Haziran 21, 2017 08:03 Europe/Istanbul

İmam Ali -s- mübarek ömrünün son Ramazan ayında çok acayip bir hali vardı.

Mübarek Ramazan ayının 19. Gününe bağlanan gecede o hazret Yasin suresini okudu ve ardından göğe bakarak şöyle dedi: Bu gece, bana buluşma vadedildiği gece olsa gerek.

İmam Ali -s- mübarek Ramazan ayının 19. Gününde sahurun ardından sabah namazını kılmak üzere caminin yolunu tuttu. İmam -s- camiye girdi. Caminin ezan okunan yerine geçti ve ezan okuduktan sonra tesbih ve zikirle meşgul oldu.

Bugün 19 Ramazan, İmam Ali’nin -s- Küfe camiinde darbe aldığı günün yıldönümü. İmam Ali -s- dillerin seçkin makamını beyan etmekten aciz olan büyük bir şahsiyettir. Hicretin 40. Yılında böyle bir günde seher vaktinde, İmam Ali -s- sabah namazının secdesine gittiği bir sırada İbni Mülcem Muradi adında bir katilin kılıcının darbesi ile yaralandı ve üçüncü gün şehit düştü.

Saffeyn savaşında sonra bir grup İmam Ali’ye -s- muhalefet etmeye başladı ve o hazrete karşı bir cephe oluşturdu. Bu zümre daha sonra havaric olarak ün yaptı ve Nehrivan savaşında İmam Ali’ye -s- yenik düştü. Havaric firarileri daha sonra Mekke’yi kendilerine üs edindi ve aralarından üç kişi Hz. Ali -s- ve Muaviye ve Amro As’ı öldürmeye yemin etti. İbni Mülcem Muradi İmam Ali’yi -s- katletmekle görevlendirildi.

İmam Ali -s- mübarek ömrünün son Ramazan ayında çok acayip bir hali vardı. Mübarek Ramazan ayının 19. Gününe bağlanan gecede o hazret Yasin suresini okudu ve ardından göğe bakarak şöyle dedi: Bu gece, bana buluşma vadedildiği gece olsa gerek.

İmam Ali -s- mübarek Ramazan ayının 19. Gününde sahurun ardından sabah namazını kılmak üzere caminin yolunu tuttu. İmam -s- camiye girdi. Caminin ezan okunan yerine geçti ve ezan okuduktan sonra tesbih ve zikirle meşgul oldu. İmam Ali’nin -s- adetlerinden biri camide uyuyanları namaza kaldırmaktı ve şöyle buyuruyordu: namaz, namaz, Allah sizi rahmet etsin, kalkın ve vacip namazınızı kılın.

İbni Mülcem Muradi şom niyeti ile beraber caminin bir köşesinde uyuyor gibi yapmıştı. İmam Ali -s- ona hitaben şöyle buyurdu: uykudan uyan ki bu uyku, Allah’ın öfkesine sebep olan uykudur. İmam -s- daha sonra mihraba doğru hareket etti ve namaza durdu. İmam Ali’nin -s- secdesi genellikle uzun sürerdi. İbni Mülcem Muradi bu fırsatı değerlendirdi ve mihrabın sütununa yaklaştı. Hz. Ali -s- birinci secdeden başını kaldırdı. İbni Mülcem Muradi iki secdenin ortasında kılıcı ile o hazretin başına vurdu. İmam Ali -s- bu darbeye tahammül ederek İbni Mülcem’e şöyle dedi: Allah’ın adı ve O’nun yardımıyla Allah Resulü’nün dinineyim. Kabe’nin Rabbine and olsun ki kurtuldum.

Darbenin ardından İmam Ali’nin -s- vücudunda zehrin tesiri belirmeye başladı. Camide bir gürültü koptu. İmam Hasan -s- ve İmam Hüseyin -s- Haşimoğulları’ndan bazılarının yardımı ile İmam Ali’yi -s- eve getirdi. Şiddetli kanama yüzünden hazretin yüz rengi sarımsı beyaza dönmüştü. İbni Mülcem’i eli kolu bağlı imamın huzuruna getirdiler. İmam Ali -s- şefkatle beraber olan zorluk içinde ona şöyle dedi: acaba ben senin için kötü bir İmam mıydım ki mükafatımı bu şekilde verdin?

