Allah’ın ayı; Ramazan - 24
Mübarek Ramazan ayında yüce Allah’ın yeryüzüne yönelik rahmeti daha da artar ve bu rahmetin işaretleri özellikle Müslüman toplumlarda belirgin hale gelir.
Müslümanlar dini inançları gereği Ramazan ayında güzel gelenekleri vardır ki iftar vermek bu güzel geleneklerden biridir ve Allah Resulü’nden –s– miras kalmıştır.
Akşam ezanına dakikalar kalmıştı. Münacat sesi geliyordu. İftar sofrası eve ayrı bir güzellik kazandırmıştı. Anne iftar sofrasını tamamlamakla uğraşıyordu. Ailenin küçük kızı Sare çocuksu coşkusu ile ve merak içinde her şeye bakıyordu. Baba elinde ekmek ve yüzünde hoş bir tebessümle eve geldi. Büyükbaba, büyükanne, hala, dayı, teyze o gün eve misafirdi e hepsi sevgi ve şefkat dolu bir ortamda orucunu açacaktı. O sırada ezan sesi yükseldi ve yürekler has bir nuraniyetle aydınlandı. Büyükbaba ayağa kalkınca herkes ona saygı olarak yerinden kalktı. Büyükbaba sevgi dolu bir bakışla herkesi gözden geçirdi. Belki de o güzel ve melekuti anlarda yüce Allah bu birlikteliği hatta o olmadığı günlerde bozmamasını ve kalıcı kılmasını niyaz ediyordu. Büyükbabanın daveti üzerine herkes iftar sofrasına oturdu. Büyükbaba ellerini göklere doğru yöneltti ve dua okudu, herkes amin dedi. Bu güzel ziyafeti küçük Sare asla unutmayacaktır. Sare büyüdüğünde mutlaka bu güzel geleneği sürdürecektir. O da sade ve samimi iftar sofrası ile gönülleri birbirine yakınlaştırmaya çalışacaktır.
Evet, biraz önce de belirtildiği üzere, Mübarek Ramazan ayında yüce Allah’ın yeryüzüne yönelik rahmeti daha da artar ve bu rahmetin işaretleri özellikle Müslüman toplumlarda belirgin hale gelir. Müslümanlar dini inançları gereği Ramazan ayında güzel gelenekleri vardır ki iftar vermek bu güzel geleneklerden biridir ve Allah Resulü’nden –s– miras kalmıştır. O hazret bu geleneğin önemi hakkında şöyle buyurur: Kendinizi iftar vererek cehennem ateşinden koruyun, velev ki verdiğiniz iftarlık yarım hurma veya bir yudum su olsun.
İftar vermek, Müslümanların arasında sosyal ilişkileri ve dostluk ve kardeşliği pekiştiren güzel geleneklerden biridir. İslam dini esasen sevgi ve dostluk dinidir ve insanların ilişkileri saygı ve sevgi ve edep çerçevesine oturtulmasına vurgu yapar. İslam Peygamberi –s– sosyal ilişkilerinde insanlara en çok sevgi ve saygı gösteren bir insandı. Nitekim kim o hazretle görüşecek olursa eşsiz kişiliğine hayran olurdu. Allah Resulü –s– çok güzel bir ahlak ve tebessümlü bir yüz ve alçak gönüllü bir şekilde başka insanları karşılardı. O hazret bir vecizesinde şöyle buyurur: bazı insanlar hayır anahtarları ve diğer bazıları kötülük ve şer anahtarlarıdır. Ne mutlu yüce Allah ellerine hayır anahtarını verenlere.
Başkalarına yardım etmek veya onların gönlünü şad etmenin türlü yolları vardır. Örneğin bir dostla acısını paylaşmak kederini hafifletir veya bazen küçük bir infak, sıkışmış vaziyette olan bir insanın yaşamından büyük bir düğümün çözülmesine vesile olur ve infakta bulunan insana karşı sevgi fidanını kalbine dikmiş olur.
Allah Resulü –s– bir vecizesinde insanları şad etme yöntemlerinden üç örneğe işaret ederek şöyle buyurur: en güzel amellerden biri, bir Müslümanı şad etmektir, şöyle ki ya onun borcunu ödersin, ya da bir hacetini yerine getirirsin veya içindeki bir kederi veya sıkıntıyı giderirsin.
Değerli dostlar, sohbetimizin ikinci bölümünde yine Kur'an'ı Kerim’in nurani ayetlerine kulak veriyoruz. Bugün sizler için Taha suresinin 74 ve 75. ayetlerini seçtik. Ayetler şöyle buyurmakta:
"إِنَّهُ مَن یَأْتِ رَبَّهُ مجْرِماً فَإِنَّ لَهُ جَهَنَّمَ لا یَمُوت فِیهَا وَ لا یحْیى.وَ مَن یَأْتِهِ مُؤْمِناً قَدْ عَمِلَ الصلِحَتِ فَأُولَئک لهَمُ الدَّرَجَت الْعُلى ."
Şurası muhakkak ki, kim Rabbine günahkâr olarak varırsa, cehennem sırf onun içindir. O ise orada ne ölür ne de yaşar! Kim de iyi davranışlarda bulunmuş bir mümin olarak O'na varırsa, üstün dereceler işte sırf bunlar içindir.
Bu ayetler Firavun’un sihirbazlarının Hz. Musa’ya iman etmesi ve Firavun’un vaatlerinin ardından nazil olmuştur. Firavun sihirbazlara zafer kazandıkları takdirde onlara kendi sarayında mevki verme sözü vermişti, fakat sihirbazlar Hz. Musa’ya iman edince, ellerini ve bacaklarını kesmek ve hepsini asmakla tehdit etti.
