Allah’ın ayı; Ramazan - 18
Yüce Allah’a şükretmenin bir cilvesi, bize iyilikte bulunan insanlara teşekkür etmemizdir.
Bazen bazı insanlar bize ilahi hayır ve rahmetin ulaşmasına vesile olur. Burada insanlara teşekkür etmek bir nevi Allah tealaya şükretmektir. Takdir ve teşekkür etmek, İslam’ın ahlaki tealiminde önemli yeri bulunan meselelerden biridir ve ilahı hoşnutluğa de vesile olur. Bu yüzden İslam Peygamberi -s- şöyle buyurur: Kim insanlara teşekkür etmezse, Allah’a da şükretmemiş olur.
Evet, bugünkü sohbetimizi Allah katına şükrederek başlıyoruz. Hamd olsun diyoruz, bize bir kez daha mübarek Ramazan ayında kulluk alıştırması yapma fırsatı sunan ve günahtan uzak durmamıza yardımcı olan ve mahzarında ilahi af ve mağfrite dilememize müsaade eden yegane Rabbimize hamd olsun. Ve ne kötüdür Ramazan ayı boyunca günah işleyen ve böylece Allah’ın mağfiretinden kendilerini mahrum bırakanların hali. Hele oruçtan sadece açlığını ve susuzluğunu idrak eden ve orucun hakikatini anlayamayanlara da acımaktan başka elden ne gelebilir ki!
Bugün size ilahi nimetlere şükretmekten söz etmek istiyoruz. Kur'an'ı Kerim’in bir çok ayetinde insanlar ilahi nimetlere karşı şükretmeye davet ediliyor. Mümin insanlar her daim ilahi nimetleri hatırlar ve yüce Allah’a bu nimetler için şükreder. Mümin insanlar ayrıca ilahi nimetlerden O’nun hoşnutluğu uğruna yararlanır. İmam Ali –s– şöyle buyurur:
Nimetlere hakiki şükür, onları haram yolda kullanmamaktır.
Yüce Allah Kur'an'ı Kerim’de kullarına, nimetlerine şükrettikleri takdirde o nimetleri arttırma sözü veriyor. İmam Cafer Sadık –s– şöyle diyor:
Sana bir nimet veren şükret ve sana teşekkür eden ihsanda bulun, zira nimetlere şükredilirse onlara zeval gelmez, ama şükredilmezse, devam etmez.
Hakşinaslık, kaza bela durumlarında veya ilahi lütuf ve merhameti hatırladığımızda tüm kalbimizle yüce Allah’a şükretmektir. Kuşkusuz yüce Allah’ın kullarının şükranına ihtiyacı yoktur, zira Allah teala gani ve varlık aleminin malikidir. Bu yüzden yüce Allah Neml suresinin 40. Ayetinde de kim şükrederse kendi yararına şükrettiğini ve kim nankörlük ederse Allah’ın ona ihtiyacı olmadığını bilsin, şeklinde buyurur. Ayetin son bölümünde şöyle okumaktayız: ... Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki, Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, çok kerem sahibidir.
Bir gün yüce Allah Hz. Musa’ya vahiy gönderdi ve: Ey Musa, bana şükret, hem de tam şükret, şeklinde buyurdu. Hz. Musa arz etti: Ey yüce Rabbim, ben nasıl sana şükretmenin hakkını verebilirim ki, hele senin nimetlerine şükretme gücüne sahip olmak bile başlı başına ayrı bir nimetken ve ona da ayrıca şükretmek gerekirken? Yüce Allah katından vahiy geldi: Ey Musa, şimdi sen bana şükretmiş oldun, zira tüm bu tevfiklerin benden olduğunu anladın.
Yüce Allah’a şükretmenin bir cilvesi, bize iyilikte bulunan insanlara teşekkür etmemizdir. Bazen bazı insanlar bize ilahi hayır ve rahmetin ulaşmasına vesile olur. Burada insanlara teşekkür etmek bir nevi Allah tealaya şükretmektir. Takdir ve teşekkür etmek, İslam’ın ahlaki tealiminde önemli yeri bulunan meselelerden biridir ve ilahı hoşnutluğa de vesile olur.
