Allah’ın ayı; Ramazan - 13
Manevi zevk ve lezzetten söz açılmışken, bugünkü sohbetimizi de bu konu ile açmayı uygun bulduk.
Bilindiği üzere insanoğlu doğal ve içgüdüsel olarak lezzet ve zevk düşkünüdür ve her an yeni bir lezzetin tadına varmaktan mutluluk duyar. Ancak önemli olan şey, lezzetlerin sadece maddi ve nefsani lezzetler olmadığını ve bunun ötesinde ve maddi lezzetlerin çok üstünde bir lezzet söz konusu olduğunu ve bu da manevi lezzet olduğunu bilmektir. İnsanın başkalarına infak, iyilik ve ihsandan aldığı lezzet, bilim ve araştırma yapmaktan duyduğu haz, namaz ve ibadet ve duadan duyduğu zevk ve özellikle oruç tutma ve yemekten ve içmekten günün belli bir süresinde el çekme ve Allah’ın rızasını kazanmak için günah işlememeye özen gösterme zevki, hepsi manevi zevk ve lezzetlerden sayılır, öyle ki bu lezzetlerin tadına varıldığı zaman, maddi lezzetler bu lezzetlerin önünde değerini kaybeder.
İranlı büyük düşünür ve filozof şehit Murtaza Mutahhari, bu konuda şöyle yazıyor:
İnsan için iki çeşit lezzet söz konusudur. Bir çeşit insanın beş hissiyle ilgili olan lezzetlerdir ve herhangi bir organın bir dış madde ile bir nevi irtibat kurmasından meydana gelir, örneğin göz görme yoluyla, kulak duyma yoluyla ve ağız tatma yoluyla zevk alır. Bir başka çeşit ise insan ruhu ve vicdanının derinliğine bağlı olan ve hiç bir organla ilgisi olmayan lezzetlerdir, örneğin insan bir başkasına hizmet etmek ve sorununu çözmek veya başkalarından saygı görmek veya kendisinin veya evladının başarısından zevk alır. Manevi lezzetler maddi lezzetlerden daha güçlü ve daha kalıcıdır. Allah’a tapmak ve ibadet etmek ve Allah teala ile irtibat kurmak, arif insanlar için manevi lezzetlerdir. İbadetleri huzur ve huşu ve huzu ile beraber olan arifler yüce Allah’a ibadet etmek ve O’nunla irtibat kurmaktan en yüksek derecede zevk alır.
Dolaysıyla Allah ile irtibat kurmanın bir sonucu, manevi lezzetin hoş tadına varmaktır ki bu da insanda büyük huzura vesile olduğu gibi insanın kalbinde bir nevi hoşnutluk duygusu yaratır ve neşelenmesine yardımcı olur. Ehli beyt -s- fertleri dualarında sürekli yüce Allah’tan bu tür lezzetlerin tadına varmayı niyaz ederdi. Nitekim İmam Seccad -s- bir münacatında şöyle buyurur: Ey yüce Rabbim, bize sana münacat etmenin lezzetini inayet eyle ve bize sana yakınlaşma ve seni sevmenin tadını tattır.
Değerli dostlar, sohbetimizin ikinci bölümünde yine Kur'an'ı Kerim’in nurani ayetlerine kulak veriyoruz. Bugünkü ayetimiz Hud suresinin 3. Ayeti.
"وَأَنِ استَغفِروا رَبَّکُم ثُمَّ توبوا إِلَیهِ یُمَتِّعکُم مَتاعًا حَسَنًا إِلیٰ أَجَلٍ مُسَمًّی وَیُؤتِ کُلَّ ذی فَضلٍ فَضلَهُ ۖ وَإِن تَوَلَّوا فَإِنّی أَخافُ عَلَیکُم عَذابَ یَومٍ کَبیرٍ ."
Ve Rabbinizden mağfiret dilemeniz, sonra da ona tevbe etmeniz için (indirildi. Eğer bu emrolunanları yaparsanız), Allah sizi, tayin edilmiş bir süreye kadar güzel bir şekilde yaşatır, fazlasını yapan herkese de iyiliğinin karşılığını verir. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin başınıza gelecek büyük bir günün azabından korkarım."
İnsanoğlu her günah işlediğinde aslında kendi beşeri safa ve maneviyatına darbe indirir ve şeffaflığını yok ederek bulanık hale getirir. Gerçekte günah, insanı diğer mahluklardan farklı kılan en önemli özelliğini yok ederek onu hayvanlara ve diğer mahluklara yakınlaştırır. Günah, insanla ilahi rahmet arasında bir perde oluşturur. Ancak Rahman ve Rahim olan olan Allah, insana yardım etmek üzere istiğfar ve tevbe kapısını ona açık bırakmıştır, böylece insan bu iki yoldan, yani istiğfar ve tevbe ederek günah perdesini aralayabilir ve ilahi rahmet ve mağfiret kapılarını açabilir.
Bu ayete göre ilahi kata istiğfar etmek ve tevbe etmek ve salih amellerde bulunmakla ilahi rahmet kapıları kula doğru açılır, öyle ki bu dünyada yaşadığınız müddetçe dünyevi nimetlerden yararlanabilirsiniz. Nitekim yüce Allah bunu yapan insanları emniyet, refah, izzet ve şeref gibi nimetlere doğru hidayete erdirir. Böyle bir toplumda insanlar asla Allah’tan gafil olması ve iman sayesinde her türlü nimetten yararlanır ve başka insanları da bu nimetlerden yararlanmaya ortak eder ve sonuçta o toplumda sınıfların arasındaki uçurum kapanır ve tezat ve çelişkiler yok olup gider. Allah teala da cari ve ebedi sünneti gereği onların nimetini arttırır.