Bu ayetlerde dikkat çeken nokta, sihirbazların Hz. Musa karşısında derin ve hızlı bir değişime uğramasıdır. Sihirbazlar Hz. Musa’nın en sıkı düşmanları olarak karşısına çıkmıştı, ancak o hazretin ilk mucizesini görünce derinden sarsılarak uyandı ve herkesi şaşırtacak şekilde taraf değiştirdi. Küfürden imana doğru bu ani ve hızlı değişim ve bir başka ifade ile karanlıktan nura yönelmek herkesi şaşırttı ve hatta Firavun bile buna inanamadı ve bu yüzden bu durumu önceden tasarlanmış bir komplo gibi göstermeye çalıştı, oysa kendisi de bu iddianın yalan olduğunu biliyordu.
Gerçekte sihirbazların hızlı ve derin bir şekilde değişime uğraması, öyle ki hatta bu uğurda canını bile koymaya hazır olması ve yüksek ağaçlardan asılmaktan ve elleri ve ayaklarının kesilmesinden korkmamalarına sebep olan şey, ilim ve marifetti. Sihirbazlar o dönemin sihir ve büyü tekniklerini ve sırlarını biliyordu ve bu yüzden Hz. Musa’nın yaptıkları sihir değil, ilahi mucize olduğunu anlamıştı ve buna göre büyük bir şecaat ve kesin tavırla yollarını değiştirdi. Dolaysıyla bu ayetlerden anlaşıldığı üzere sapkın insanları veya toplumları doğru yola getirmek için her şeyden önce onları bilinçlendirmek gerekir.
Bu ayetlerde dikkat çeken bir başka nokta da şu ki tüm insanlar Allah’a doğru uzanan yollarında ya suçlu ve günahkar bir kul ya da mümin ve salih bir insan olarak hak tealanın karşısına çıkar. Eğer insan suçlu ve günahkar ise, sonucu azaptan başka bir şey olmayan ateşe atılır ve eğer mümin ise cennette ağırlanır.
Hoca Abdullah Ensari, irfani bir tefsirde şöyle diyor: bu iki ayet iki gruba işaret ediyor. Bir grup ilahi intikam sıfatına maruz kalır ve ne kurtulmak için ölürler, ne de zevk alabilecekleri bir yaşam sürdürürler. Öteki grup ise ilahi lütfun cemali onlarda tecelli eder ve sevgi şarabından her an ve her saatte yararlanırlar. Bu ayetlerin amacı ise kulun gaflet perdesini aralaması ve amellerini şeriate göre ve hakikat kriterine uygun ilerletmesi içindir.
Değerli dostlar şimdi sohbetimizin üçüncü ve son bölümünde yine İslam’ın mübarek Ramazan ayı ile ilgili beslenme ve sağlık tavsiyelerine kulak veriyoruz.
Mübarek Ramazan ayının son günleri bu yıl daha fazla sıcak ve daha uzun günlere denk gelmiştir ve susuzluk bazen oruç tutmanın baskısını ikiye katlar ve insanın vücudu su eksikliği sorunu ile karşılaşır. Buna göre şu yaz aylarının uzun günlerinde oruç tutan ve yemekten ve içmekten el çeken ve ilahi rahmete gönül verenlere şu tavsiyede bulunmak istiyoruz: mübarek Ramazan ayında susuzluğunuzu gidermek için vişneyi unutmayın. Vişne susama hissini hafifletir ve kanı durular ve deriyi şeffaf yapar. Yine kaysı ve şeftali gibi meyveleri tüketin, zira bu meyveler mide asidinden kaynaklanan rahatsızlığı hafifletir ve vücudun kaybettiği mineralleri bir nebze olsun telafi eder.
İnsanın kaybettiği mineralleri meyve suyu ve sebzevat ve bol sulu meyveleri tüketerek yeniden kazanmak çok yararlıdır. Portakal ve mandalina ve çilek gibi meyveler vücudun ihtiyaç duyduğu suyu karşılamanın yanı sıra kalsiyum, demir, potasyum ve diğer mineralleri ve ayrıca C, B1 ve B2 ve diğer vitaminleri karşılamakta birebirdir. Karpuz ve kavun gibi sulu meyveler de bu konuda çok faydalıdır ve iftarlarda ve sahurlarda tüketilmesi tavsiye edilir. limon da susama hissini gidermekte çok etkilidir. Yine bu hissi hafifletmek için kurutulmuş nane yaprağını kaynatın ve bal ile karıştırarak susama hissini hafifleten mucizevi bir içecek hazırlayın. Unutmayan özellikle demli çay başta olmak üzere sahurda susuzluğunuzu gidermek için çay tüketmek yanlıştır.
Geleneksel tıp ise bu konuda semizotunu tavsiye ediyor. Bilimsel adı Portulaca oleracea olan semizotu etli yaprakları ve siyah ufak tohumu olan bir bitkidir. Bu bitkinin yaprakları yağ içeriyor gibi gözükür.
İranlı büyük hekim İbni Sina semizotu harareti bastırdığını, susuzluğu giderdiğini belirtir. Semizotunu Ramazan aylarında susama hissini hafifletmek için tüketmek çok faydalıdır. Bu mucizevi bitkinin şerbeti iftar ve sahurda tüketilmesi tavsiye edilmiştir. Geleneksel tıp uzmanlarına göre semizotu kabızlık getirir. Bir çok Arap ülkesinde semizotu sebzevat olarak marketlerde satılır. Bu otun suyundan veya ezilmiş yaprakları ve dallarından yanık yaralarının tedavsi ve iltihapların hafifletilmesinde kullanılır.