Allah’ın ayı; Ramazan - 26
Sekine, yüce Allah’ın kendi fazlı ile dostların gönlüne yerleştirdiği huzur demektir ve bunu iki şeyde belirlemiştir: biri hizmet ve diğeri yakindir.
Birinin sekineye ve huzura kavuşmasının işareti, bağışlayan ve bağışlayıcı birine dönüşmesidir; öyle bir bağışlayan ki eğer tüm dünyayı bir kafire bağışlarsa onu minnet borcu altına bırakmaz ve öyle bir bahşiş ki eğer tüm dünyayı bir münine bağışlarsa ve o da kabul ederse çok mutlu olur.
Evet, bugünkü programımızı Lokman hakimden söz ederek ve onun yaşamından bir macerayı anlatarak başlamak istiyoruz. Kur'an'ı Kerim’in bir suresi Lokman adı ile adlandırıldığını mutlaka biliyorsunuzdur.
Lokman, Sudan diyarında dünyaya gelen siyahi bir köleydi. Lokman aydın bir yürek, düşünceli bir kafa ve güçlü bir imandan yararlanan bir insandı. Lokman gençlik çağında köleydi fakat acayip zekası ve geniş hikmeti yüzünden aleme ün saldı.
Lokman Hz. Davut -s- döneminde yaşıyordu. Lokman Allah’ı çok sever, Allah da onu severdi ve bu yüzden ona hikmet sundu. Lokman emanete ihanet etmezdi ve dilini kötü söze asla bulaştırmayan biriydi ve zamanının büyük bir bölümünü susarak geçirir ve devranın olaylarından ibret dersi alırdı. Lokman dünyada başarılı olmaktan kibre kapılmaz ve başarısızlıktan üzülmezdi. Lokman çok büyük alimler ve fakihlerle irtibattaydı. Lokman ilim ve hikmette öyle bir dereceye nail oldu ki, sahibi onun bu seçkin özelliklerini fark edince, onu serbest bıraktı ve şöyle dedi: Lokman köle değil, o hür ve hikmet sahibi bir gençtir.
Tarihte şöyle anlatılıyor: Lokman büyük üne kavuştuktan sonra bir gün tesadüfen eşkiya çetesi onu esir aldı ve başka bir kente götürdü. O kentte kimse Lokman’ı tanımıyordu, fakat ünü oralara kadar varmıştı. Eşkiyalar onu diğer esirler glibi zengin bir adama sattı. Zengin adam Lokman’ı satın aldıktan sonra onu en ağır işleri yapmaya zorladı, fakat Lokman işinden şikayet etmediği gibi başkalarına nazaran daha iyi yapıyordu. Zengin adam yavaş yavaş Lokman’ın çalışkanlığını fark etti ve onu sevmeye başladı, ama hala onun kim olduğunu bilmiyordu. Bir gün Lokman’ın hemşerileri kente geldi, Lokman’ı tanıdı ve zengin adama onun kim olduğunu anlattı.
Lokman’ın ününü duyan zengin adam bu durumdan çok mahcup oldu ve Lokman’dan özür diledi ve ona büyük bir servet verdi ve özgür bıraktı ve ardından sordu: neden daha önce kendini tanıtmadın. Lokman şöyle dedi: ben sonunda kıymetimi bileceğinizi biliyordum. Eğer işim zor olduysa, bu afiyetin kıymetini bilmeme yardımcı oldu ve şimdi kendi yurdumda elimin altındaki insanlara daha iyi davranacağım ve mağdurlara yardımcı olacağım. Zorluk çektim, ama ibret aldım. Sizin kentinize beni kimse tanımadığı halde geldim, şimdi aranızda benden iyilikle söz eden dostlarım oldu ve sen ey zengin adam benim işimden yararlandın ve Lokman’ı iddia edildiği gibi, olduğu gibi tanıdın. Eğer ilk gün kendimi sana tanıtsaydım, bu faydalar hasıl olmazdı. Şimdi Allah’a şükrediyorum ki başı dik yurduma döneceğim. Zengin adam şöyle dedi: Helal olsun sana ey hekim insan ki güneş gibi aydın gönlün var ve sözlerin peygamberler ve evliyaların sözleri gibi.
