İran'ın son siyasi gelişmeleri
Geçen hafta İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei’nin Ramazan bayramında İslam ülkelerinin büyükelçileri ve temsilcileri ile görüşmesi, Amerika yönetiminin Bercam nükleer anlaşmasını sabote etmeyi sürdürmesi ve İran’a baskı uygulamak amacıyla yeni yaptırım kararları alması, Serdeşt kentine düzenlenen kimyasal saldırının kurbanlarını anma etkinliği, 7 Tir terör saldırısı şehitlerini anma töreni, İran’ın önemli gelişmelerinden bazılarıydı.
Geçen hafta Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in Avrupa turu da bir başka önemli gelişmeydi.
28 Haziran 1981 tarihinde Tahran’da İslam Cumhuriyeti partisi merkez binasında güçlü bir bombanın patlaması sonucunda Ayetullah Hüseyni Beheşti ve İran İslam Cumhuriyeti’nin 72 üst düzey yetkilisi ve milletvekili şehit oldu. Terör saldırısı, münafıklar terör örgütü tarafından gerçekleştirilmişti.
Bültenimize İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei’nin Ramazan bayramı namazında beyanatının bazı önemli bölümlerini gözden geçirerek devam ediyoruz.
Yemen, Bahreyn ve diğer bazı İslam ülkelerinin meseleleri, İslam dünyasının önemli yaralarıdır.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei geçen Pazartesi günü Ramazan bayramı namazında bu noktaya işaretle İran İslam Cumhuriyeti düşmanları ve muhalifleri ile ilgili tutumunu açıkça ifade ettiğini, İslam dünyasının alimleri ve aydınları da aynı yöntemi izlemeleri ve tutumunu açık bir şekilde beyan etmeleri gerektiğini ve tağutların bu sözlerden rahatsız olmalarını umursamamaları gerektiğini belirtti.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei ayrıca mübarek Ramazan ayının son Cuma gününde düzenlenen Kudüs günü yürüyüşüne işaretle şöyle buyurdu: insanlar caddelere döküldü, hatta çocuklarını da getirdiler ve caddelerde yürüyüş yaptılar. Bu büyük halk hareketi hakikaten büyük bir iştir, simgesel bir iştir, tarihi bir iştir. Bunlar tarihte bir milletin onurları olarak kalacaktır.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei İslam dünyasının meseleleri hakkında da şöyle buyurdu: İslam ümmeti bir çok yara ile karşı karşıyadır. Yemen meselesi ümmetin büyük yarasıdır, Bahreyn meselesi de öyledir, İslam ülkelerinde çeşitli meseleler de öyledir. İslam dünyası açıkça Yemen halkını desteklemelidir ve mübarek Ramazan ayında bu insanlara zulmeden o şekilde saldıran zalimlerden beraat ve nefret ettiğini ilan etmelidir, bu insanlara destek vermelidir, Bahreyn halkına, kaşmir halkına da öyle.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei İslam ülkelerinin büyükelçileri ve halk kitleleri ve nizamın önde gelen yetkilileri ile bayram görüşmesinde de İslamî devletlerin görev ve sorumluluklarına işaretle bazı İslam ülkelerinin küresel istikbarla mücadele yükümlülüğünden kaçınmasını eleştirdi ve şöyle devam etti: İslam dünyası vahdet ve ittifaka ihtiyacı vardır. Müslüman milletlerin çoğu gönül birliği içindedir ve asıl İslam devletleri görevlerine yerine getirmelidir.
Ayetullah Hamanei Kudüs günü yürüyüşüne ve Müslüman İran milletinin mazlum Filistin milletine destek için bu denli coşkulu yürüyüşleri düzenlemesinden İslamî vahdetin onurlandırıcı örneği şeklinde söz ederek şöyle dedi: İslamî vahdetin anlamı budur, İran’ın şii ve oruçlu milleti bu ihtişam ve azametle sokaklara geliyor ve ehli sünnet olan Filistinlilerle dayanışmalarını ve gönül birliğini beyan ediyor.