Değerli dostlar, sohbetimizin ikinci bölümünde yine Kur'an'ı Kerim’in nurani ayetlerine kulak veriyoruz. Bugün sizler için Hac suresinin 40. Ayetini seçtik. Ayet şöyle:
«الَّذینَ أُخرِجوا مِن دِیارِهِم بِغَیرِ حَقٍّ إِلّا أَن یَقولوا رَبُّنَا اللَّهُ ۗ وَلَولا دَفعُ اللَّهِ النّاسَ بَعضَهُم بِبَعضٍ لَهُدِّمَت صَوامِعُ وَبِیَعٌ وَصَلَواتٌ وَمَساجِدُ یُذکَرُ فیهَا اسمُ اللَّهِ کَثیرًا ۗ وَلَیَنصُرَنَّ اللَّهُ مَن یَنصُرُهُ ۗ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِیٌّ عَزیزٌ :
Onlar, başka değil, sırf "Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah, bir kısım insanları (kötülüklerini) diğer bir kısmı ile defedip önlemeseydi, mutlak surette, içlerinde Allah'ın ismi bol bol anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler yıkılır giderdi. Allah, kendisine (kendi dinine) yardım edenlere muhakkak surette yardım eder. Hiç şüphesiz Allah, güçlüdür, galiptir.
Bu ayet müşriklerin müminlere reva gördükleri zulüm ve haksızlığa işaret ediyor, ki o da müşriklerin hiç bir gerekçe göstermeksizin müminleri evinden yurdundan atmalarıydı. Yani müşrikler Mekke’de Müslümanları sürekli taciz etmenin yanında onları evini yurdunu terk etmeye ve neleri varsa geride bırakmaya zorluyordu. Bunun de bir tek sebebi vardı, o da şu ki müminler bizim Rabbimiz bu putlar değil, yegane Allah’tır, demeleriydi.
Kuşkusuz tevhide ve Allah’ın yegane oluşuna ikrar etmek suç ve günah değil, büyük bir onurdur. Ancak müşrikler bu ikrarı duymaya bile tahammül edemiyordu ve bu ikrarı bahane ederek müminleri evinden yurdundan kovuyor ve göç etmeye zorluyordu.
Ayet daha sonra da cihat hükmünün felsefelerinden birine beyan ediyor ve şöyle diyor: Eğer Allah, bir kısım insanları (kötülüklerini) diğer bir kısmı ile defedip önlemeseydi, mutlak surette, içlerinde Allah'ın ismi bol bol anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılır giderdi. Kuşkusuz insanların kendi hayati çıkarlarını savunması ve koruması tamamen fıtri bir durumdur ve tüm insanlar hangi çağda olursa olsun yüce Allah’ın onlara sunduğu düşünce nimetinden yararlanarak kendilerini savunmak için bazı araç gereçler yapmıştır. Yine savaşarak kendini savunmak, insanın kendini savunması için baş vurması gereken son yöntem olmalıdır. Bir Müslüman ancak diğer tüm yolları gittiği ve sonuç alamadığı durumlarda savaşa sarılabilir. Bir savaşta bazıları feda olur ki diğer bazıları kurtulsun. Bu fedakar insanlar tehlikeyi defetmek ve insanlara huzur armağan etmek için savaşın her türlü zorluğuna katlanır.
Ayet son bölümünde de şöyle buyurmakta: Allah, kendisine (kendi dinine) yardım edenlere muhakkak surette yardım eder. Hiç şüphesiz Allah, güçlüdür, galiptir.