Lokman oğluna yaptığı bir nasihatte şöyle diyor: Oğlum, dünya derin bir denizdir ki bir çok insan içinde helak olmuştur. Madem öyle, sen bu denizde gemini imandan inşa et ve yelkenini tevekkülden yap ve ilahi takvadan erzakını tedarik gör. Eğer bu denizden kurtulursan ilahi rahmet bereketi ile olur ve eğer helak olursan, bu günahların yüzündedir.
Değerli dostlar, sohbetimizin ikinci bölümünde yine Kur'an'ı Kerim’in nurani ayetlerine kulak veriyoruz. Bugün sizin için Fetih suresinin 4. ayetini seçtik. Ayet şöyle buyurmakta:
" هُوَ الَّذِی أَنْزَلَ السَّکِینَةَ فِی قُلُوبِ الْمُؤْمِنِینَ لِیَزْدادُوا إِیماناً مَعَ إِیمانِهِمْ وَ لِلَّهِ جُنُودُ السَّماواتِ وَ الْأَرْضِ وَ کانَ اللَّهُ عَلِیماً حَکِیماً
İmanlarını bir kat daha arttırsınlar diye müminlerin kalplerine güven indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah bilendir, her şeyi hikmetle yapandır.
Bu ayet yüce Allah’ın müminlerin imanını arttırmak için kalplerine yerleştirdiği huzur ve güven duygusuna işaret ediyor. Sekine, insanın içinde her türlü kuşku ve korkuyu silen ve onu olayların fırtınasında koruyan huzur ve güven anlamına gelir. Kur'an'ı Kerim beyanında sekine ilahi bir hal durumu ve huzurun özel bir çeşididir ve ancak pak ve takvalı gönüllere inan ve iman duygusunu artıran ve ruhun takvasını geliştiren bir duygudur. Sonuçta bu duygu ancak imanın yüksek mertebelerine nail olan insanlara özeldir.
Hudeybiye barışı sırasında Müslümanlar hiç bir silah ve teçhizat yanlarına almaksızın Kabe’yi ziyaret etmek amacıyla Mekke’ye doğru yola çıkmıştı. Hudaybiye bölgesinde Allah Resulü’ne -s- Kureyş’in bir çok asker topladığı ve Müslümanların Mekke’ye girişini engellemek üzere yemin ettikleri haberi ulaştı. Allah Resulü -s- kureyş aşiretinin Müslümanları engelleme kararlılığı ve savaşmak istedikleri durumunu değerlendirerek barış önerisinde bulundu. O sırada Kabe ziyaretinden umudunu kesen Resulullah’ın -s- beraberindekilerden bazıları birden kendilerini tehlikede hissederek Allah Resulü’nün -s- vaatlerinin doğruluğu konusunda kuşkuya kapıldı. O sırada İslam Peygamberi -s- Müslümanların arasında dayanışma ve birliktelik ruhunu güçlendirmek için hepsini bir ağacın altına çağırdı ve kendisi ile biat etmelerini emretti. Müminler Resulullah’ın -s- b emrine uydu. O sırada yüce Allah onların kalbine bir huzur hakim kıldı ve böylece bu durumdan öncesine göre imanlarının daha güçlenmesine vesile oldu, zira yerde ve göklerde ve aralarında ne varsa Allah’a aittir. Yani alemde var olan tüm her şey Allah’a aittir ve hepsi O’nunla kulları arasında bir aracıdır ve O nasıl irade buyurursa itaat ederler ve asla muhalefet söz konusu değildir. Allah teala müminlerin kalplerinde huzur ve güven duygusu yaratarak imanlarını güçlendirebilendir.
Hoca Abdullah Ensari bu ayetin altında şu irfani tabiri yazıyor: Sekine, yüce Allah’ın kendi fazlı ile dostların gönlüne yerleştirdiği huzur demektir ve bunu iki şeyde belirlemiştir: biri hizmet ve diğeri yakindir. Birinin sekineye ve huzura kavuşmasının işareti, bağışlayan ve bağışlayıcı birine dönüşmesidir; öyle bir bağışlayan ki eğer tüm dünyayı bir kafire bağışlarsa onu minnet borcu altına bırakmaz ve öyle bir bahşiş ki eğer tüm dünyayı bir münine bağışlarsa ve o da kabul ederse çok mutlu olur.
