Haziran 21, 2017 06:42 Europe/Istanbul
  • Allah’ın ayı; Ramazan - 15

İslam Peygamberi -s- insanları İslam’a doğru davet etmeye görevlendirildiği gibi, Müslümanların da başkalarını İslam’a davet etmek gibi bir görevi vardır.

Dolaysıyla bir Müslüman kendisi İslam yolunda adım atması gerektiği gibi başkalarına da bu yolu göstermelidir. Kur'an'ı Kerim’in aydınlatıcı bakışından insanın gelişmesi ve yücelmesi yolunda en önemli engel ve onu alçaltan ve eksikliklere sürükleyen etken, doğru ve ilahi talim ve terbiyeden yararlanmamasıdır ve tek kurtuluş ve saadet yolu, basiret ehli olanlarca dini talim ve terbiyeye tabi tutulmaktır.

Hayatın değerli fırsatları genellikle çok çabuk gelip geçer. Bugün mübarek Ramazan ayının yarısına gelmiş bulunuyoruz. Yüce Allah’ın hepimizi bu süre içerisinde mağfiretinden ve rahmetinden nasipsiz bırakmamış olmasını ve biz de bu gecelerden ve gündüzlerden yeteri kadar nasibimizi almış olmayı niyaz ediyoruz.

Mübarek Ramazan ayının 15. Günü İslam Peygamberi’nin -s- sevgili torunu İmam Hasan’ın -s- veladet yıldönümüdür. Bu güzel günün tüm Müslüman kardeşlerimize kutlu olmasını arzu ediyoruz.

İmam Hasan Muctaba -s- safa ve samimiyet ve paklık dolu bir ortamda ve İmam Ali -s- gibi bir baba ve Hz. Fatıma -s- gibi bir ananın gözetiminde büyüdü. İslam Peygamberi -s- de sürekli İmam Hasan’ıs ta çocukluk çağından itibaren semavi öğretilerle tanıştırmaya çalışıyordu ve böylece o hazretin melekuti kişiliği ta çocukluğundan itibaren şekillenmeye başladı.

İmam Hasan -s- çocukluk çağından itibaren güzel konuşuyor ve şiirleri güzel ezberliyordu. Amid bin İshak o hazretin konuşma yeteneği hakkında şöyle diyor: Hasan -s- konuştuğu zaman, keşke konuşmaya devam etsin, diye arzu ettiğim tek kişiydi. Ben başka hiç kimsenin hakkında böyle bir duygu yaşamadım ve kendisinden asla sert bir sözcük duymadım.

İmam Hasan -s- Kur'an'ı Kerim tilavetinde de çok güzel bir sesi vardı. O hazret her işin başı ve sonu Allah’ın kelamı olan bir evde yetişmişti. Bu evin babası Kur'an'ı Kerim’i ilk toplayan insandı ve hane halkı da bu semavi kitabın ayetlerine en iyi uyan insanlardı.

İmam Hasan -s- gece yarıları annesi Hz. Fatıma’nın -s- arifane ibadetlerini izler ve babası Hz. Ali’den de şecaat, mertlik ve hakkı savunmak gibi en güzel dersleri alırdı. Bu öğretiler o hazreti babasından sonra imametin zorlu günlerine hazır hale getirmişti.

İmam Hasan’ın -s- bereketli ömrünün en zorlu dönemi, Muaviye ile barış anlaşması yaptıktan sonraki dönemdi. O hazret bu dönemi de büyük bir sabır örneği sergileyerek geride bıraktı.

Sabırdan sonra İmam Hasan’ın -s- en seçkin özelliği cömertliği ve başkalarına yardım etmekti. İmam Hasan -s- türlü bahanelerle başka insanların kendi kerem sofrasından yararlandırır ve muhtaç olan insana artık kimseye muhtaç olamayacağı derecede bağışta bulunurdu.

İmam Hasan -s- yoksul insanlarla aynı sofraya oturur ve asla kibirli davranmazdı. İmam Hasan -s- sürekli başkalarını kendisinden öncelikli görür ve insanlara saygı ve sevgi ile ve alçak gönüllü davranırdı.

İmam Hasan’ın -s- mübarek Ramazan ayında üzerinde durduğu nokta, bu ayın manevi ve ruhani atmosferinden yararlanmaktı. İmam Hasan -s- şöyle buyurur: Yüce Allah Ramazan ayını kulları için yarış meydanı yaptı. O zaman bazıları bu ayda itaat ve ilahi rıza uğruna ibadetleri ile başkalarını sollayacak ve bazıları da duyarsızlıkları ve müsamahakarlıkları yüzünden hüsrana uğrayacaktır.

Gerçekte İmam Hasan -s- bu hadiste mübarek Ramazan ayını yarış meydanına benzeterek bizlerin dikkatini bu ayın geceleri ve gündüzlerinde yatan fırsatlara çekmek ve ilahi rahmet ve mağfireti kazanmak için çaba harcamamızı sağlamak istemiştir.

Değerli dostlar, sohbetimizin ikinci bölümünde yine Kur'an'ı Kerim’in nurani ayetlerine kulak veriyoruz. Bugünkü ayetimiz Yusuf suresinin 108. ayeti.

" قُل هٰذِهِ سَبیلی أَدعو إِلَى اللَّهِ ۚ عَلىٰ بَصیرَةٍ أَنا وَمَنِ اتَّبَعَنی ۖ وَسُبحانَ اللَّهِ وَما أَنا مِنَ المُشرِکینَ."

De ki: “İşte bu benim yolumdur. Ben ve bana uyanlar bilerek Allah’a çağırırız. Allah’ın şanı yücedir. Ben, Allah’a ortak koşanlardan değilim.”

Yüce Allah Yusuf suresinin 107. ayetinde müşrikleri ani ilahi azabın nazil olması konusunda uyarıyor. Ancak hemen sonra ve 108 ayette müşriklere doğru yolu göstererek belki kendilerine gelir ve küfür ve şirkten el çekerek doğru yola dönmelerini arzu ediyor. Bu ayette yüce Allah İslam Peygamberi’ne -s- İslam müşriklere sunmakla görevlendiriyor ve şöyle demesini emrediyor: İşte bu benim yolumdur. Ben ve bana uyanlar bilerek Allah’a çağırırız. Hak yolu birdir ve bu da her peygamberin her asırda ve her dönemde insanları ona davet ettiği yoldur.

İslam Peygamberi’nin -s- bisetinden sonra ise hak yolu İslam dinini izlemekle sınırlandırıldı ve diğer dinler meşruiyetini kaybetti. Nitekim eğer biri İslam’ı bildiği ve hüccetin ona tamamlandığını bildiği halde yine Yahudi ve Hristiyanlık inançları gibi eski dinleri izleyecek olursa, bu durum Allah katında kabul görmeyecektir.

Bu ayette dikkat çeken bir başka konu, Allah’ın yolu olan bu yola davetin basiret ve bilinçle beraber olmasıdır. Yani bu çağrı müşriklerde olduğu gibi bağnazlık ve maddi çıkarlarla hiç bir alakası yoktur ve tamamen akıl ve basirete dayalı bir davettir. Bu bakış açısı ise ilahi vahiyden kaynaklanır. Ayette İslam’a davetin hem İslam Peygamberi -s- ve hem onu izleyenlerce yapıldığı vurgulanmıştır. Yani İslam Peygamberi -s- insanları İslam’a doğru davet etmeye görevlendirildiği gibi, Müslümanların da başkalarını İslam’a davet etmek gibi bir görevi vardır. Dolaysıyla bir Müslüman kendisi İslam yolunda adım atması gerektiği gibi başkalarına da bu yolu göstermelidir. Kur'an'ı Kerim’in aydınlatıcı bakışından insanın gelişmesi ve yücelmesi yolunda en önemli engel ve onu alçaltan ve eksikliklere sürükleyen etken, doğru ve ilahi talim ve terbiyeden yararlanmamasıdır ve tek kurtuluş ve saadet yolu, ayette de işaret edildiği üzere basiret ehli olanlarca dini talim ve terbiyeye tabi tutulmaktır. Basirete dayalı bu davet asrı saadette İslam Peygamberi -s- tarafından yapıldı ve o hazretin pak ıtreti de bu hidayeti ve daveti doruğa ulaştırdı.

