramazan ayı, yılın en önemli ve en saygın aylarından biridir. bu ay Müslümanların nezdinde ibadet ayı olarak ün yapmıştır ve ona Allah’ın ayı denir.
Mübarek Ramazan ayı İmam Seccad’ın –s– tabiri ile İslam ayı, paklık ayı ve sınanma ayıdır. Mübarek Ramazan ayının İmam Seccad –s– tarafından bu şekilde adlandırılması bu ayın o hazreti ve Ehli beyt –s– fertlerinin gözünde İslam’ın hakikati, yani Allah tealaya mutlak teslimiyetin tecelli ettiği ay olarak kabul edildiğini yansıtır. Bu ay Allah’ın kulları için O’nun emirlerine ve rızasına teslim olmaları ve en doğal ve helal sayılan ihtiyaçlarından vazgeçmesi ve yegane yaratanın karşısında kulluk etmeleri için en uygun fırsattır. Nefsani isteklere karşı direnme ayı olan bir aylık alıştırma süreci her insan için yılın geriye kalan aylarında da şu bir ayda olduğu gibi nefsinin isteklerine karşı direnmesi ve ancak Allah tealanın rızasını gözeterek yemek ve içmek gibi doğal ihtiyaçlarından vazgeçmesi yönünde yararlı ve faydalı bir alıştırmadır ve insan iradesini takviye eder. Nitekim bunu yapan insan, yılın geriye kalan 11 ayında da şeytani vesveselere ve nefsinin isteklerine karşı direnerek takva mertebesine nail olabilir.
Buna göre Ramazan ayının hakikati hayvani “ben”den kurtuluş ve ilahi “ben”in doğuşu diyebiliriz. Mübarek Ramazan ayının hakikati ilahi ahlaka bürünmek ve Allah katına yakınlaşmaktır. Bir hadiste belirtildiği üzere yüce Allah şöyle buyurmuştur: Oruç bana aittir ve mükafatını da ben veririm.
Dini meselelerin uzmanı Hüccetülislam Şerif şöyle diyor: Ramazan, Kur'an'ı Kerim’de adı geçen tek kameri aydır ve yüce Allah nefsi müdafaa dışında savaşmayı haram kıldığı dört aydan biri sayılır. Bu ayda Kur'an'ı Kerim, İncil, Tevrat ve Zabur gibi semavi kitaplar nazil olmuştur. Bu ay İslamî rivayetlerde Allah’ın ayı ve İslam Peygamberi’nin –s– ümmetinin ziyafet ayı olarak adlandırılmıştır. Allah teala bu ayda kullarını sevgi ve şefkatle ağırlar. Allah Resulü –s– bu ay için şöyle buyurur: Kim bu ayın tümünü oruç tutarsa, Allah tealaya tüm günahlarını bağışlaması ve ömrünün geriye kalan kısmını da güvence altına alması vaciptir. Ramazan ayı aşırı sıcak ve güneşin taşın üzerine ışınlarını saçması şeklinde mana edilmiştir. Böylesine bir sözcüğün seçilmiş olması büyük titizliği ve has bir zarafeti yansıtır, zira ısınmak ve bir bakıma yakıcı ve sıcak güneşin altında değişmek demektir. Gerçekte Ramazan ayın susuzluğa ve sert durumlara katlanmaktır, yakıcı güneşten veya yazın uzun günlerinin sıcağından kaynaklanan susuzluğa katlanmaktır.
Değerli dostlar, sohbetimizin ikinci bölümünde yine Kur'an'ı Kerim’in nurani ayetlerine kulak veriyoruz. Bugünkü ayetimiz Maide suresinin 105. Ayeti.
یَا أَیُّهَا الَّذِینَ آمَنُواْ عَلَیْکُمْ أَنفُسَکُمْ لاَ یَضُرُّکُم مَّن ضَلَّ إِذَا اهْتَدَیْتُمْ إِلَى اللّهِ مَرْجِعُکُمْ جَمِیعًا فَیُنَبِّئُکُم بِمَا کُنتُمْ تَعْمَلُون:
Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olunca sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık O, size yaptıklarınızı bildirecektir.
Bu ayet mümin insanlara kendileriyle ilgilenmelerini ve hidayet yolundan sapmamalarını ve sapan insanların girdiği karanlıktan korkmamalarını emreder. Sapkınlık ve hidayet sözcükleri anlam itibarı ile birbirine zıt iki sözcüktür. Hidayet, kula yol göstererek onu en hızlı biçimde gideceği yere ulaştıracak yola yönlendirir. Ancak karanlıkla beraber olan sapkınlık, insanı asla gideceği yere varamayacağı bir yola doğru sürükler. Bu ayete göre insanların önünde iki yol vardır ve üçüncü bir yol yoktur. Her iki yol ise Allah tealaya varır. Mümin kullar Allah’ın sevgi ve merhameti ile karşılaşırken, mümin olmayanlar Allah’ın gazabına uğrar. Bu yüzden ayet müminlere kendilerine bakmalarını ve karanlığa sapanları umursamamalarını ve böylece onların arasına karışmamalarını emreder. Nitekim müminlerin sapkınlardan korkmamaları ve sapkınların hesabı onlarla değil Allah teala ile olduğunu bilmeleri gerekir.