Tefrika ve ihtilaf İslam dünyasının en büyük sorunu ve en büyük yarası olduğunu belirten Ayetullah Hamanei, İslam dünyasının Yemen, Suriye, Irak ve Kuzey Afrika gibi çeşitli bölgelerinde kanlı çatışmalara işaret ederek İslam ülkelerinin yakınlaşması ve gücünü birbirine karşı kullanmaktan kaçınması ilahi hikmete uygun ve tüm İslam ülkelerinin yararına olduğunu kaydetti.
Geçen hafta İran’ın Serdeşt kentine düzenlenen kimyasal saldırının yıldönümüydü. Saddam’ın savaş uçakları Serdeşt kentinin çeşitli bölgelerine toplam 7 Hardal bombası attı. Serdeşt’in 12 bin nüfusundan resmi verilere göre 8 bin 25 kişi hardal gazından etkilendi. Bu veri bu zehirli gazdan hafif ölçüde etkilenen insanları da kapsıyordu. Yine resmi verilere göre 4500 kişi tedaviye ihtiyacı vardı. 3 bin kişi ise Serdeşt kentinde ayak üstü tedavi gördükten sonra kentteki zehirli hava tam olarak geçinceye kadar çevre köylere yerleşmek zorunda kaldı. Sayıları 1500 kadar olan ve sağlık durumları daha vahim sayılan ve hastanede yatmaları gereken mağdurlar ise Serdeşt’ten çevre kentlere sevkedildi. Bunlardan 600 kadarı Tahran’a ve geriye kalan kısmı da İran’ın kuzeybatısında Serdeşt’e yakın kentlere sevkedildi.
Bu cinayetin sonucunda bazı Serdeştli vatandaşlar şehit düştü ve bir çokları haftalarca hastanede yatmak zorunda kaldı ve halen akciğer, göz ve deri rahatsızlığı ile uğraşıyor. Bu cinayetin şehit sayısı 130 olarak açıklandı ki bunlardan 20 kadar saldırıdan hemen sonra ve ilk saatlerde şehit düştü. 10 kişi Serdeşt’ten tedavi görmek amacıyla başka kentlere sevkedilirken şehit düştü ve 100 kişi de olaydan bir hafta ila bir ay kadar geçen sürede yavaş yavaş çeşitli hastanelerin özel bakım servislerinde şehit düştü.
Serdeşt kenti dünyanın ilk kimyasal bombardımanına maruz kalan kentidir. Üstelik bu cinayet işlendiği sıralarda Amerika’nın dönme savunma Bakanı yardımcısı ve sonları da bu ülkenin savunma Bakanı olan Donald Ramsfild, katil Saddam’la görüşerek onu öpmüştü.
Aslında Amerikalı ve Avrupalı firmalar Washington yönetiminden izin aldıktan sonra en korkunç kimyasal silahları Saddam’a hibe ettiler ve böylece Irak diktatörünün İran ile savaşta yenilgiye uğramasını önlemeye çalıştılar. Saddam bu silahlarla 1988 yılında da Irak’ın Halepçe kentinde Kürt halkına yönelik korkunç bir cinayete daha imza attı. Halepçe kentinin bombardımanında beş bin kadın, çocuk ve erkek hayatını kaybetti. Amerika’nın eski Başkanı Obama iki yıl önce Newyork Times gazetesine verdiği mülakatta Washington yönetimi Saddam’ın İran’a karşı savaşta kimyasal silah kullandığını bildiği halde onu desteklemeyi sürdürdüğünü itiraf etti.
