Haziran 27, 2017 14:23 Europe/Istanbul

Direniş, salih amel gibi imanın ürünüdür.

Ne zaman iman yeteri kadar derinleşir ve nüfuz edebilirse, insanı direnişe davet eder. Nitekim hak yolunda direnmek imanı derinleştirir ve bu ikilinin etkileri karşılıklıdır.

İslam Peygamberi’nden –s– bir hadiste belirtildiği üzere günlerden bir gün adamın biri o hazrete arz etti: Ya Resulullah –s–, bana öyle bir şey öğret ki onu yerine getirerek dünya ahiret kurtulanlardan olayım? Allah Resulü –s– şöyle buyurdu: De ki benim Rabbim Allah’tır, ve bu söylediğinin üzerinde dur.

Mübarek Ramazan ayının en güzel tecrübelerinden biri kulun alemlere yaratan Allah ile samimi irtibatıdır. Bu irtibat ızdıraplar ve ruhi kaygılarla mücadelede büyük etkisi vardır. Gam ve ızdırap insanın cismi ve ruhuna yönelik en ciddi afetlerdir. Gelin konuyu bir örnekle açıklayalım:

Yaşlı bir ağacı düşünün, yazın katlanılmaz sıcağında veya kışın en ağır fırtınaları ve şiddetli soğuğuna karşı direnir, ancak ne zaman ufacık bir kurt bu ağacın gövdesine ve köküne nüfuz ederse, kası sürede hasara uğrar ve kurur. Şimdi şu ağaca baktığımızda , onca zor şartlara karşı direndiği halde ufacık bir kurdun onu içten tahrip edebildiğini görmekteyiz. İnsan da aynı şekildedir. Yani ızdırap, gam, kaygı ve kuşku gibi durumlar insanın içine düşecek olursa onu içten boşaltır ve zamanla neşesini ve yaşama umudunu yok eder. Ancak kalbini ve ruhunu ilahi rahmet dalgalarına teslim eden bir insana bu tür içten yıkıcı etkenler asla zarar veremez, zira bu insan güvenli bir sığınağa sığınmıştır.

İnsanların ızdırap ve fikri kaygılarının bir sebebi haddinden fazla ve makul olmayan beklentileridir. Her insan doğal olarak hayatında her şey onun istediği gibi olmasını ister. Ancak böyle bir beklenti asla gerçekçi değildir, zira beşerin tüm arzu ve hayallerinin gerçekleşmesi mümkün değildir. Bazen geçmiş için yersiz hayıflanma veya gelecekle ilgili gereksiz yere korkuya ve kuşkuya kapılmak insanı huzursuz eder. Eğer bir insan bu duruma düşerse, yaşamında gerçekçi olma gücünü yitirir ve böyle bir insanın değerli ömrü sürekli boş ve acı veren anlarla geçer. Ancak kalbini ilahi rahmete emanet eden insan, yüce Allah’ın asla sonsuz lütuf ve merhametini ondan esirgemeyeceğine inanır, zira Allah’ı anmak tek yanlı bir irtibat değildir. Yüce Allah hangi kulu O’nu yad edecek olursa O da kulunu kendi haline bırakmaz.

İslam Peygamberi –s– bu konuda şöyle buyurur: Allah’a dua eden her insan, duasında günah talep etmediği sürece Allah teala ona şu üç nimetten birini sunar: ya onun duası hemen icabet edilir, ya da ahireti için saklanır, ya da o duanın sayesinde başından bir hadise veya musibet uzaklaştırılır.

Bir ariften sormuşlar: neden dua ettiğimiz isteklerimiz yerine getirilmiyor? Arif şöyle karşılık vermiş: çünkü siz insanlar Allah’ın emirlerini yaşamınızda uygulamazsınız. Siz Peygamberi seversiniz, ama onu yaşamınızda örnek almazsınız. Siz Kur'an'ı Kerim’i almışsınız, ama hükümlerini uygulamazsınız. Siz cennete inanırsınız, ama elde etmek için çaba harcamazsınız.