İmam Ali -s- oğlu İmam Hasan’a -s- ibni Mülcem’e karşı nasıl davranılacağı konusunda sıkı sıkı tembihte bulundu ve şöyle buyurdu: oğlum, esirine hoşgörü ile davran ve ona şefkat ve rahmetle yaklaş.

İmam Hasan -s- arz etti: babacığım, bu melun sana ağır bir darbe indirdi ve yüreklerimizi ağrıttı. Ama buna karşın sen ona şefkatle davranmamızı mı emredersin? İmam -s- şöyle karşılık verdi: oğlum, biz rahmet ve mağfiret ehli beytiyiz. O zaman kendin ne yersen ona da onu yedir ve kendin ne içersen ona da onu içirt. Eğer ben bu dünyadan ayrılırsam ve onu kısas etmeye karar verirseniz, bana bir tek darbe indirdiğinden siz de sadece bir darbe başına vurun. Ama eğer ben hayatta kalırsam, o zaman ona nasıl davranacağımı kendim bilirim.

Değerli dostlar, sohbetimizin ikinci bölümünde yine Kur'an'ı Kerim’in nurani ayetlerine kulak veriyoruz. Bugün sizler için Nur suresinin 54. Ayetini seçtik. Ayet şöyle buyurmakta:

 

"قُلْ أَطِیعُوا اللَّهَ وَأَطِیعُوا الرَّسُولَ فَإِن تَوَلَّوا فَإِنَّمَا عَلَیْهِ مَا حُمِّلَ وَعَلَیْکُم مَّا حُمِّلْتُمْ وَإِن تُطِیعُوهُ تَهْتَدُوا وَمَا عَلَی الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِینُ

 

De ki: Allah'a itaat edin; Peygamber'e de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin ki, Peygamber'in sorumluluğu kendisine yüklenen (tebliğ görevini yapmak), sizin sorumluluğunuz da size yüklenen (görevleri yerine getirmeniz)dir. Eğer ona itaat ederseniz, doğru yolu bulmuş olursunuz. Peygamber'e düşen, sadece açık-seçik duyurmaktır.

Tevhid ilkesine göre Allah’tan başkasına itaat etmek ancak yüce Allah’ın izni olduğu durumlarda caizdir. Bu ayette yüce Allah kendisinden sonra peygamberine itaat etmeyi vacip ilan etmiş ve peygamberine şöyle buyurmaktadır: onlara de ki, eğer peygambere itaat etmekten kaçınacak olurlarsa bu amellerinden peygambere hiç bir zarar gelmez, zira onun belli bir görevi vardır ve o da risalet ve tebliğ etmektir ve sizin de göreviniz ona itaat etmek ve hidayete ermektir. O zaman eğer siz görevinizi yerine getirmezseniz, Allah’a ve peygamberine zarar gelmez, fakat eğer ona itaat ederseniz hidayete erersiniz, zira o ne derse Allah tarafındandır ve gerçekte Allah tealaya itaat etmek demektir ve hidayet de Allah’a itaat etmektedir. Ancak Resulullah’ın göreve sadece tebliğ etmektir, o kadar. O zaman eğer ona muhalefet eder ve risaletini inkar ederseniz, peygambere hiç bir zarar gelmez, zira o bir tek tebliğ etmekle görevlidir.

