Allah’ın ayı; Ramazan - 27
Müslüman ve mümin insan yüce Allah huzurunda huşu içinde olur, din kardeşlerine karşı mihriban ve rahimdir, fakat müstekbirlere ve zalimlere karşı da dağ gibi dimdik durur.
Bunlar İslam ümmetinin gelişme sürecinin merhaleleridir, şöyle ki filizlenir, büyür, gelişir ve sağlamlaşır. Bu gelişme o kadar önemlidir ki hatta bunun zeminini hazırlayanlar bile hayretini gizleyemez. Bu yüzden müstekbir düşman, İslam eteğinde yetişen ve gelişen Müslüman bir insanla karşılaştığında öfkeden kudurur.
Mübarek Ramazan ayının 27. Gününde sizlerle Allah tealaya tevekkül etmek gibi güzel bir deneyimden söz etmek istiyoruz. Bir dost şöyle anlatıyordu: Ne zaman dünyanın zorlukları ve sıkıntıları başıma gelecek olursa Zümer suresinin 36. Ayetinin şu bölümünü tilavet ediyorum: Acaba Allah kuluna yetmez mi? Bu ayetin tilaveti içimde çok özel bir huzur duygusu yaratıyor ve ben de bu güzel cümlenin ardından tüm işlerimi Allah tealaya bırakıyor ve ancak O’ndan yardım talep ediyorum.
Tevekkülün tanımında, tevekkül başkasına güvenmek ve onu kendine vekil yapmak, diyorlar. İnsan zorluklarla karşılaştığında ve tek başına bir sorunu çözemeyeceğini hissettiğinde güçlü birini kendisi için vekil olarak seçer. Şimdi her ne kadar bu vekilin ilmi ve gücü ve sadakat ve emanettarlığı fazla olursa, vekaletinin değeri bir o kadar fazla olur ve mevzu bahis sorunu çözme ihtimali de bir o kadar artar. Eğer insan Allah tealayı işlerinde vekil olarak seçerse, her şeyden önce O’nun yardımı ona yeteceğine inanması gerekir. Zira eğer Allah teala irade buyurur ve kuluna bir hayır yetiştirmek isterse, hiç bir şey buna mani olamaz ve eğer bir kulunun üzerinden bir şerri bertaraf etmek isterse, hiç bir güç yüce Allah’ı engelleyemez.
İnsanoğlu Allah tealaya güvenmek ve O’na dayanmakla aslında kendi varlığını sonsuz bir güçle birleştirmiş olur ve sonuçta çok has bir güce kavuşur. Yüce Allah’a tevekkül etmek kesinlikle hedefe ulaşmak için maddi araç gereçlerden yararlanmamak anlamına gelmez. Allah’a tevekkül etmek, insanın sadece yüce Allah’a yalvarmak ve yaşamının tüm işlerini Allah’a havale etmek değildir. Allah tealaya tevekkül eden insan hedefine ulaşmak için maddi araç gereçlerden yararlanmanın yanında bir de yüce Allah’ın onun idrak edemediği herhangi bir yoldan ona yardımcı olabileceğine inanır. İnsan Allah’a tevekkül ettiğinde zorluklara ve sıkıntılara karşı zafiyet hissetmez, zira böyle bir insan ruhen ümitvar ve müspet düşünen bir insandır. Dolaysıyla Allah’a tevekkül etmek insanı ileriye götüren bir harekettir. Bazı uzmanlar Allah tealaya tevekkül eden insanların ruh halini, bebekle anası arasındaki ilişkiye benzetir. Bebek anasından başka hiç kimseyi tanımaz ve ondan başka hiç kimseye güvenmez. Nitekim bir çocuk ne zaman bir sorunla karşı karşıya gelirse, aklına gelen ilk seçenek annesidir. Yüce Allah’a tevekkül etmenin en yüksek derecesi ise insan bir tek Allah’ı tüm işleri yoluna koyan güç olarak benimsemesidir.
Değerli dostlar, sohbetimizin ikinci bölümünde yine Kur'an'ı Kerim’in nurani ayetlerine kulak veriyoruz. Bugün sizler için Fetih suresinin 29. Ayetini seçtik. Ayet şöyle buyurmakta:
"مُحَمَّدٌ رَسولُ اللَّهِ ۚ وَالَّذینَ مَعَهُ أَشِدّاءُ عَلَی الکُفّارِ رُحَماءُ بَینَهُم ۖ تَراهُم رُکَّعًا سُجَّدًا یَبتَغونَ فَضلًا مِنَ اللَّهِ وَرِضوانًا ۖ سیماهُم فی وُجوهِهِم مِن أَثَرِ السُّجودِ ۚ ذٰلِکَ مَثَلُهُم فِی التَّوراةِ ۚ وَمَثَلُهُم فِی الإِنجیلِ کَزَرعٍ أَخرَجَ شَطأَهُ فَآزَرَهُ فَاستَغلَظَ فَاستَویٰ عَلیٰ سوقِهِ یُعجِبُ الزُّرّاعَ لِیَغیظَ بِهِمُ الکُفّارَ ۗ وَعَدَ اللَّهُ الَّذینَ آمَنوا وَعَمِلُوا الصّالِحاتِ مِنهُم مَغفِرَةً وَأَجرًا عَظیمًا:
Muhammed Allah'ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûya varırken, secde ederken görürsün. Allah'tan lütuf ve rıza isterler. Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir. Bu, onların Tevrat'taki vasıflarıdır. İncil'deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ekicilerin de hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah onlardan inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükâfat vâdetmiştir.