Değerli dostlar, sohbetimizin ikinci bölümünde yine Kur'an'ı Kerim’in nurani ayetlerine kulak veriyoruz. Bugün sizin için Fussilet suresinin 30. ayetini seçtik. Ayet şöyle buyurmakta:

إِنَّ الَّذینَ قالوا رَبُّنَا اللَّهُ ثُمَّ استَقاموا تَتَنَزَّلُ عَلَیهِمُ المَلائِکَةُ أَلّا تَخافوا وَلا تَحزَنوا وَأَبشِروا بِالجَنَّةِ الَّتی کُنتُم توعَدونَ

Şüphesiz, Rabbimiz Allah'tır deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara: Korkmayın, üzülmeyin, size vâdolunan cennetle sevinin! derler.

Bu ayet, yüce Allah’ın emirlerine teslim olan ve hak teala karşısında kulluğunu itiraf eden mümin insanlarla ilgilidir. Bu insanlar yüce Allah’ın onların yegane Rabbi olduğunu itiraf ettikten sonra da bu yolda sonuna kadar direnen ve dünyevi yaşamlarında melekutla irtibata geçen, yeni ruhi ve fikri açıdan sonsuz bir birikime kavuşan ve hiç bir gam ve keder onları etkileyemeyen insanlardır.

Bazı insanlar Allah’a iman ettiklerini ve sevdiklerini iddia eder, ancak pratikte direnmezler. Bunlar gevşek ve zayıf insanlardır ve şehvet fırtınası ile karşı karşıya geldiklerinde imanını unutur ve müşrik olur ve ne zaman çıkarları tehlikeye girecek olursa şu zayıf ve cüzi imanını bile kaybeder.

Evet, iddia etmek ve dille söylemek kolaydır, ancak amel etmek zor ve sürekli amel etmek daha da zordur.

Bazı insanlar Allah aşkından dem vurur ve diğer bazıları da bu aşkı pratikte gösterir ve ilahi emirlere teslimdir, fakat zorlu günlerde  ve fırtınalarda ve düşmanların alayları ve laf atmaları durumlarında dayanamazlar ve oldukları yerde kalırlar, bazıları hatta daha da kötüsü durduktan sonra geriye gitmeye başlar.

Bu arada direniş, salih amel gibi imanın ürünüdür. Ne zaman iman yeteri kadar derinleşir ve nüfuz edebilirse, insanı direnişe davet eder. Nitekim hak yolunda direnmek imanı derinleştirir ve bu ikilinin etkileri karşılıklıdır.

İslam Peygamberi’nden –s– bir hadiste belirtildiği üzere günlerden bir gün adamın biri o hazrete arz etti: Ya Resulullah –s–, bana öyle bir şey öğret ki onu yerine getirerek dünya ahiret kurtulanlardan olayım? Allah Resulü –s– şöyle buyurdu: De ki benim Rabbim Allah’tır, ve bu söylediğinin üzerinde dur.

Hoca Abdullah Ensari bu ayetin edebi ve irfani tefsirinde şöyle diyor: bu ayet ikrar tevhidi ve marifet tevhidine işaret ediyor. İkrar tevhidi yüce Allah’ı yegane Rab bilmek ve marifet tevhidi, ki şu direniştir, Allah’ı tasdik etmekte hakikatin nihayetine ulaşmaktır ve yakin adıma iman ederek doğru yolda adım atmaktır. Yani ikrar tevhidinde dilimizle söylediğimizi pratikte hak yoluna girerek uygulamak ve doğru yolda yürümektir. Tarikat piri şöyle diyor: Hakla sohbet iki sözdür: icabet ve direnmek. İcabet ahittir ve direnmek pratikte ahde vefadır.