Allah’a itaat etmek, O’nun kelamına itaat etmek ve vahiy olarak peygamberine nazil ettiği ahkamı izlemekten başka bir şey değildir. Ancak Resulullah’a -s- itaat etmek iki kısımdır. Birincisi, yüce Allah’ın ahkamı teşri etmek üzere kitap dışında o hazrete vahiy ettiği şeylere itaat etmektir. Zira Allah’ın kitabı beyan ettiği ahkam, şeri ahkam ve konularla ilgili usuldür. Örneğin namaz ve oruç ve cihat ve Hac ve zekat ve nikah ve alış veriş ve diğer ibadetler hepsi genel hükümler olarak Kur'an'ı Kerim’de  gelmiştir. Ancak namazın ve orucun ve Hac ve diğer konuların niteliğini Resulullah’tan -s- öğrenmeliyiz. Nitekim Allah Resulü -s- şöyle buyurur: Allah namazı vacip kılmıştır, fakat bakın ben nasıl namaz kılıyorum, o zaman siz de namazda gerekli olan tüm ön hazırlıkları ve fiilleri ve sözleri öğrenerek benim gibi namaz kılın. Bu detaylar Kur'an'ı Kerim’de beyan edilmemiştir ve sadece genel kurallar ifade edilmiştir. Bu yüzden ahkamın detaylarını Allah Resulü’nden -s- öğrenmeliyiz.

Değerli dostlar şimdi sohbetimizin üçüncü ve son bölümünde yine İslam’ın mübarek Ramazan ayı ile ilgili beslenme ve sağlık tavsiyelerine kulak veriyoruz.

İnsanoğlu doğum anından ölüm anına kadar içgüdüsel olarak bekası için suya ve yiyeceğe ihtiyacı vardır. Bir bitki sudan mahrum bırakılırsa solmaya başlar, ancak eğer bir insan suya ulaşamazsa ölmesi kaçınılmazdır.

Yerkürenin %70 kadarı su ile kaplıdır. İnsan vücudunun %70’i sudan oluşmaktadır. Buna göre vücudunun %70 kadarı sudan oluşan bir mahlukun besin maddelerinin %70 kadarının sudan oluşmuş olması doğaldır.  Sağlık uzmanları insanlara en çok bal, sulu meyveler ve sebzevat tüketmeyi tavsiye ediyor. Bu besin maddeleri doğal olarak su içeren maddelerdir. Bol sulu besin maddelerinden başka da diğer besin maddelerinde su vardır

Genelde ham besin maddeleri bol su içerirken, pişmiş besin maddeleri içindeki suyunu kaybetmiş veya çok az su içermektedir. Örneğin bal %20 su içerirken fabrikada üretilen toz şeker ancak %3 su içerir, kesme şeker ise hemen hemen su içermez. Yani bal doğal bir besin maddesi olarak insana hayat veren bir besin maddesidir ve Kur'an'ı Kerim tabiri ile halk için şifa kaynağı sayılır. Yüce Allah Nahl suresinin 68 ve 69. Ayetlerinde şöyle buyurur:

Rabbin bal arısına: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan kendine evler (kovanlar) edin. Sonra meyvelerin her birinden ye ve Rabbinin sana kolaylaştırdığı yaylım yollarına gir, diye ilham etti. Onların karınlarından renkleri çeşitli bir şerbet (bal) çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır. Elbette bunda düşünen bir kavim için büyük bir ibret vardır.

Buna göre bal iftar ve sahur vakti en iyi içeceklerden sayılır. Özellikle Ramazan ayının ikinci yarısında oruç tutan insanlar daha zayıflar ve daha dikkatli beslenmeleri gerekir. Bu konuya karşı her türlü duyarsızlık Ramazan ayının sonunda ve hatta daha uzun vadede tesirini gösterir.

Bal tüketmek oldukça faydalıdır. Bal sağlıklı ve kolay sindirilen bol enerjili bir besin maddesidir ve içinde bir çok mineral, protein, karbohidrat, anzim ve vitamin içerir.

Geleneksel tep uzmanı Golam Rıza Kürd Afşari şöyle diyor: su ve bal middeyi kuvvetlendirir ve insanın iştahını düzenler.

Bal içerdiği diyastazları sayesinde kalbin çevresindeki yağları eritir ve bu yüzden yaşlı insanlara ve kalp hastalarına bal tüketmeleri tavsiye edilir. Bal içerdiği şeker ve özellikle glukoz sayesinde kalp adalerinin faaliyeti üzerinde büyük etkisi vardır ve damarların açılmasına, tansiyonun düzenlenmesi ve enfarktüsün önlenmesine katkı sağlar.