Haziran 21, 2017 08:32 Europe/Istanbul

Geçen bölümde hatırlanacağı üzere Kur'an'ı Kerim’in bazı adlarını gündeme getirdik.

Kur'an'ı Kerim, Kitap, Nur, Rahmet, Beşeri ve Hekim bu adlardan bazılarıydı ve hepsini kısaca gözden geçirdik.

Şimdi sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Kur'an'ı Kerim’in bir başka adı Furkan’dır. İnsanın sahip olduğu bilimin kısıtlı olması yüzünden bir çok dönemde ve özellikle siyasi, kültürel ve sosyal krizler patlak verdiğinde, hakla batılı ayırt etmek zorlaşır.

İmam Ali -s- Nehcul Belağa’daki beşinci hutbesinde bu konuya işaret ederek şöyle buyurur: Eğer hak ve batıl hakiki yüzleri ile ortaya çıkarsa hiç kimse onları ayırt etmekte hataya düşmez. Ancak bazı şeytan sıfatlı insanlar haktan bir parça alıp batıl ile karıştırır ve böylelikle insanların hakla batılı ayırt etmelerini ciddi sıkıntıya sokarlar. Bu hengamede şeytan dostlarına musallat olur ve onları saptırır.

Bu tür durumlarda şüphe uyandıran fitnelere düşmemek için en etkili yol, Kur'an'ı Kerim’e sığınmaktır. Zira Kur'an'ı Kerim hak ve batıl kriterlerini beyan ederek onları tanıma yolunu bizlere gösterir. Bu yüzden Kur'an'ı Kerim’in bir adı ve yine bu kitapta yer alan bir surenin adı Furkan, yani hakkı batıldan, nuru karanlıktan, imanı küfürden ve bilinci cahillikten ayırt eden demektir. Kur'an'ı Kerim bu konuda Furkan suresinin birinci ayetinde şöyle buyurur:

Âlemlere uyarıcı olsun diye kulu Muhammed'e Furkan'ı indiren, Allah, yüceler yücesidir.

Kur'an'ı Kerim’in bir başka adı hidayete erdiren anlamına gelen Huda’dır. İnsanın yaşam yolunda ilerlerken bir çok engebe ve uçurumlarla karşı karşıya gelir ve her an sapma tehlikesi onun kemale erme sürecini tehdit eder. Bu tehditleri fırsata çevirebilmek için dakik ve mantıklı ve ilkeli hidayetleri ile bize gelişme zemini hazırlayan bilge ve yürek yakan bir rehbere ihtiyacımız vardır. Fakat bazıları beşeri akıl ve bilim insanı hidayete erdirmek için yeterli olduğunu zanneder, oysa çağımızda karşılaştığımız krizler ve büyük sorunlar bunun doğru olmadığını ortaya koyar.

Dolaysıyla vahiy olmaksızın aklın insanı hiç bir zaman istenilen şekilde hidayete erdiremeyeceği konusunda hiç bir kuşku veya şüphe geride kalmayacağı kesindir. Kur'an'ı Kerim’in en seçkin özelliklerinden biri, ilahi vahiye dayalı olmasıdır, ki böylece Allah vergisi aklın yanında insanları hidayete erdirme görevini de üstlenir ve en iyi ve güçlü biçimde insanları en doğru yola hidayete erdirir.

Kuranî hidayetin kıvamı ve güçlülüğünün delili ise tealiminin hikmetle nazil olmasıdır ve bu semavi kitabın hidayete erdirme ve furkan olma özellikleri hidayet zemininde hakkı batıldan ayırt etme imkanını sağlar. Bu yüzden Bakara suresinin 185. Ayetinde şöyle buyurur:

Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır.

İslam’ın talim ve terbiye kültüründe insan Allah’a, kendisine ve toplumuna karşı bazı sorumlulukları vardır ve bunlara bağlı kalması gerekir, fakat bir çok durumlarda ve yaşamın engebeli sürecinde bu sorumluluklarını unutabilir. Bu tür durumlarda nasihat ve vaaz zaruretini ortaya koyar. Hiç bir insan hiç bir mevkide ve konumda veya şartların altında nasihat ve vaaz dinlemekten bağımsız değildir. Nitekim İmam Ali -s- de halka hitaben Beni nasihat edin, şeklinde buyurmuştur.