Bu ayet Hz. Muhammed’in -s- yüce Allah’ın peygamberi ve elçisi olduğunu ve onu izleyenlerin ve müminleri çetin olmakla merhametli olmayı bir araya getiren insanlar olduğunu beyan ediyor. Müminler kafirlere karşı çetin ve kendi aralarında merhametli ve mihribandırlar. Müminler sürekli namaz kılarlar öyle ki onları sürekli rüku ve secdede görürsünüz ve yaşamları boyunca da sürekli ilahi rızayı ve ilahi sevapları kazanmakla uğraştıklarına şahit olursunuz. Müminlerin secdesi de onların huşu işaretidir ve yüzlerinde Allah tealaya huşu işareti olan bir iz bırakmıştır ve kim onlarla karşılaşırsa bu işaretten tanır.
Bu ayette dikkat çeken nokta, müminleri bereketi artan ve ürünü artmakla beraber güçlenen ekine benzetmesidir, öyle ki ekicilerin bu denli gelişmek ve büyümekten hayrete düşerken, kafirlerin öfkesine sebebiyet verir.
Ayetin devamında yüce Allah iman ve salih ameli olan kullarına büyük mükafat vadediyor ve mağfiret ve mükafat ancak imanlarını salih amellerle güçlendiren mümin kullarına özel olduğunu buyuruyor. Yani iman eden ancak salih amelleri olmayan müminler ilahi mağfiret ve mükafattan müstesnadır.
Müslüman ve mümin insan yüce Allah huzurunda huşu içinde olur, din kardeşlerine karşı mihriban ve rahimdir, fakat müstekbirlere ve zalimlere karşı da dağ gibi dimdik durur. Bunlar İslam ümmetinin gelişme sürecinin merhaleleridir, şöyle ki filizlenir, büyür, gelişir ve sağlamlaşır. Bu gelişme o kadar önemlidir ki hatta bunun zeminini hazırlayanlar bile hayretini gizleyemez. Bu yüzden müstekbir düşman, İslam eteğinde yetişen ve gelişen Müslüman bir insanla karşılaştığında öfkeden kudurur ve rahatsız olur. Yüce Allah’ın büyük mükafat vaatleri ise hem dünya ve hem ahiret için geçerlidir. Mümin insan dünyada izzetli ve onurlu yaşar ve ilahi nimetlerde ve güzelliklerden yararlanır ve ahirette de ilahi cennet ve rıdvana yerleşir.
Değerli dostlar şimdi sohbetimizin üçüncü ve son bölümünde yine İslam’ın mübarek Ramazan ayı ile ilgili beslenme ve sağlık tavsiyelerine kulak veriyoruz.
Mübarek Ramazan ayının son günlerine yaklaşıyoruz. Ramazan ayı sona erince hepimiz eski beslenme düzenimize geri dönüyor ve yemek öğünleri de sahur ve iftardan eskisi gibi kahvaltı, öğle ve akşam yemeğine dönüşüyor.
Ramazan ayından sonra beslenmemizin hacmi aniden arttığından, kilo almaya ve fazla yağ biriktirmeye dikkat etmemiz gerekir. Bu bağlamda beslenmemizde dikkat etmemiz gereken bazı ince noktalar söz konusudur. Obezite vücudumuzda haddinden fazla enerjiyi yağ şeklinde biriktirmemizdir. Bu sorun aldığımız enerji ile tükettiğimiz enerji arasında denge kuramamaktan kaynaklanır.
Obezite yüksek tansiyon, kanda yağ ve şeker oranının yükselmesi, diyabet, kalp ve damar hastalıkları ve bazı kanser çeşitlerine zemin oluşturan bir hastalıktır. Ramazan ayından sonra fazla kilo almayı önlemek için bu mübarek günlerde bazı noktalara uymakta fayda vardır. Belki tuhaf gelebilir ama, eğer Ramazan ayının son haftasında fazla yemek yer ve daha fazla besin maddeleri tüketirseniz, iştahınız yeniden açılır ve bu da her öğünde daha fazla yemek yemenize sebebiyet verir. O zaman en iyisi, Ramazan ayının son haftasında da ay boyunca izlenen beslenme sistemini sürdürmektir.
Öte yandan mübarek Ramazan ayı boyunca hepiniz mümkün mertebe sağlıklı besin maddeleri tükettiniz ve mideniz de takviye edici besin maddelerine alıştı. Bu yüzden Ramazan ayı sona erdikten sonra bir iki hafta daha aynı düzeni korumaya çalışın. Ancak bazı insanlar bu ay sona erince hemen sokaklarda satılan fast foodlara yönelir ve bu yemeklerin aşırı yağlı olması yüzünden kilo almaları kaçınılmaz olur.
Ramazan ayının ikinci yarısında orucunuzu iftar sırasında büyük bir ziyafetle açmamaya özen gösterin.
Oxford üniversitesi uzmanlarından Razeen Mahroof şöyle diyor: iftar sırasında ağır ve bol yemekler orucumuzu açmak çok zararlıdır. Ramazan ayında oruç tutarken bu amelinizi belli bir düzene sokun ve bu fırsatı aynı zamanda kilonuzu dengeli hale getirme yönünde değerlendirin. Ramazan ayının esas mesajı kendinizi kontrol etmek ve nefsinizi tezhip etmektir. Bu özelliği gün sonunda ve iftar vaktinde kaybetmemek gerekir.
Ramazan ayından hemen sonra aşırı beslenmek, asit urik ve kollestrol oranını arttırdığı gibi sindirim sisteminizi de bozabilir. Bu yüzden Ramazan ayında beslenme alışkanlığımızı bu aydan sonra en az bir hafta daha sürdürmeliyiz. Örneğin Ramazan ayından sonra öğle yemeğinde hafif ve az yağlı besin maddeleri olan piliç ve balık ve haşlanmış sebzeler tüketilmeli ve sindirim sistemimizi yeni şartlara alıştırmalıyız.