Haziran 23, 2017 12:35 Europe/Istanbul

İnsanın bir çok sapkınlığı ya işlediği günahların sonucu, ya da içinde var olan çirkin özelliklerin ürünüdür.

Ancak her iki durumda, içinde tevbe nuru parlamadığı müddetçe sonuç sapkınlıktır. İnsanın tevbesini bir an bile ertelememesi ve hemen günahı terk etmesi gerektiğinin sebebi şu ki insan çoğu zaman günah bataklığına saplanır ve daha sonra bu bataklığın içinden çıkamaz olur.

Mübarek Ramazan ayının manevi bereketlerinden biri Kur'an'ı Kerim ile alışmaktır ve özellikle Kadir gecelerinde Kur'an'ı Kerim’in nurani ayetlerinin tilavet edilmesi ve üzerinde düşünülmesine sık sık vurgu yapılmıştır. Nitekim bu günün duasında şöyle okumaktayız:

Ey yüce Rabbim, bana cennet kapılarını aç, cehennemin ateş kapılarını kapat ve Kur'an'ı Kerim tilavet etme tevfiki inayet buyur, ey müminlerin kalplerini huzura kavuşturan Rabbim.

Kur'an'ı Kerim hakikati mübarek Ramazan ayında ve Kadir gecesinde İslam Peygamberi’nin –s– kalbine nazil olduğundan, Kur'an'ı Kerim ile Ramazan ayı arasında özel bir ilişki söz konusudur, öyle ki Ramazan ayı Kur'an'ı Kerim baharı olarak adlandırılır. Yani nasıl ki ilkbahar mevsiminde doğa yeniden canlanıyorsa, Kur'an'ı Kerim dostları da bu ayda daha çok bu semavi kitaba yakınlaşır ve onu okumak ve maarifini öğrenmekle gönüllerine yeniden hayat kazandırır.

Mübarek Ramazan ayında, Kur'an'ı Kerim ile alışma ayında bizler de içimizde Kur'an'ı Kerim ile alışma duygusunu geliştirmeli ve onunla sıkı bir ilişki kurmaya çalışmalıyız, zira Kur'an'ı Kerim insanı insan eden en mükemmel kitaptır ve insanları saadete erdirmek için en mükemmel programları içerir. Kur'an'ı Kerim yüce Allah’ın kelamıdır ve ona amel etmek hiç kuşkusuz dünya ahiret saadetimize ve kurtuluşumuza vesile olur. Ne zaman Kur'an'ı Kerim’i tanıyacak olursak ve onu nazil edenin azametini idrak ederek muhtevasını anlarsak ve ardından büyük bir aşkla onunla fikri ve pratik irtibat kuracak olursak o zaman Kur'an'ı Kerim ile alıştığımızı iddia edebiliriz.

Arapça alışma anlamına gelen üns sözcüğü, bir şeye alışmak ve hemdem olmak demektir. Örneğin bir bebek anasının göğüsüne alışmıştır veya hakiki arif, Allah ve kelamı ile alışan ve hemdem olan kimsedir. Hakiki üns kavramı, büyük ve kopmaz bir aşk ve sevgi ile sevdiğimiz şeyle hemdem olmaktır  ve insanı sevdiği şeyle sıkı sıkıya bağlar. Allah ve kelamı ile böyle bir üns, evliyaların özelliğidir.

Nehcül Belağa adlı kitapta Kur'an'ı Kerim’i tanımak ve emirlerine uymak hakkında bir çok açıklama yapılmış ve vurgulanmıştır. Örneğin İmam Ali –s– 139 sayılı hutbesinde şöyle buyurmakta:

Takvalı insanlar Kur'an'ı Kerim’i bir bir ve üzerinde düşünerek kıraat eden ve derdinin dermanını onda arayan kimselerdir. Bu insanlar ne zaman içinde teşvik olan bir ayetle karşılaşacak olurlarsa, büyük bir ilgi ile ona yönelir ve tüm kalbi ve ruhu ile onun üzerinde odaklanır ve sürekli ona uyar ve ne zaman içinde bir ikaz olan ayetle karşılaşırlarsa, gönül kulaklarını o ikazı dinlemek için açarlar.