Kur'an'ı Kerim sadece bu konuya vurgu yapmakla kalmaz, adlarından biri de nasihat anlamına gelen Muize’dir. Muize veya öğüt, hikmetli nasihattir ve insanı gafletten ve unutkanlıktan uyandırır. Kur'an'ı Kerim Yunus suresinin 57. Ayetinde şöyle buyurur:

Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdekine bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir.

Kur'an'ı Kerim’in bir diğer adı Zikir’dir. Bazen nasihat ve öğüt pek etkili olmaz ve bu kez ikaz ve hatırlatma söz konusu olur. İnsanlara inanç, ahlak, kültür, siyaset ve sosyal gibi alanlarda sorumluluklarını hatırlatmak o kadar önemlidir ki yüce Allah peygamberine şöyle emreder: o zaman sen hatırlat. Senin ancak sorumlulukları hatırlatma görevin vardır.

Bir başka ifade ile nasihat ve öğüt ve hatırlatma birbirini tamamlayan amellerdir ve her ikisini ciddiye almak gerekir. Bu yüzden Kur'an'ı Kerim hem öğüt kitabı ve hem ikaz kitabıdır. Nitekim bu konuda Kur'an'ı Kerim’in Nahl suresinin 44. Ayetinde şöyle buyurur:

Apaçık mucizeler ve kitaplarla (gönderildiler). İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için ve düşünüp anlasınlar diye sana da bu Kur'an'ı indirdik.

Eğer yine de nasihat ve öğüt ve hatırlatma pek fazla etki yapmazsa bu kez uyarı ve korkutma yönteminden yararlanmak gerekir. Peygamberlerin ve Kur'an'ı Kerim’in siyeri, ilkin insanları hidayete erdirmek ve uyandırmak için onlara müjdeli vaatlerde bulunmaya yöneliktir. Ancak eğer bu yöntem etkili olmazsa, bu kez korkutmak ve uyarmak yönteminden yararlanmak ve gafil insanları saptıkları yanlış yoldan geri getirmek ve yanlış amellerinden el çektirmek gerekir. Bu yüzden Kur'an'ı Kerim’in bir başka adı Nazir’dir. Kur'an'ı Kerim peygamber efendimizin -s- dilinden şöyle buyurur: Bu Kur'an bana, kendisiyle sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolundu.

Bu ayetten anlaşıldığı üzere Kur'an'ı Kerim’in uyarma risaleti sadece Müslümanlara özel bir durum değil, evrensel bir risalettir ve gerektiği yerlerde beşeri toplumu uyarıları ile gaflet uykusundan uyandırmaya çalışır. Bu bağlamda Furkan suresinin birinci ayeti daha net bir şekilde şöyle buyurur:

Âlemlere uyarıcı olsun diye kulu Muhammed'e Furkan'ı indiren, Allah, yüceler yücesidir.

Kur'an'ı Kerim’in ele almak istediğimiz son adı, Şifa’dır. Kur'an'ı Kerim kerim öğretilerine göre eğer nasihat ve hatırlatma ve ikaz ve uyarı gibi yöntemlerin hiç biri fayda etmez ve bazı sapkınlıklar adet haline gelmiş ise, bu kez zafiyetleri ve kargaşayı düzeltmek için çare düşünmek gerekir.

Gerçi psikologlar ve sosyologlar  bir ölçüde insanların ruhi ve ahlaki hastalıklarının tedavisi için bazı yöntemler sunar, fakat çağımız insanı hala ciddi sorunlarla karşı karşıyadır ve hiç kuşkusuz insanı yaratan ve içindeki sırları yüzde yüz bilen Allah onun ahlaki ve davranışları ile ilgili hastalıklarının tedavi yollarını da Kur'an'ı Kerim öğretileri arasında yerleştirmiştir. Bu konuda Isra suresinin 82. Ayetinde şöyle okumaktayız:

Biz, Kur'an'dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, müminler için şifa ve rahmettir; zalimlerin ise yalnızca ziyanını artırır.

Yüce Rahman Kur'an'ı Kerim’in Yunus suresinin 57. Ayetinde de beşeri toplumlara hitap ederek şöyle buyurur:

Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdekine bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir.