Haziran 23, 2017 13:06 Europe/Istanbul

Kur'an-ı Kerim’in üzerinde yapılan araştırmaların arasında en önemli konulardan biri, bu kitapta yer alan öğretilerin çok boyutlu olmasıdır.

Genel bir bakıştı bu öğretileri ise inançsal, ahlaki, kültürel, sosyal, siyasi, askeri ve iktisadi olmak üzere çeşitli bölümlere ayırmak mümkün. İnanç temelleri insanların fikri ve pratik ilkelerinde altyapı rolü ifa ettiğinden, o zaman kuranî öğretileri arasında en önemli ve en temel öğretiler dinin inançla ilgili meselelerdir. Bu doğrultuda mebda ve maad ilkeleri tüm ilahi peygamberlerin davetinin ortak yönleri olmuştur ve yegane Allah’a ve tevhide inanmak tüm ilkelere kıyasla daha çok vurgu yapılan bir ilkedir.

Bilindiği üzere enbiyanın görevi beşeri camiayı yegane Allah’a tapmaya davet etmek ve her türlü şirkten sakındırmaktı. Nitekim yüce Allah peygamberi Hz. Muhammed’e -s- şöyle buyurur:

Senden önce hiçbir resûl göndermedik ki ona: "Benden başka İlâh yoktur; şu halde bana kulluk edin" diye vahyetmiş olmayalım.

Tevhid inancı ve Allah’ın yegane oluşuna inanmak sadece teorik boyutlarla sınırlı değildir ve bunun yanında pratik hale getirilmesi ve yaşamımızın tüm boyutlarının ekseni olması gerekir. Yüce Allah bu doğrultuda peygamberine şöyle emreder:

De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir.

Buna göre tevhid inancı ibadet, ameller, hakimiyet, malikiyet, rabbanilik ve kısacası tüm alanları kapsar. Kuşkusuz bu denli geniş kapsamlı bir inanç kendine göre sorumluluk ve yükümlülük de getirir ve öte yandan ölüm, hayatın sonu olmadığını da unutmamak gerekir. Ölüm yeni bir hayatın başlangıcıdır ve bu yeni yaşama başlarken tüm amellerimizin hesabını vermek zorundayız. İşte bu noktada maad ilkesi gündeme gelir. Yüce Allah kıyamet günü hakkında her türlü şaibeyi ortadan kaldırmak üzere şöyle buyurur:

Allah -ki ondan başka hiçbir tanrı yoktur elbette sizi kıyamet günü toplayacaktır, bunda asla şüphe yoktur. Söz bakımından Allah'tan daha doğru kim vardır!

Mebda ve maad ilkelerine, yani Allah’a ve kıyamet gününe inanmak, insan ve varlık alemi beyhude ve hedefsiz yaratılmadığı hakikatini aydınlatır. Maad ilkesine olan inancımızın önemi, hepimizin kıyamet gününde ilahi adalet mahkemesinde en ufak iyi kötü amelimiz hesaba katılacağını bildiğimizde daha da belirgin hale gelir. Bu gerçeği gözardı ettiğimiz ise amel mektubumuz elimize verilirken ortaya çıkar ve bu ne biçim mektuptur ki hiç bir irili ufaklı amelimiz içinde gözardı edilmemiştir, deriz.

İlahi kanunların en büyük güvencesi Allah’a ve kıyamet gününe inanmaktır. Zira Allah’ı kendi amellerine şahit bilen ve bir başka dünyada tüm amellerinin hesabı sorulacağına inanın insan herkesten daha çok sorumluluk duyar ve sözüne ve ameline dikkat eder.

Kur'an'ı Kerim’in bir başka önemli öğretisi, ahlaki değerlere saygı duymaktır. Biraz dikkatlice düşündüğümüzde her insanın bir iç ve bir de dış görünüşü olduğunu fark ederiz. Yapıcı ahlak insanın içi ve batınıdır ve onun esas kişiliğini teşkil eder. Yüce Allah peygamberinin kişiliğinin azametini anlatmak istediğinde ondaki seçkin ahlaki özellikleri ön plana çıkarır ve şöyle buyurur: Ve sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.

İslam Peygamberi -s- de bisetinin en önemli ve en seçkin felsefesini beyan etmek için şöyle buyurur: Doğrusu ben insani ve ahlaki kerameti tamamlamak üzere risaletle görevlendirildim.

Bu arada ahlaki değerlerden maksadın, yapmacık veya sahtekarlığa dayalı davranışlarda bulunmak olmadığı belirtilmelidir. İslam’ın gözetlediği ahlak, içine yerleşmiş ve kişiliğinin bir parçası haline gelmiş ve geçici olmayan ahlaktır.

Bir toplumun kaderinde ahlaki asil değerlerin önemini beyan etmek isteyen büyüklerimiz kavimlerin ancak ahlakla ayakta kaldıklarını ifade etmiştir. Gerçekte ahlaktan yoksun bir kavim yok olmaya mahkumdur. Söz ve amelde sadakat, emaneti eda etmek, ahde vefa, af ve hoşgörü, insani işlerde işbirliği ve yardımlaşma, emri maruf ve nehyi münker, vahdeti koruma çabası, toplumda gönül birlikteliği, salih ve iyi amellerde bulunmak Kur'an'ı Kerim’in samimiyetle yerine getirilmesini vurguladığı bazı ahlaki değerlerdir.

Kur'an'ı Kerim’in bir başka önemli öğretisi, talim ve terbiye ya da eğitim ve öğretim üzerine yaptığı vurgudur. Bu konunun önemi için İslam Peygamberi’nin -s- risaletinin okumaya emredilmekle başladığını söylemek her halde yeterli olur. İslam Peygamberi -s- Hirra mağarasındayken vahiy meleği ona ilk nazil olduğunda şu ayetleri okutur:

Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı. Oku! Rabbin, en büyük kerem sahibidir. O Rab ki kalemle (yazmayı) öğretti. İnsana bilmedikleri şeyi öğretti.

Evet, ayetlerde duyduğunuz gibi okuma emri yüce Allah tarafından iki kez veriler ve her iki defasında da talimden söz edilir. Bu arada, ilahi ad ve sıfatların arasında yüce Allah’ın talim ve terbiye edici özelliği gündeme gelmiştir ki bu da İslamî kültürde talim ve terbiyenin ne kadar önemli olduğunu ortaya koyar.