Değerli dostlar şimdi sohbetimizin üçüncü ve son bölümünde yine İslam’ın mübarek Ramazan ayı ile ilgili beslenme ve sağlık tavsiyelerine kulak veriyoruz.

Mübarek Ramazan ayın hayır ve bereket ayı, insanı insan eden ay ve bereketlerin nazil olduğu aydır, nitekim insan her ne kadar daha fazla kemale ermişse, bu ayın bereketlerinden daha çok faydalanır. Uzmanların cismi ve ruhi sağlık için sürekli üzerine vurgu yaptığı spor ise bu ayda daha da önem kazanır ve özellikle mübarek ayın sonlarına doğru daha etkili rol ifa edebilir. Spor oruç ibadeti ile çelişmediği gibi doğru biçimde yapıldığı takdirde oruçlu insanlarda stresi hafifletir ve huzura kavuşmalarına vesile olur ve ayrıca sabır gücünü takviye eder.

Ramazan ayında spor yapmak, vücutta yağların birikmesini engeller ve metabolizmi rahatlatır. Spor fiziksel gücümüzün üzerinde müspet tesirinin yanı sıra, insanın zihinsel gücünü ve öğrenme yeteneğini takviye etmekte de etkilidir. Bu yıl mübarek Ramazan ayı yaz aylarına denk geldiğinden, oruç tutan insanların sağlık durumlarına daha fazla dikkat etmeleri gerekir. Zira oruç tutmanın yanında havaların sıcak olması da spor gibi günlük fiziksel faaliyetlerin yerine getirilmesini zorlaştırabilir. Ancak eğer düzenli spor yapmaya alışıksanız, bu faaliyetlerin tümünü birden durdurmak istemeyebilirsiniz.

Spora devam etmek, Ramazan ayından daha çok zevk almak ve sağlığımızı korumak için uygun bir yoldur. Eğer insan beslenme ilkelerine uyarsa, oruç tutmanın yanında düzenli ve hafif sporları da yapabilir ve böylece sağlığını güvence altına alır. Ramazan ayında fiziksel gücümüzü kaybetmeni önlemek için ağır sporları yapmaktan kaçınmak gerekir. Ramazan ayında oruçlu insanın aşırı faaliyeti gün boyunca daha çok enerji ve vücudundaki suyun tüketilmesine sebebiyet vererek aşırı susama hissini tetikleyebilir ve aynı zamanda tansiyonun düşmesine de yol açabilir. Ancak spor programınızı hafifleterek hem aktif olabilir ve hem enerji kaybını önleyebilirsiniz. Örneğin eğer bundan önce sürekli koşuyorsanız. Bunu hızlı yürüyüşe çevirebilirsiniz.

İranlı uzman hekim Dr. Ali Mezahirinejad şöyle diyor:

Oruç tutmak zihinsel neşeye ve fiziksel sağlığa kavuşmamıza vesile olur. Spor yapmak da oruç tutmakla çelişmediği gibi doğru bir şekilde yapıldığı takdirde oruçlu insanı orucun zorlukları karşısında ve özellikle sıcak havaya karşı daha dirençli hale getirir.

Dr. Mezahirinejad, oruç sırasında aşırı hareketlilik ve vücudun zayıf düşmesini önlemek için de şöyle diyor: spor vücuttaki yağların yanmasına ve yağ stokumuzun azalmasına yol açar, ayrıca karbohidratlarla yağların yanması arasında bir denge oluşturur. Oruç sırasında vücuda daha az karbohidrat girdiğinden yağlar daha fazla erimeye başlar.

Mübarek Ramazan ayında oruç tutan sporculara süt ve süt ürünleri, ekmek, sebzevat, meyve, et, yumurta ve baklagiller tavsiye edilir. sporcular sağlıklı bir beslenme programı ile vücutlarının ihtiyaç duyduğu besin maddelerini karşılayabilir ve böylece orucun da faydalarından yararlanabilir.