Bu hutbede yer alan sözlere göre Kur'an'ı Kerim ayetleri her zaman mümin insanın kalbini etkilemeli ve fikri ve pratik değişimine ve imanının artmasına vesile olmalıdır. Aksi takdirde bu kitabın insanlar için hiç bir faydası olmayacaktır. Gerçekte Kur'an'ı Kerim’den ancak takvalı olmak isteyen ve kalpleri cahillik, şirk, zulüm ve nifaka bulaşmayan insanlar yararlanabilir.

Değerli dostlar, sohbetimizin ikinci bölümünde yine Kur'an'ı Kerim’in nurani ayetlerine kulak veriyoruz. Bugün sizler için Rum suresinin 10. ayetini seçtik. Ayet şöyle buyurmakta:

ثُمَّ کانَ عاقِبَةَ الَّذینَ أَساؤُا السُّوأى أَنْ کَذَّبُوا بِآیاتِ اللَّهِ وَ کانُوا بِها یَسْتَهْزِؤُن

Sonunda, Allah'ın âyetlerini yalan sayarak ve onları alaya alarak kötülük yapanların âkibetleri pek fena oldu.

Bu ayet günahların insanı doğru yoldan uzaklaştırdığını beyan etmek istiyor. Bazı Müslümanlar iman etmişti, fakat bir anlık gaflet yüzünden günaha yöneldi ve hak yolundan uzaklaştı. Doğru yoldan sapmak çok tehlikeli bir durumdur. Bu sapma ilkin her ne kadar ufak da olsa, zamanla bu açı genişler ve ilerledikçe doğru yoldan daha çok uzaklaşılır, öyle ki hatta ilahi ayetleri tekzip etme noktasına kadar ilerleyebilir.

Hadislerde belirtildiği üzere insan bir günah işlediğinde kalbinde siyah bir leke oluşur ve tevbe edince de silinir. Ancak eğer bu günahına yenisini eklerse, kara leke büyük ve kalbini sarar ve bundan sonra bir daha iflah olmaz. İnsanın bir çok sapkınlığı ya işlediği günahların sonucu, ya da içinde var olan çirkin özelliklerin ürünüdür. Ancak her iki durumda, içinde tevbe nuru parlamadığı müddetçe sonuç sapkınlıktır. İnsanın tevbesini bir an bile ertelememesi ve hemen günahı terk etmesi gerektiğinin sebebi şu ki insan çoğu zaman günah bataklığına saplanır ve daha sonra bu bataklığın içinden çıkamaz olur.

Nice insanlar yolun başında hak cephesinde yer almıştı, ancak zamanla ve yavaş yavaş batıla doğru sapmaya başladı. Nitekim İmam Ali –s– bir zamanlar İslam Peygamberi –s– ile aynı safta çarpışan fakat o hazretten sonra bir savaşta ölen birinin kılıcı hakkında şöyle buyurmuştur: Bu kılıç nice günlerde ve nice savaşlarda Resulullah’ın –s– yüzünden keder tozunu sildi. Bu kılıç Müslümanların halifesi Ali bin Ebutalib’in yüzüne çekildi.

Bu ayetten anlaşılan bir başka nokta da şu ki şöyle buyurmakta: Allah'ın âyetlerini yalan sayarak ve onları alaya alarak kötülük yapanların âkibetleri pek fena oldu. Yani hedeflerine ulaşmak için kötü araç gereçleri kullananların sonu en kötü son olacağını buyuruyor. Bu durum doğru algılandığı takdirde uyanıklık kavramı üzerinde bir kez daha düşünmemize vesile olacaktır. Acaba başkalarının hakkından kendi çıkarları uğruna yararlanan biri uyanık mıdır? Ya da hiç kimsenin hakkı üzerinde olmasını istemeyen kimse kendi hakkından vazgeçmesi uyanıklılık mıdır?