Hoca Abdullah Ensari bu ayet hakkında şöyle diyor: Basiret, seni şaşkınlıktan kurtaran ve doğru yola yönlendiren etkendir ve sonuçta kulların gafletini hafifletir ve onların gözünü hakikatlere ve Allah’a giden yollara açar.

Değerli dostlar şimdi sohbetimizin üçüncü ve son bölümünde yine İslam’ın mübarek Ramazan ayı ile ilgili beslenme ve sağlık tavsiyelerine kulak veriyoruz.

Bu günlerde Müslümanların arasında iftar vermek gibi güzel geleneğe sık sık rastlanır. Bu yüzden bugünkü sağlıkla ilgili sohbetimizi misafirlik adabına ayırmak ve sevgili misafirlere ve onlara ev sahipliği yapan insanlara bazı tavsiyelerde bulunmak istedik.

Allah’ın ziyafet ayı insanlar için oluşturduğu önemli irtibat zeminlerinden biri, çevremize ve toplumumuza biraz daha dikkatli bakmaktır. Bu durum insanı malının bir bölümünü bağışlamasına ve gönülleri birbirine yaklaştırmaya çalışmasına vesile olur. Müslümanların mübarek Ramazan ayında en güzel geleneklerinden biri iftar vermek ve yiyeceklerimizi başkaları ile paylaşmaktır. Bu amel oldukça hasene amellerden biridir, öyle ki İslam Peygamberi -s- iftar vaktinde sadaka vermeyi ve oruçlu insanları iftar soframıza çağırmayı tavsiye buyurmuştur.

İslam dininde iftar vermenin mükafatı, mümin bir kulu azad etmenin mükafatı ile bir tutulmuş ve günahların bağışlanma vesilesi olarak ilan edilmiştir. Öte yandan İslamî rivayetlerde tek başına yemek yemenin de tenkit edildiği ve insan mümkün mertebe yiyeceğini başkaları ile paylaşmaya tavsiye edildiği bilinmektedir.

İslam Peygamberi -s- bir toplumda misafire yapılan ikramı o toplumun mutluluğu ve sağlığının güvencesi olarak tanımlamış ve şöyle buyurmuştur: Ümmetim her daim hoşluk ve iyilik içinde olsun ve birbiri ile dost olup emanetleri eda etsin ve haramdan sakınsın ve misafire ikram etsin ve namaz kılsın ve zekat versin.

Yine İslamî gelenekte aile, hizmetçiler ve yetimlerle birlikte yemek yemenin çok güzel bir uygulama olduğu belirtilmiş ve buna teşvik edilmiştir.

Öte yandan misafirliğin de bir adabı vardır ki özellikle başkaları ile bir sofraya otururken uygulaması gerekir. İlk adım gelin misafire saygı göstermektir. Saygı göstermenin bir boyutu, ev sahibi kendisi için neyi beğeniyorsa, misafiri için de aynı şeyi tedarik görmesidir. Yine yemek sofraya geldiğinde herkesin sadece kendi önündeki yiyeceklerden yemesi ve elini başkalarının önüne veya yiyeceğin tam ortasına uzatmaması sevilen bir sünnettir.

Başkalarının lokmasına bakmamak, sofrada başkalarının hakkına uymak, yemeğe sofrayı kuran kimesinin veya sofranın başında bulunan en saygın kişinin başlamasını beklemek, ev sahibi sofraya oturan herkes doyuncaya kadar yemeye devam etmesi de misafirliğin diğer bazı hasene adabıdır.

Rivayetlere göre İslam Peygamberi -s- misafiri yemekten el çekmediği sürece yemek yer gibi yapardı. Bu amel, misafirin tek başına yemekten utanmasına mani olurdu. Kuşkusuz ev sahibi yemekten erken el çekecek olursa, misafiri yemeğe devam etmekten çekinebilir, çünkü herkes doyduğu halde o doymadan devam ettiğini düşünerek utanabilir ve aç olduğu halde sofradan kalkmak zorunda kalır.

Yine bir başka önemli nokta, ev sahibinin yemek tedarik görürken kendisini zor durumda bırakmaması ve evde ne varsa onunla yetinmesidir. Bu durumda misafir de kendisini daha rahat hisseder.