Geçen hafta münafıklar terör örgütü ve diğer bazı terör örgütleri ile bağlantıları bulundukları bilinen bazı Avrupalı parlamenterler konumlarını kötüye kullanarak İran’da insan hakları durumu konusunda gerçek dışı bazı iddiaları gündeme getirmeye çalıştılar. Bu şom çabalara tepki gösteren Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi yaptığı açıklamada, bir ülkenin veya bölgenin kendine özel değerleri, farklı kültürleri ve değerleri ve gelenek ve görenekleri benimseyen başka ülkelere veya milletlere dayatmaya çalışmak uluslararası ilişkilerde kullanma tarihi geçmiş eski paradaymlara geri dönüş gayreti olduğunu, İran İslam Cumhuriyeti sahtekarlığa ve yanlış varsayımlara ve bilinçsizliğe dayalı bu tür iddiaları her türlü itibar ve değerden yoksun telakki ettiğini belirtti.
Avrupalı bazı parlamenterlerin İran karşıtı bildirisi, Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif Avrupalı yetkililerle istişarelerde bulunmak üzere Almanya, İtalya ve Fransa’yı ziyaret ettiği bir sırada gündeme geldi. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımı geçen Perşembe günü IRNA’ya verdiği demeçte Dışişleri Bakanı Zarif’in Almanya, İtalya ve Fransa’ya ziyaretinin amacı hakkında yaptığı açıklamada, terör Ortadoğu’dan başka Avrupa kıtasını da hedef almaya başladığını ve bu yüzden ve bölgenin şartları ve terörle mücadele gereği İran’ın bu üç ülke ile istişareleri özel önem arz ettiğini vurguladı.
Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif Almanya’ya yaptığı iki günlük ziyareti sırasında bu ülkenin üst düzey yetkilileri ile ikili ilişkileri ele aldı.
Dışişleri Bakanı Zarif Almanya’da ilkin Avrupa dış ilişkiler konseyinin yıllık oturumunda bir konuşma yaptı.
Zarif daha sonra Almanya’nın Maliye Bakanı ve ardından Ekonomi Bakanı ile görüştü.Zarif en sonra Alman mevkidaşı Zigmar Gabrial’le görüştükten sonra ortak basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Zarif Almanya temaslarını tamamladıktan sonra İtalya’ya geçti. Zarif İtalya’da temsilciler meclisi, Başbakan ve Dışişleri Bakanı ile görüştü.
Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif Perşembe günü Fransız mevkidaşı ile görüştü.Görüşmede Zarif, UAEK’nun Bercam nükleer anlaşması ile ilgili son raporuna işaretle raporda İran’ın Bercam’daki maddeleri tamamen yerine getirdiğine vurgu yapıldığını, Bercam’ın uygulanması tüm ülkelerin lehine olduğunu vurguladı.
Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif ayrıca, İran ve Fransa bankaları arasındaki işbirliği yolunda var olan engellerin kaldırılmasını istedi.
Görüşmede Fransa Dışişleri Bakanı da ülkesinin Bercam nükleer anlaşmasının uygulanmasını desteklediğini belirtti.
Zarif gittiği Fransa’da Cumhurbaşkanı Emanuel Macron’la görüştü.
Görüşmede ikili ilişkilerin yanı sıra bölgesel ve küresel meseleler ele alındı.
Zarif görüşmede Cumhurbaşkanı Ruhani’nin mesajını Fransız mevkidaşına teslim etti. Dışişleri Bakanı Zarif, Almanya, İtalya ve Fransa’ya yaptığı beş günlük ziyaretini tamamlayarak yurda döndü.
Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in ziyareti sırasında Amerika Dışişleri Bakanlığı da bir rapor yayımlayarak İran’ı insan hakları kaçakçılığı ile mücadelede müsamahakar davranmakla suçladı. Raporda İran insan kaçakçılığını önlemek için yeteri kadar çaba sarf etmediği ve bu bağlamda politikalarını şeffaflaştırmadığı iddia edildi.
Bu iddia, resmi kurumların Amerika’da her yıl 100 bin kadar küçük yaşta genç kızların Amerika’da cinsel köle olarak satıldığını ortaya koydukları halde gündeme geliyor. Amerika’nın başkenti Washington ile hatta yaşı 13’ün altında olan genç kızların cinsel köle olarak satıldığı belirtiliyor.
