Allah’ın ayı; Ramazan - 16
Yüce Allah’ın ona tayyibe hayat bağışladığı insan Allah’tan başkasından Allah rızasını dilemez ve Allah’ın iyi bildiğinden başka hiç bir şey gözünde iyi gözükmez ve Allah’ın çirkin ve kötü bildiğinden başka hiç bir şey gözünde çirkin ve kötü gözükmez.
Böyle bir insan kendi nefsinde asla ölçülemeyen bir nur, erdem ve saadeti idrak eder ve asla zevali olmayan bir hayat sürdürür ve içinde şekavete asla yer olmayan bir hayır ve saadete kavuşur ve tüm bunlar hakiki bir hayatın işaretleridir.
Değerli dostlar, bugün mübarek Ramazan ayının 16. Gününü idrak ediyoruz. Bugünkü sohbetimizin başında sizler için umutla ilgili tarihi bir öyküyü seçtik.
Ramazan ayının önemli getirilerinden biri ilahi rahmete yönelim umutların artmasıdır. Keşke bu güzel manevi ruh hali yaşamımızın her anında bizlerle beraber olsaydı, diyoruz. Kur'an'ı Kerim de bir çok ayetinde insanları ilahi fazl ve kerem konusunda ümitvar olmaya davet ediyor. Nitekim Yusuf suresinin 87. Ayetinde yüce Allah’tan güzel bir kelamda şöyle okumaktayız:
... Allah’ın vereceği ferahlıktan umut kesmeyin. Muhakkak ki; kâfirler (onu inkâr edenler) kavminden başkası, Allah’ın vereceği ferahlıktan umut kesmez.
Gerçek şu ki bazı insanlar bazı nimetleri kaybedince veya musibet girdabına düşünce hemen umudunu kaybeder ve bazen zayıf iman ve Allah ile güçlü irtibatlarının yokluğu yüzünden nankörlük bile eder. Oysa eğer insan yüce Allah’ın sonsuz gücüne yakin ederse, hiç bir zaman O’nun lütuf ve şefkatinden umudunu kesmez. Yunus peygamberi denizlerin karanlığının derinlerinden ve bir balığın karnından kurtaran Allah iman ehli olanların dualarını da icabet edebilecek güçtedir.
Lubayb adında bir şahıs şöyle anlatır:
Gençlik çağında bir gün bir yılan elimi soktu. Yılanın zehri yüzünden elim felç oldu ve çalışamaz duruma geldi. Bir süre sonra öteki elimde felce uğradı. İki gözümü kaybetmem ve dilimin tutulması da pek uzun sürmedi. Beni bir yatağa attılar. Tüm hislerim ve organların çalışamaz hale gelmişti ve ancak kulaklarım duyabiliyordu. Nice zamanlar susadığım halde kimse bana su vermezdi ve hiç kimse hacetlerimi ve acılarımı bilemedi. Bir yıl böyle geçti. Hayat benim için ölümden bin bir beterdi. Bir gün kadının biri eşimin yanına geldi ve sordu: Lubayb nasıl? Eşim de şikayet etmeye başladı ve artık benle yaşamaktan sıkılıp yorulduğunu anladığım sözler etti. O sırada kalbim kırıldı, ama Allah’a olan umudumu yitirmedin ve büyük bir huzu ve huşu içinde Allah tealaya dua ettim ve beni kurtarması için yalvardım. Birden tüm vücudumu şiddetli bir ağrı sardı ve bir süre sonra uyudum. Uyanınca ellerimi kımıldatabildiğimi hissettim. Büyük bir kuşku ile ellerimi hareket ettirdim, bacaklarımı da öyle ve sonunda yerimden kalkmayı başardım. O sırada gözüm göklere takıldı. Bir yıl sonra gökteki yıldızları görebiliyordum. Sevinçten bayılacak gibiydim. Bu kez dilim de açıldı ve yüce Allah’a “ey ihsan sahibi, sana şükrediyorum” dedim.