Nefsine dikkat eden insan her an yüce Allah’ın emrettikleri ve men ettikleri her şeyi göz önünde bulundurarak sapkınlardan olmamaya ve başkaları onu boş yere uğraştırmamaya özen gösterir. Böyle bir insan, halkın çoğunluğu bile yönelmelerine rağmen batıldan uzak durmaya çalışır. Mümin insan aynı zamanda tüm insanlar terk etse bile, Hak tealaya bağlıdır. Dolaysıyla hakiki mümin, insanların çoğunluğu şehvete ve batıllara yönelmelerine karşın dini hidayetten el çekmediği gibi emri maruf ve nehyi münkeri de asla bırakmaz. Hakiki mümin hidayetin imkanlarından yararlanır ve ardından etkisini Allah tealaya bırakır, fakat aynı zamanda Allah ve şeriatin belirlediği çerçevenin dışına çıkmaz ve İslam’ı tebliğ etmeye ve yaymaya çalışır, zira mümin insan için insanları hidayete erdirmek ve Hakka davet etmek için dinin belirlediği çerçevenin dışına çıkması caiz değildir.
Hoca Abdullah Ensari bu ayetin edebi ve irfani tefsirinde şöyle diyor:
Ey müminler, sakın nefsinizi yenmeyi ihmal etmeyin, nefsiniz sizi yenmeden ve mağlup etmeden önce, ve onu size itaat etmeye zorlayın, sizi günahla uğraştırmadan önce. Bir evliyadan bu ayet hakkında sordular, şöyle karşılık verdi: eğer nefsinin fesadını ıslah etmekle meşgul olursan, o da seni başkaları hakkında günahla uğraşmaktan alıkoyar.
Değerli dostlar şimdi sohbetimizin üçüncü ve son bölümünde yine İslam’ın mübarek Ramazan ayı ile ilgili beslenme ve sağlık tavsiyelerine kulak veriyoruz.
Bugünkü beslenme tavsiyelerimize İmam Rıza’dan –s– bir rivayetle başlamak istiyoruz. İmam Rıza –s– bir rivayette şöyle buyurur: Allah teala içinde bir menfaat ve bir maslahat olmayan hiç bir yiyeceği veya içeceği helal kılmadı ve içinde ziyan ve fesat ve helak olmak olmayan hiç bir yiyeceği veya içeceği haram kılmadı. Demek ki vücudu takviye eden ve vücuda faydası olan her şey helal edildi ve vücuda zarar veren veya ölüme sebep olan her şeyden haram kılındı.
İslam dininin besin maddeleri hakkında en önemli tavsiyesi o maddenin helal olması ile ilgilidir. Helal besin maddesinin bir kaç özelliği vardır. Örneğin o besin maddesi meşru yoldan temin edilmiş olması ve içinde başkalarının çiğnenen hakkı olmaması gerekir. Helal besin maddesi pak olmalı ve pak maddelerden hazırlanmış olmalıdır. Helal besin maddesi tüketen kimseye zarar vermemeli ve içinde alkollü içeceklerin bulunduğu sofrada yer almamalıdır.
Bu durumlara uyulduğu takdirde helal yemek nuraniyete vesile olur ve insanı hayır ve salih amellere yönlendirir. Bu yüzden Lokman Hekim, oğluna nasihat ederken şöyle der: Ben ömrüm ve seyahatlerin boyunca dört yüz peygamberle görüştüm ve onların nasihatlerine ve tavsiyelerine kulak verdim. Ve onca nasihat ve tavsiyenin arasında dördünü seçtim. Onlardan biri şöyledir: Ne zaman yemek sofrasına oturursan, haram yiyecek yememeye dikkat et.
Haram yiyeceklerin de bir kaç işareti vardır. Yüce Allah bazı hayvanların organlarını ve bazı bitkileri bizler için haram kılmıştır. Ölü hayvanın eti, kılçıksız balıklar ve pençesi olan kuşların etini yemek caiz değildir. Yine bazı helal sayılan hayvanların kanı, mesanesi ve diğer bazı organları da haramdır. Bitkilerin arasında tüm meyveler, sebzeler ve baklagiller gibi tohumları helaldir ve zehirli ve zararlı olan bitkiler de haram kılınmıştır.
Bundan başka, diğer insanlara ait olan helal besinler onların rızası olmadığı takdirde tüketilmesi, domuz eti ve alkollü içecekler de haramdır.
Kur'an'ı Kerim bir çok ayetinde çeşitli tabirleri kullanarak insanları haram yiyeceklerden ve haram içeceklerden men etmiştir. Örneğin Kur'an'ı Kerim’ın Bakara suresinin 188. Ayetinde şöyle buyurur:
Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Kendiniz bilip dururken, insanların mallarından bir kısmını haram yollardan yemeniz için o malları hakimlere (idarecilere veya mahkeme hakimlerine) vermeyin.
Yine Nisa suresinin 10. Ayetinde şöyle okumaktayız:
Haksızlıkla yetimlerin mallarını yiyenler şüphesiz karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar; zaten onlar alevlenmiş ateşe gireceklerdir.
Pak ve helal yiyeceklerin önemi yüzünden oruç tutan insanlar orucunu Resulullah efendimizin –s– şu duası ile bozar ve şöyle der: Ey yüce Rabbim, beni helalinle haramından koru ve fazl ve kereminle bizi Senden başkasına muhtaç etme.