Haziran 21, 2017 07:19 Europe/Istanbul

Her insan bir dizi yapıcı ve iyi hareketler ve davranışlarla kurtuluş yolunu daha rahat katedebilir.

Allah’ın seçkin ve şayeste kulları başkaları ile karşılaştıkları zaman iyi bir yöntemi izler. Bu yöntemin bir özelliği, tevazu ve alçak gönüllülükle davranmaktır. Allah’ın şayeste kulları tevazulu ve ağırbaşlıdır ve hatta cahillerce serzeniş edildikleri halde büyük bir edep ve metanetle onlara selam verir ve bu yaklaşımları ile aslında ahlaki keramet ve kişiliğini sergiler.

Evet dostlar bir kez daha Allah’ın ayı Ramazan’ın yeni bir gününü tüm tadı ile ve tüm vücudumuzla idrak ediyoruz.

Ramazan ayı, uyanık kalma ve Allah’a hamd ve tesbih etme ayıdır. Gerçekte iftar ve sahurun nurani anları yüce Allah’a dua etmek ve mağfiret dilemek için en uygun zamanlardır. Ramazan ayı tüm bereketi ve sonsuz ilahi rahmeti ile hızla sonuna doğru yaklaşıyor. Umarız siz oruçlu aziz mümin kardeşlerimiz yüce Allah ile manevi bağınızı pekiştirmekte başarılı olmuş ve değişimi ruhunuzda hissetmiş olur ve bu değişimin tesirlerini de kendi davranışlarınızda şahit olursunuz.

Bugünkü sohbetimizin başında da belirtildiği üzere her insan bir dizi yapıcı ve iyi hareketler ve davranışlarla kurtuluş yolunu daha rahat katedebilir. Allah’ın seçkin ve şayeste kulları başkaları ile karşılaştıkları zaman iyi bir yöntemi izler. Bu yöntemin bir özelliği, tevazu ve alçak gönüllülükle davranmaktır. Allah’ın şayeste kulları tevazulu ve ağırbaşlıdır ve hatta cahillerce serzeniş edildikleri halde büyük bir edep ve metanetle onlara selam verir ve bu yaklaşımları ile aslında ahlaki keramet ve kişiliğini sergiler.

Furkan suresinin 63 ila 66. Ayetlerinde Allah’ın iyi kullarının şayeste davranışları hakkında şöyle okumaktayız:

Rahmân'ın(has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) "Selam!" derler (geçerler); Gecelerini Rablerine secde ederek ve kıyam durarak geçirirler. Ve şöyle derler: Rabbimiz! Cehennem azabını üzerimizden sav. Doğrusu onun azabı gelip geçici değil, devamlıdır. Orası cidden ne kötü bir yerleşme ve ikamet yeridir!

Gerçekten de eğer insanoğlu varlık alemini ve içindeki tüm mahlukları sonsuz ilahi güç ve hikmetin ürünü olarak kabul ederse, başkalarına ve çevresindekileri kibirle değil, sevgi ve saygı gözüyle bakmaya başlar. Tevazu sahibi insan bu yaklaşımı ile kendisinde farklı bir özellik bulacak olursa, onu ilahi fazl ve rahmetten bilir. İmam Ali –s– şöyle buyurur:

Üç şey başkalarının sevgisini kazandırır. Bunlar dindarlık, alçak gönüllülük ve cömertliktir.

Aslında başkalarına karşı tevazulu davranmak ve onlara hoşgörülü yaklaşmak, suçluların ve sapkınların doğru yola hidayete ermelerine ve kalpleri dürüstlüğe ve hakikate yönelmelerine yol açabilir.

Kuşkusuz başkalarının önünde tevazu ile davranmakla aşağılık duygusunu yaşamak arasında fark vardır. İslam dini ve ayrıca psikoloji bilimine göre aşağılık duygusu insan kişiliğinde göze çarpan zafiyetten kaynaklanır ve asla uygun bir duygu değildir. İmam Ali –s– mümin insanın özelliklerini çok güzel kelimelerle anlatıyor. İmam Ali –s– mümini şöyle vasfediyor: mümin insan yumuşak huylu ve mihriban, kayadan daha sert ve kuldan daha zelildir.