Ve ayette yer alan son nokta başkaları ile alay etmenin kafirlerin ve enbiyayı inkar edenlerin özelliği oluşudur. O zaman her Müslüman bir konuya inanmadığı takdirde onu alay konusu etmemeye ve mantıklı bir cevap veya gerekçe göstermeye çalışması gerekir ve eğer doğru bir delil bulduysa o konuyu kabul etmesi, aksi takdirde uygun bir dil ve edebiyatla reddetmesi gerekir.

Değerli dostlar şimdi sohbetimizin üçüncü ve son bölümünde yine İslam’ın mübarek Ramazan ayı ile ilgili beslenme ve sağlık tavsiyelerine kulak veriyoruz.

Bilindiği üzere mübarek Ramazan ayında uzun süre yememek ve içmemek, ağzın kötü kokmasına sebebiyet veriyor. Bu konu özellikle gençlerin arasında sosyal bir sorun olarak gündeme geliyor ve başkaları ile iletişim kurmakta sorun yarattığı için olumsuz psikolojik tesirleri oluyor.

Gerçi Ramazan ayı içinde barındırdığı bereketler ve insanların kalbinde ve ruhunda yaptığı değişimler yüzünden büyük bir değer taşımaktadır ve yüce Allah kulları O’na itaat ettiği için oruçlu insanın ağzının kötü kokusunu mis kokusu olarak tabir etmiş ve hoş koku olduğunu buyurmuştur.

İslam Peygamberi –s– de şöyle buyurur: Mübarek Ramazan ayında oruçlu insanın ağzının kötü kokusu yüce Allah katından mis kokusundan daha değerlidir.

Buna karşın bazı beslenme tavsiyelerine uymakla ağzın kötü kokmasını önlemek mümkündür. Diş hekimi Haeriyan, dişlerin arasında kalan yemekler, sigara tüketmek, bazı ilaçların alınması ve sarımsak gibi bazı besin maddeleri ağzın kötü kokmasına sebep olabildiğini belirterek şöyle diyor: insan aç kalınca ağzı kötü kokabilir, şöyle ki uzun süre yememek ve içmemek yüzünden vücuttaki su oranı düşer ve ağızdaki salgı bezleri çalışmadığı için ağızda kötü koku oluşur. Yine gıda maddelerini çiğnememek da ağzın kötü kokmasına yol açabilir, zira çiğnemek, gıda maddelerinin dişlerle temas etmesini sağlar ve bu da dişlerin üzerine yerleşen mikropları yok eder ve sonuçta ağzın kötü kokusu bertaraf olur.

Dr. Haeriyan Ramazan ayında ağzın kötü kokmasını hafifletmek için de şu tavsiyede bulunuyor: ağzın kötü kokmasını önlemek için atılacak ilk adım dişlerdeki çürüklükleri gidermek ve daha sonra da dişlerin arasında gıda maddelerinin kalmamasına özen göstermek ve dilin yüzeyini de fırçalamaktır.

Beslenme uzmanları da bu konuda şu tavsiyelerde bulunuyor: nane özünü veya nane suyunu yatmadan önce ve sahurdan hemen sonra tüketmek ağzın kötü kokusunu önlemekte etkilidir. Bundan başka nane özü sindirim sisteminde bazı sıkıntıların giderilmesinde etkilidir. Ramazan ayında iftardan sahura kadar geçen sürede bol su ve taze meyve tüketmek ve baharat ve yağlı yemekler ve kahve ve sarımsak ve soğan gibi kokulu besin maddeleri ve bol etli yemekler ve sigara tüketmekten kaçınmak da ağzın kötü kokmasının hafiflemesine katkısı olan durumlardır.

Peynir, bol fosfat içeren bir besin maddesidir ve Ramazan ayında bol bol tüketilmesi tavsiye edilir. peynir ayrıca kalsiyum zengini bir besin maddesidir ve ağzın kurumasını engeller.

Ramazan ayında vücudun ihtiyaç duyduğu C vitamini de portakal ve kavun gibi meyvelerle karşılanmalıdır. Bundan başka bakterilerin gelişmesini engellemek için bol bol taze meyve tüketmek gerekir ki bu da ağzın kötü kokmasını engelleyen etkenlerden biridir.