Ve böylece Lubayb’ın Allah’ın rahmetine yönelik umudunu kaybetmemesi onun sonunu hayırlı yaptı.
Değerli dostlar, sohbetimizin ikinci bölümünde yine Kur'an'ı Kerim’in nurani ayetlerine kulak veriyoruz. Bugünkü ayetimizi Nahl suresinden seçtik. Birlikte bu surenin 97. Ayetini dinleyelim:
"مَن عَمِلَ صالِحًا مِن ذَکَرٍ أَو أُنثیٰ وَهُوَ مُؤمِنٌ فَلَنُحیِیَنَّهُ حَیاةً طَیِّبَةً ۖ وَلَنَجزِیَنَّهُم أَجرَهُم بِأَحسَنِ ما کانوا یَعمَلونَ."
Erkek veya kadın, kim mü’min olarak iyi iş işlerse, elbette ona hoş bir hayat yaşatacağız ve onların mükâfatlarını yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz.
Bu ayet tayyibe hayata işaret ediyor. Tayyibe veya tayyib, pak ve temiz demektir ve insanın doğal olarak ona eğilimli olduğu durumdur. Bunun karşı noktası habis ve pak olmayan durumdur ve insan ondan nefret eder.
Buna göre tayyibe hayat sözcük itibarı ile pak ve halis ve her türlü kirden ve habis durumlardan arınmış yaşam demektir.
Kuranî düşüncede hayatın çok dakik manası vardır. Yüzeysel bir bakışta hayat, doğumdan ölüme kadar uzanan ve şuur ve iradi fiilleri içeren dünyevi yaşamdan ibarettir. Yüce Allah bu dünyevi hayattan başka insanlar için başka bir hayattan da söz ediyor ki bu hayatın sonucu insan varlığının kemale ermesi ve ruhi ve manevi hedeflerinin gerçekleşmesidir. Nitekim İnfal suresinin 24. Ayetinde şöyle okumaktayız:
Ey iman edenler, Allah ve Resûl’ü sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman (davete) icabet edin! Ve Allah’ın kişi ile kalbi arasına girdiğini ve muhakkak sizin O’na haşrolunacağınızı bilin!
Bu ayet açıkça hayat hakkı olanların hayatından söz ediyor. Doğal olarak burada gözetilen hayat, insanlar için belirlenen normal hayattan farklı olması gerekir. Bu yüzden tayyibe hayat gerçekte yeni ve normal hayatın ötesinde bir hayat olmalı, bu hayat nuraniyetten yararlanan bir hayat olmalıdır.
Bu ayete göre yüce Allah şayeste amelde bulunan her mümin kuluna yeni bir hayat verir ve bu yeni hayatta onu başkalarına vermediği daha yüksek ilim ve idrak gücüne kavuşturur. Yine yüce Allah ona hakkı ihya etme ve batıl olanı da iptal etme gücü verir ki bu güç de başkalarında yoktur. Bu yeni ilim ve yeni güç mümin insanı eşyaların hakikatini olduğu gibi görmelerine ve hak ve Batılı ayırt etmesine imkan sağlar. Mümin insan bu yeni bakışı sayesinde asla dünyaya ve batıl simgelerine kanmaz. Yüce Allah’ın tayyibe hayat bağışladığı insan artık şeytana kanmaz ve şeytan onu vesvese edemez. Yüce Allah’ın ona tayyibe hayat bağışladığı insan Allah’tan başkasından Allah rızasını dilemez ve Allah’ın iyi bildiğinden başka hiç bir şey gözünde iyi gözükmez ve Allah’ın çirkin ve kötü bildiğinden başka hiç bir şey gözünde çirkin ve kötü gözükmez. Böyle bir insan kendi nefsinde asla ölçülemeyen bir nur, erdem ve saadeti idrak eder ve asla zevali olmayan bir hayat sürdürür ve içinde şekavete asla yer olmayan bir hayır ve saadete kavuşur ve tüm bunlar hakiki bir hayatın işaretleridir.