Dolaysıyla ideal tevazu, aslında insanın ruhu büyük olduğu halde alçak gönüllü davranmasıdır, yoksa aşağılık duygusundan kaynaklanan ve başkalarına muhtaç durumda olma konumundan yükselen zillet alçak gönüllülük olamaz. Yani güçlü konumdayken alçak gönüllü olmakla zayıf konumdayken sergilenen tevazu arasında büyük bir farklılık söz konusudur. Zayıf konumda bulunma yüzünden sergilenen tevazu, aşağılık kompleksi ile beraber gelen zillet duygusudur. Oysa hakiki tevazu, başkalarına saygı duygusundan yükselen huzu ve huşudur. Gerçekte ne zaman insan kendini Allah’ın iyi kulu gibi hissederse ve mümin kardeşlerine karşı alçak gönüllü davranması Allah için tevazu ise, o zaman o insan hakiki izzet ve onurun tadına varmış olur.

Değerli dostlar, sohbetimizin ikinci bölümünde yine Kur'an'ı Kerim’in nurani ayetlerine kulak veriyoruz. Bugün sizler için Taha suresinin 132. ayetini seçtik. Ayet şöyle buyurmakta:

"وَأمُر أَهلَکَ بِالصَّلاةِ وَاصطَبِر عَلَیها ۖ لا نَسأَلُکَ رِزقًا ۖ نَحنُ نَرزُقُکَ ۗ وَالعاقِبَةُ لِلتَّقویٰ."

Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz; (aksine) biz seni rızıklandırıyoruz. Güzel sonuç, takvâ iledir.

Bu ayet İslam Peygamberi’ne –s– namazdan medet ummasını ve bunu yaparken de şiddetle sabretmesini ve aile fertlerini de namaza emretmesini emrediyor.

İnsan namaz kılarken “İyyakanabudu ve İyyakanastain” yani ancak sana tapıyor ve ancak senden medet umuyoruz, demekle Kadir Allah’tan yardım talep etmektedir. Aslında namaz insanın mutlak bir güce sığınmaya yönelik zati ihtiyacını tatmin eder. Yani nasıl ki bebek anasının kucağına sığınır ve zayıf olan mahluk güçlü olana, insan da namaz sırasında onu yaratan yegane Allah’a sığınır ve böylece ruhunu ve kalbini huzura kavuşturmaya çalışır.

Namaz vacip kılınan ibadetlerden biridir. eğer namaz ibadeti hakettiği gibi eda edilir ve yerine getirilirse, namazı kılan insanın ruhunu ve kalbini yukarı alemle irtibatlandırır. Böyle bir namaz o insanın içinde saklı bulunan tüm yeteneklerini bu alemin batınına sevk eder ve onu dünyanın ve maddenin el alçak noktasında maneviyat ve safanın en yüksek noktasına ulaştırır. Yüce Allah bu ayette namaz ibadeti aslında kulun gelişmesi için vacip kılındığını belirterek  kullarının namazı hele dursun, kulların kendilerine bile ihtiyacı olmadığını vurgulamaktadır.

Evet, Allah teala her türlü kusur ve eksiklikten arınmış ve münezzehtir ve hiç bir şeye ihtiyacı olmayan mutlak ganidir. Buna göre kulun itaat ve ibadet etmesi Allah tealaya hiç bir faydası dokunmaz, nitekim isyan etmesi ve itaat etmemesi de O’na hiç bir zararı olmaz.

Gerçekte yüce Allah mutlak bağımsızdır ve diğer tüm mahluklar O’nun feyzine muhtaçtır. O zaman eğer Allah teala kullarına bir ibadeti vacip kılmışsa ve onları ahlaki ilkelere uymakla yükümlü hale getirmişse ve çirkin amellerden uzak durmalarını emrediyorsa, tüm bunlar insanların kendileri içindir ki ibadet ve itaat etmek ve Allah’a kulluk ederek kemal ve saadet yoluna ersinler ve kendilerini cismi ve ruhi her türlü zarardan korusunlar. Dolaysıyla ibadetlerin her türlü maddi manevi faydası ancak insanın kendisine aittir.

Ayette üzerinde durulan bir başka önemli nokta, ailenin namaza emredilmesidir, ki bu da ebeveynin evlatların manevi talim ve terbiyesinde ağır yükümlülükleri olduğunu yansıtır. Allah ekseninde oluşan bir toplumda ailelerin çok önemli rolü vardır. Zira eğer aileler ilahi olursa, o toplum da ilahi olur. İslam Peygamberi’nin –s– bir rivayette şöyle buyurduğu nakledilir: Bilin ki hepiniz bekçilersiniz ve hepiniz beklemekle yükümlü kılındığınız kişilere karşı sorumlusunuz. İslamî hükümetin emiri ve reisi halkın bekçisidir ve onlara karşı sorumludur. Erkek, ailesinin bekçisidir ve onlara karşı sorumludur. Kadın da ailesi, eşi ve evlatlarının bekçisidir ve onlara karşı sorumluluğu vardır.