Amerika ve bazı Avrupa ülkeleri İran’a karşı insan hakları iddiaları ile saldırıları, İran’ın özellikle Afgan vatandaşlar başta olmak üzere tüm mültecileri koruma altına alması BM ve Avrupa’nın bir çok bağımsız kurumu tarafından takdir edildiği halde devam ediyor.
Öte yandan Amerika’nın BM temsilcisi Niky Hilly de Amerika temsilciler meclisi dışişleri komisyonunda İran’ın füze programı ile mücadeleyi şiddetle sürdürdüklerini belirtti. Hilly ayrıca İran’ı bölgede kötü aktör tabir ettiği gruplara silah göndermekle suçladı ve bu durumla mücadeleleri sürdüreceklerini ancak esas sorunları Rusya’nın sürekli bu mücadeleyi veto etmesi olduğunu ileri sürdü.
Geçen hafta Amerika’nın İran karşıtı hareketleri daha geniş boyutlarda devam etti ve ABD kongresi İran karşıtı üç yasa tasarısını daha gündeme aldı. Bu yasa tasarılarından biri ise insan hakları ihlalleri iddiası üzerindeydi.
Amerika’da yayımlanan Hufington Post gazetesi ise bu gelişmeleri şöyle değerlendirdi: burada en çok kaygı veren konu, Trump’ın saflığı onu jeopolitik bir hatayı işlemeye doğru sürüklemesidir. Trump Suud rejiminin kirli politikalarını uygulamaya başladı. Bu tür siyasetler ise Amerika’nın veya milli çıkarlarının yararına değildi ve sadece Arabistan’ın amaçlarına hizmet etmektedir.
Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif Amerika’nın BM temsilcisi Niky Hilly’nin İran aleyhindeki iddialarına verdiği cevapta, Washington yönetimi İran’a yönelik kurumsal hale gelmiş nefreti yüzünden hakikatleri inkar etmek zorunda kaldığını belirtti. Zarif, ABD’nin BM temsilcisi de güvenlik konseyinin oturumunda Washington’un bölgede uğradığı hezimetleri örtbas etmek için müdahaleci sözleri ile İran’ın bölgesel rolü ve Bercam nükleer anlaşması aleyhinde asılsız suçlamalarda bulunduğunu vurguladı.
Geçen hafta BM Güvenlik Konseyi Bercam nükleer anlaşması ile ilgili en yeni raporu ele aldı, oturumda Amerika’nın sözleri pek fazla taraftar bulmadı.
BM’nin yeni genel sekreteri Antonio Guterres Bercam’la ilgili yeni raporunda kime yalakalık ettiğini açıkça ortaya koyarak Bercam’da yer alan İran’ın füze faaliyetleri ile ilgili madde muğlak olduğunu ileri sürdü.
Ancak Rusya temsilcisi BM genel sekreterini eleştirerek raporunu siyasileştirdiğini, Bercam’daki bu madde gayet net ve açık olduğunu ve İran da bu maddeye uyduğunu vurguladı.
Oturumda ABD temsilcisi ise üye ülkeleri Amerika’nın iddialarını dinlemedikleri için eleştirdi.
Öte yandan İran’ın eski nükleer müzakerecilerinden Seyyid Hüseyin Museviyan yayımladığı makalesinde şu ifadelere yer verdi: Amerika Başkanı İran’ı bölge coğrafyasında bir gerçek olarak kabul etmeli ve müttefiklerini de İran Dışişleri Bakanı’nın bölgesel diyalog çağrısına bölgede ortak işbirliği oluşturmak için olumlu cevap vermeye teşvik etmelidir.
Museviyan makalesinde ayrıca ABD Başkanı Donald Trump’a Amerika’nın geçmişte İran’a karşı hasmane politikalarına uğradığı hezimetlerden ders almasını ve bölgede daha fazla etnikçilik çıkarmak üzere Arap müttefiklerine açık çek vermekten kaçınmasını tavsiye etti. Museviyan ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’un İran’da rejim değişikliği çağrısının da 1981 yılında İran ve Amerika arasında imzalanan anlaşmaya ve uluslararası yasalara aykırı olduğunu vurguladı.