Değerli dostlar şimdi sohbetimizin üçüncü ve son bölümünde yine İslam’ın mübarek Ramazan ayı ile ilgili beslenme ve sağlık tavsiyelerine kulak veriyoruz.
Bugünkü beslenme tavsiyemizi bir hadisle başlamak istiyoruz. Rivayetlerde şöyle deniliyor: Sahur yeyin, zira onda bereket vardır.
Mübarek Ramazan ayının adabından biri de sahur vakti kalkmak ve ibadet etmek ve ayrıca sahur için hazırlanan yiyeceklerden yemektir. Sahur vakti dualar yayımlanır ve sabah ezanından önce TV programlarının sunucular sahurun bereketleri ve faydalarından söz eder ve ezan sabahının yaklaştığını ilan eder. Tüm bunlar mübarek Ramazan ayının unutulmaz anlarından ve güzel cilvelerinden sayılır.
Mübarek Ramazan ayında hatta oruç onlara vacip olmayan küçük çocuklar bile büyüklerle birlikte sahura kalkmayı ve onlarla sahur sofrasına oturmayı sever. Dinin büyükleri sahurda velev ki bir tane hurma veya bir bardak su olsun sahurluk yemeye vurgu yapmıştır. Rivayetlere göre sahur için en iyi besin hurmadır ve yine rivayetlere göre Allah teala ve melekleri sahura kalkan ve sahurluğunu ihmal etmeyen ve istiğfarda bulunanlara salavat getirir.
İran’ın bazı kentlerinde adetlere göre hane halkı sahura iki saat kaldığı bir sırada uyanır ve her şeyden önce abdest alır, zira bu insanlar sahur adabını abdestli olarak yerine getirmenin daha fazla sevabı olduğuna inanır. Ardından ailenin büyükleri yüksek sesle sahura özel duaları okur ve ailenin diğer fertleri de bu duaları yavaşça fısıldar. Bu arada evin hanımı ailenin maddi durumuna göre sahur için en iyi ve en besleyici yemekleri hazırlamaya çalışır ve böylece aile fertlerinin gün boyunca orucun açlığına katlanma gücünü toplamalarına yardımcı olur. İran’da sahurda sıcak yemek tüketmek adettir. Sahur için yemek yapmanın belli zamanı yoktur. Bazıları iftardan hemen sonra sahur için yemek yapmaya başlar, bazı hanımlar da sahura bir kaç saat kaldığı bir sırada kalkar ve sahur için yemek yapar.
Ama maalesef bazen sahurda nelerin tüketilmesi gerektiği, ihmal edilir.
Beslenme uzmanları ise şöyle diyor: sahura kalmak en önemli noktadır. Sahur öğününü daha fazla uyku uğruna feda etmemek gerekir. Zira sahurda yemek yemek, berekettir ve yenen yemek de mübarek sayılır.
Beslenme uzmanları akşam yemeği sahurda yenecek yiyeceklerin yerini tutamayacağını belirtiyor ve velev ki bir iki lokma olsun, sahura kalkıp bir şeyler yenmesini tavsiye ediyor.
Sahura kalkmamak, gün boyunca güç kaybı yaşatır ve sonuçta vücut yağları eksik yakmaya yönelik ve bu da vücutta ağzın kötü kokması gibi olumsuzlukları beraberinde getirir. Sahura kalkmamanın diğer olumsuzlukları gündüz boyunca başağrıları, adale ve kas ağrıları, kan şekerinin düşmesinden kaynaklanan aşırı halsizlik, aşırı yorgunluk ve benzeri durumlardır. Bu yüzden oruç tutan insanlara mutlaka sahura kalkmaları ve bir şeyler yemeleri tavsiye edilir. Bu tavsiye özellikle ilk kez oruç tutan insanlar için geçerlidir ve mutlaka sahura kalkmadan oruç tutmamaları tavsiye edilir.