Değerli dostlar şimdi sohbetimizin üçüncü ve son bölümünde yine İslam’ın mübarek Ramazan ayı ile ilgili beslenme ve sağlık tavsiyelerine kulak veriyoruz.

Sahura kalkmadan oruç tutan insanlar öğleden sonra yavaş yavaş fikri ve cismi gücünü kaybetmeye başlar. Öte yandan sahura kalkan insanlar da sahur öğününde mümkün mertebe basit şeker içeren yiyecekleri tüketmemeye özen göstermelidir, zira bu durum da gün ortasında halsizliğe yol açabilir.

İran gıda ve beslenme derneği Başkanı Dr. Mazhari şöyle diyor: Sahurda ham ve pişirilmiş sebzeli yemekleri tüketin, meşrubatı da sofranızdan kaldırın. Sebze ve meyveler sindirim sisteminde suyun cezbolmasına yol açar ve su ile karıştığında jelatin gibi olur ve sonuçta vücutta suyun korunmasına ve vücudu erken terketmesinin engellenmesine vesile olur, ki bu da daha az susamanıza katkısı olur. Sahurda az yağlı ve az şekerli yiyecekleri tüketmek daha uygundur. Yine açlığı önlemek için patates, arpa ekmek, pirinç ve baklagillerin tüketilmesi tavsiye edilir. tatlı ve yağlı ve tuzlu yiyeceklerin tüketilmesi gün boyunca susatır. Oysa yeşil sebzeler ve ayrıca yoğurt sahur için tavsiye edilir. bunun için sebzeleri pilava karıştırarak yapmak ve yanında biraz tavuk, balık veya etle takviye etmek sahur için uygun yemektir.

Dr. Mazhari şöyle devam ediyor: sahurda tuzu da az tüketin. Sahur yemeğinin yanında yoğurt velimon suyu, taze sebzevat ve zeytin yenebilir. Eğer sahurda salata tüketilecekse, mutlaka salatalık, domates, marul, havuç, kıvırcık ve zeytin yağı içermesine dikkat edin.

Bu arada diyabet hastalığı olan insanlar oruç tutmadan önce hekimleri ile danışmaları ve sahurda bal, kuru yemiş gibi tatlı besin maddelerini tüketebilir. Bu arada marifet ehli olanların daha çok önem verdiği konu, ilahi nimetlerin üzerinde düşünmek ve pak ve helal yiyecekleri tüketmektir, nitekim bu durumda sahur ibadetleri de insanın içini ve ruhunu nurani hale getirir.

Tarihte rivayet edildiğine göre, Abbasi hanedanının üçüncü halifesi olan Mehdi Abbasi, Şerik Gazi adında bir zatı huzuruna çağırdı ve ona yargı mevkiini önerdi. Şerik Gazi ise tağut düzeninde hizmet etmenin gayri meşru olduğunu belerterek öneriyi reddetti. Bunun üzerine Mehdi Abbasi ona şöyle dedi: şu üç işten birin yapmalısın. Ya kadı olacaksın, ya çocuklarımın öğretmeni olacaksın, ya da bizimle bir öğün yemek yiyeceksin.

Şerik Gazi kendi kendine bir öğün yemek yemenin daha kolay olacağını, üstelik de pek bir şey değişmeyeceğini düşündü. Bunun üzerine üçüncü öneriyi kabul etti ve bir gün Halife ile aynı sofraya oturdu ve onun yediği lezzetli yiyeceklerden yedi. Ancak şu haram yiyecekler Şerik Gazi’yi öylesine değiştirdi ki hem kadı oldu, hem halifenin evlatlarına öğretmen oldu. Günlerden bir gün Şerik Gazi muhasebeci ile aylık maaşı üzerine tartıştı. Muhasebeci: ne o, yoksa bize buğday yükü mü sattın ki bu kadar da ısrar edersin? Şerik Gazi şöyle karşılık verdi: Allah’a yemin ederim buğday yükünden çok daha önemli olan dinimi satmışım.