Değerli dostlar şimdi sohbetimizin üçüncü ve son bölümünde yine İslam’ın mübarek Ramazan ayı ile ilgili beslenme ve sağlık tavsiyelerine kulak veriyoruz.
Mübarek Ramazan ayı her günü unutulmaz günlerdir. Anne, baba, ağabey, abla, kardeşler, hepsi iftar ve sahur sofrasında bir araya gelir. Babanın ibadet ve münacat ve dua sesi, annenin yaptığı yemeklerin kokusu eve ayrı bir neşe ve mutluluk kazandırır. Ancak bu günlerin özel olması yemeklerinden ziyade bir arada olmaktır, öyle ki bu olay yılın diğer aylarında pek yaşanmaz. Nitekim yıllar geçer ama kalplerimiz bu ayda birlikte olmakla ısınır.
Fizyolojik açıdan da kesinlikle bir arada olmak ve birlikte sofraya oturmak faydalı bir ameldir. Tek başına yemek yiyen insanların iştahı pek fazla olmaz ve yemeklerde garnitürlere pek dokunmaz. Yalnız insanlar hemen yemek yer ve ardından işine devam eder ve bu da randımanlarını olumsuz etkiler, çünkü yorgunlukları giderilmemiş, üstelik yemek yemekten de zevk almamıştır. Oysa bir arada yemek yemek, hem iştahı arttırır, hem enzimlerin ve hormonların daha aktif olmasına ve yemeğin daha iyi sinmesine vesile olur.
Kanada’nın Mc Gill & Queens üniversitesi uzmanları yaptıkları bir araştırmada akşam yemeğini düzenli olarak aileleri birlikte yiyen gençlerin diğer yaşıtlarına kıyasla psikolojik sağlık bakımından daha iyi durumda olduklarını ortaya koydu. Aile ortamında tüketilen yemek, aile fertleri arasındaki sosyal teamülün ölçümünde en güvenli kriter sayılır.
İslamî kültürde ise her insan ailesini nimetlere ortak etmesi ve hatta yemek yerken aile fertleri ile birlikte olması gerekir. Aile ile düzenli olarak yemek sofrasına oturmak aile fertleri arasındaki bağları güçlendirir ve aralarında iyi ilişki kurulmasına vesile olur. Allah Resulü -s- tevazunun bir işaretini erkeğin ailesi ile birlikte sofraya oturması şeklinde beyan ederek şöyle buyuruyor: erkeğin ailesinin yanında olması Allah katında camide itikaf etmesinden daha makbuldür.
Rivayetlere göre günlerden bir gün İslam Peygamberi -s- adamın birine şöyle buyurdu: oruç musun? Adam, hayır, diye arz etti. Resulullah -s- şöyle buyurdu: bir yoksulu doyurdun mu? Adam yine hayır diye arz etti. Bunun üzerine Allah Resulü -s- şöyle buyurdu: o zaman ailenin yanına git, zira senin bu amelin onlar için sadaka mahiyetindedir.
İnsan toplu halde sofraya oturduğunda sohbet eder ve yemeği daha yavaş bir hızla yemeye çalışır ve bu mesel dengeyi koruduğumuz ve yediğimiz yemeğin hacmini kontrol ettiğimiz takdirde tam olarak doymamıza ve hatta yorgunluğumuzun giderilmesine yardımcı olur ve daha fazla bir enerji ile işimize dönebiliriz. Gerçi yemek yerken sohbet etmek sindirim sistemimizde rahatsızlık yaratabileceği için tavsiye edilmez ama buna karşın sofra başında dostane ve ailevi sohbetler zevk vericidir ve aşırıya kaçmadığı takdirde sorun yaratmaz. Uzmanlar yemeği hafif ve çabuk yemeyi ve böylece yemekten sonra aile fertleri ile sohbet etmeye fırsat bulmayı tavsiye ediyor.