Yüce Allah’ın gücünü zayıflatmaya hiç kimsenin gücü yetmez ve hiç kimse O’nun izzetini etkileyemez. Yüce Allah hiç kuşkusuz sözünü tutar ve savaşlarda Müslümanlara düşmana galip gelebilmeleri için yardımda bulunur ve onları zafere ulaştırır. Kuşkusuz bu zafer ancak Allah’ın dinini önemsedikleri zamana kadar devam edebilir.
Değerli dostlar şimdi sohbetimizin üçüncü ve son bölümünde yine İslam’ın mübarek Ramazan ayı ile ilgili beslenme ve sağlık tavsiyelerine kulak veriyoruz.
Sahur vakti, insanın kendisini günün saatlerce süren oruç ibadeti için hazırlaması gereken zamandır. Buna göre oruç tutmak isteyen insan sahurda en iyi ve en besleyici besin maddeleri ve özellikle uygun meşrubatı tüketerek gün boyunca açlık ve susuzluk duygusunu hafifletmelidir.
Su her zaman ve her yerde dünyanın en iyi meşrubatı olarak bilinir. Su pak ve mutahhar bir sıvıdır ve canlıların yaşamının olmazsa olmazlarından biri sayılır. Nitekim İmam Ali –s– de sudan dünya ahiret en üstün içeceği şeklinde söz etmiştir.
İslam Peygamberi’nin –s– siyerinde belirtildiği üzere o hazret su içerken şu duayı okurdu:
الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِی جَعَلَهُ عَذْبًا فُرَاتًا بِرَحْمَتِهِ، وَ لَمْ یَجْعَلُهُ مَالِحًا لجَاجًا بِذُنُوبِنَا
Rahmeti ile şu suyu durulatan ve bizim günahlarımızın cezası olarak tuzlu ve kokuşmuş yapmayan yüce Allah’a hamd olsun.
Beslenme uzmanları sahurda daha fazla su tüketilmesini tavsiye ediyor. Bu arada tükettiğiniz suyun ne aşırı soğuk ne de aşırı sıcak olmasına dikkat ediniz. İçmek için en uygun su, oda sıcaklığındaki sudur. Öte yandan gün boyunca susamamak için içtiğiniz suyun içine bir kaç damla limon suyu sıkabilirsiniz. İçine bir kaç damla limon suyu sıkılmış su, sıcak yaz günleri ve oruç sırasında susamamak üzere adeta bir mucize gibidir.
Yine gün boyunca sürekli susayan insanlar suyun yerine hindiba suyunu kullanabilirler. Yani gün boyunca çok susayan insanlar sahurda su yerine hindiba suyu içebilir.
Sahurda uygun meşrubatın yanı sıra bazı meşrubat da yasakların listesindedir ve onlardan cidden sakınmak gerekir. Sahurda yasak içeceklerden biri koyu renkte aşırı demli çaydır, zira bu çay gün boyunca insanı susatır.
Beslenme uzmanı Dr. Mazhari oruç tutmak isteyen insanlar için yararlı içeceklerin hakkında şöyle diyor: en iyi içecek sudur, fakat fazla soğuk olmamasına dikkat etmeliyiz. Unutmayın soğuk meşrubat ve besin maddeleri sahurda mideyi tahrik eder, üstelik susuzluk duygusunu da gidermez. Eğer sahur için faydalı bir içecekten söz edecek olursa, limonata uygundur. Ancak bu limonatayı taze limon suyu, çok az şeker veya baldan yapmak gerekir, zira şeker ensülin salmasına yol açar ve bu da kanda şeker oranının düşmesine sebebiyet verir ve sonuçta gün ortasına varmadan vücutta zafiyete yol açar.
Öte yandan sahurda fazla su içmek de tavsiye edilmez, zira fazla su gün boyunca vücudun su ihtiyacını karşılamakta pek etkisi yoktur.
Su içerken önce besleme ile başlayın ve içtikten sonra da elhamdulillah demeyi unutmayın. İmam Cafer Sadık’a –s– göre kim böyle yaparsa, o su midesinde kaldığı süreci Allah’ı tesbih eder ve sevabı ise suyu için kimseye yazılır.