Ancak dinden uzaklaşan toplumlarda, her ne kadar medeni ve ilerlemiş olurlarsa olsun insanlar her zaman müstekbir ve galip ve yine mustazaf ve mağlup olmak üzere iki kesime ayrılır. Bu yüzden ayet devamında şöyle buyurur: Eğer yüz çevirirseniz, ben Allah’ın Resulü olarak sizin başınıza gelecek büyük bir günün azabından korkarım. Bu azap gök gürültüsü ve koyu duman ve dağların ve yıldızların dağılması ile beraber olur. Böyle bir günde yegane ve yüce Allah’tan başka hiç kimse bize yardımcı olamaz.
Hoca Abdullah Ensari bu ayetin edebi tefsirinde şu güzel cümleyi beyan ediyor: Bu ayet ilkin istiğfar ederek günahtan arınmak ve ardından tevbe ederek düzelmen için bir işarettir. İlkin ayağa kalk ve şeriati getirenin emrine itaat et ki dünyevi nimetlerden yararlanasın, ardından hakikatin işareti ile ayağa kalk ki ilahi fazl ve rahmete kavuşasın.
Değerli dostlar şimdi sohbetimizin üçüncü ve son bölümünde yine İslam’ın mübarek Ramazan ayı ile ilgili beslenme ve sağlık tavsiyelerine kulak veriyoruz.
Bezen Ramazan ayının rengarenk sofraları ve oruç tutan insanlar için hazırlanan yemeklerin çeşitliliği insanı israfa ve oburluğa sürükler. Oysa israf İslam dini mantığında şiddetle tenkit edilen bir ameldir ve tüm nimetlerin yok olmasına ve başkalarının kendi hakkından mahrum kalmasına yol açar. Kur'an'ı Kerim ilahi nimetleri ve lütufları hatırlattığı ayetinde tüm insanlara hitap ederek şöyle buyurmakta:
Ey Adem oğulları! Her secde edişinizde güzel elbiselerinizi giyin; yeyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.
İmam Cafer Sadık -s- israf hakkında şöyle buyurur: kim ki bir gününün rızkına sahipse, fakat bununla yetinmeden insanlardan dileniyorsa, israf edenlerdendir.
Yemekte israf etmek ve obur olmak, bir çok cismi ve ruhi hastalığın kaynağıdır ve kalbi taş gibi yaptığı gibi ibadetin güzel tadını tatmaktan mahrum bırakır.
Allah Resulü -s- insan midesini her türlü hastalığın deposu olarak tanımlamış ve oburluktan sakınmayı da her türlü tedavinin ilk adımı nitelemiştir.
Hristiyan bir hekim bu hadisi ve israfla ilgili ayeti duyduktan sonra tıp biliminin tümü bu ayette ve İslam Peygamberi’nin -s- kelamında yattığını söylemiştir.
Oburluğun çeşitli sebepleri vardır. Bazı insanlar stres veya öfke durumunda aşırı yemeye başlar ve gerçekte bu şekilde sakinleşir. Bazı insanlar aşırı zenginlikleri yüzünden yemekte israfa kaçar ve başkalarını gözardı eder. Ancak bazı insanlar da öz itibarı ile oburdur ve kendilerini yiyeceklerin karşısında kontrol edemez ve karınları ağrıyacak kadar yer. Bu tür insanların genellikle fazlı kiloları söz konusudur ve kalp, karaciğer ve diğer bir çok hastalığa yakalanır.
Mübarek Ramazan ayında da bazen gösteriş ve iftar sofrası kurmakta rekabet gibi durumlar israfa ve oburluğa sebebiyet verir. Nitekim bazı insanlar mübarek Ramazan ayı ve oruç ibadetinin esas felsefesini unutarak türlü yiyeceklerle sofralarını donatarak Ramazan ayının manevi sofralarında israfa davetiye çıkarır.
Tahran Tıp Bilimleri üniversitesi öğretim üyesi Dr. Said Hüseyni şöyle diyor:
Eğer çoğu zaman tatlı yemeye meraklıysanız, bu durum kan şekerinizde sorun olduğunun işareti olabilir. Bu yüzden tatlı, pasta, çikolata vesaire tatlı yiyecekleri tüketerek sadece bu sorunu daha da kronik hale getirmiş olursunuz, zira kan şekeri iştahınızı arttırır. Kan şekerinde düşüş ve yükseliş, vücudunuzun ensülin üretmesinin artışına yol açar ki bu da insanın ikinci çeşit diyabete yakalanma riskini arttırır.
Tahran Tıp Bilimleri üniversitesi öğretim üyesi Dr. Said Hüseyni şöyle devam diyor:
Bilimsel açıdan türlü yiyecekler, yağlar ve şekerleri tüketmekte israfa kaçmak, tansiyon, diyabet, kalp ve damar hastalıkları, artroz ve hatta kanser gibi hastalıkların riskini arttırır. Mübarek Ramazan ayı az yemek ve oburluktan sakınmak için iyi bir alıştırmadır ve yeterli düzeyde besin maddelerini tüketmekle bu ayda oburluğun doğurduğu zararlardan korunabilirsiniz.
Uzmanların tavsiyesine göre mübarek Ramazan ayında aşırı yağlı yemeklerden ve özellikle kızartmalardan şiddetle sakınmak gerekir. Unutmayın, doğru tavsiyelere uyarak oruç tutmak, insanın sindirim sisteminin dinlenmesi ve vücuttaki zehirli maddelerin atılması ve sonuçta insan sağlığı üzerinde önemli etkisi vardır.