Ortadoğu gelişmeleri
Geçen hafta Suriye ve Yemen gelişmeleri, Arabistan’da Suud rejiminin dört genci idam etmesi ve Libya’da yaşanan güvenlik gelişmeleri bölgenin belli başlı gelişmeleriydi.
Ancak bölge gelişmelerinin en başında Musul’un kurtuluşu ve Katar ile Arabistan ve müttefikleri arasında gerginliğin tırmanması dikkat çekiyordu.
Musul’u kurtarma operasyonu sonunda 10 Temmuz tarihinde ve 9 ay süren mücadelenin ardından sona erdi. Bu operasyon Ekim 2016’da başladı. Irak Başbakanı Haydar İbadi geçen Pazartesi günü Musul kentine gelerek Ninova eyaletinin merkezi Musul’un tekfirci IŞİD terör örgütünün işgalinden tam olarak kurtarıldığını ilan etti.
Tekfirci IŞİD terör örgütü Haziran 2014’te Irak topraklarına girdi ve başta Musul olmak üzere bu ülkenin önemli bölümünü işgal etti. IŞİD elebaşı Ebu Bekir Bağdadi ise Haziran 2014’te Musul’un Nuri camiinde ortaya çıkarak sözde hilafet ilan etti ve İslamî hilafet ilanını en önemli amacı şeklinde açıkladı. Ancak şimdi haber kaynaklarının belirttiğine göre İslamî hilafet sevdasının sonu IŞİD elebaşı Bağdadi için ancak ölüm oldu. Gerçi Ebu Bekir Bağdadi’nin ölüm haberi resmen doğrulanmadı ve bu haberin üzerindeki sis perdesi aralanamıyor. Ama kesin olan şu ki ölüm, Ebu Bekir Bağdadi gibi bir cani için en ufak ceza sayılır.
Irak halkı Musul’un tekfirci IŞİD terör örgütünün işgalinden kurtuluşunu Ebu Bekir Bağdadi ve emrindeki teröristlerin üç yıl boyunca Irak’ta işledikleri cinayetleri asla unutamayacakları bir sırada kutladı. Gerçekte Irak halkı IŞİD teröristler nasıl Irak’ta sivillere karşı en korkunç cinayetleri işlediklerini asla unutmayacaktır.
İnsanları toplu halde sıralayarak kafalarına kurşun sıkmak, tekfirci IŞİD terör örgütünün Irak ve Musul’da insanları katletmekte uyguladığı en feci yöntemlerden biriydi. Yine insanları kafes içine sokup diri diri yakmak, kafalarını testere ile kesmek veya diri diri gömmek, tekfirci IŞİD terör örgütünün Iraklı vatandaşlara yönelik işlediği diğer feci cinayet örnekleriydi. Gerçekte Irak’ta tekfirci IŞİD terör örgütünün işlediği en acı cinayetlerden biri Ağustos 2014’te Sincar kentine saldırmasıydı. Teröristler bu saldırıda İzedi erkekleri katliam etti ve kadınlarını ve kızlarını esir alarak kent dışında kurdukları köle pazarında satışa çıkardı. IŞİD’in elinden kaçabilen İzediler Sincar dağlarına sığında ve haftalarca aç susuz buralarda yaşam mücadelesi verdi ve bazıları açlık ve susuzluk yüzünden hayatını kaybetti.
Kuşkusuz tekfirci IŞİD terör örgütünün Irak milletinin tümüne yönelik işlediği cinayetler kolay kolay unutulamayacaktır. Ama yine de Irak milleti ülkelerinin toprak bütünlüğünün Irak güvenlik güçleri ve polis teşkilatı ve özellikle Haşedul Şaabi güçlerinin fedakarlıkları sayesinde korunmuş olmasından hoşnuttur. Her halükarda tekfirci IŞİD terör örgütünün hezimeti Irak milleti için bir dönüm noktasıdır ve bu ülkenin tarihinde kayda geçeceği kesindir.
Tekfirci IŞİD terör örgütünün Irak’ta hezimete uğramasının sebeplerine gelince bir çok konuya işaret etmek mümkün. Ancak Irak İslamî yüksek meclisi siyasi danışmanı Seyyid Muhsin Hekim bu konuda üç etkenin daha önemli olduğunu belirtiyor. Hekim bu etkenleri Ayetullah Sistani’nin tarihi fetvası, Iraklı gençlerin ve halkın IŞİD ile mücadele için kıyam etmesi ve ayrıca İran İslam Cumhuriyeti’nin önemli yardımları şeklinde beyan ediyor.
Ancak Irak’ta Musul’u kurtarma operasyonunun son bulmasında dikkat çeken önemli nokta, bu operasyonun son bulması sadece IŞİD’e karşı askeri operasyonun son bulmasıdır ve IŞİD ideolojisi ve anlayışı hala Irak’ın bazı bölgelerinde devam etmektedir. Bir başka nokta Irak yönetiminin IŞİD sonrası dönemde yerine getirmesi gereken önemli görevleridir. Geçen hafta Irak Sadr hareketi lideri Mukteda Sadr Musul’un düşmesine sebebiyet verenlerin yargılanması, mültecilerin durumu ve Musul işgalinden zarar görenlerin durumu ile ilgilenilmesi ve ayrıca Irak’ın Batı sınırlarında güvenliğin sağlanması Bağdat yönetiminin üç önemli önceliği olduğunu ve ciddi bir şekilde ele alınması gerektiğini belirtti. Bu önceliklere Irak Başbakanı Haydar İbadi de vurgu yapmıştı.
Geçen hafta Katar ile Arabistan ve müttefikleri Mısır, Bahreyn ve BAE arasındaki kriz aynı şiddeti ile devam etti, öyle ki ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’un Kuveyt, Doha, Cidde ve yeniden Kuveyt ve Katar ziyareti de işe yaramadı ve gerginliği durdurmak bir yana hatta hafifletemedi.
Geçen hafta Katar ile dört Arap ülkesinin arasındaki gerginlikle ilgili yaşanan gelişmeleri üç kategoride ele almak mümkün. İlk mesele, Katar yönetiminin hareketleriydi. Bu hareketler Doha yönetiminin Riyad ve müttefikleri karşısında geri adım atmak niyetinde olmadığını ortaya koydu.
Katar yönetimi bu doğrultuda halkın ihtiyaç duyduğu süt ve süt ürünlerini karşılamak amacıyla Almanya’dan 4 bin baş süt ineği ithal etti ve Arabistan ve müttefiklerinin dayattığı kuşatma ve yaptırımlardan zarar görenlerin davaları ile ilgilenmek üzere özel bir komisyon kurdu.
Bu arada Türkiye’den beşinci grup askerler de Katar ordusu ile 16 Temmuz’da düzenlenecek ortak askeri tatbikata katılmak üzere Katar’a geldi.
Katar Dışişleri Bakanı da geçen hafta bir kaç açıklamasında Doha yönetimi baskılara boyun eğmeyeceğini ve ancak bu ülkenin milli egemenliğine saygı ve yapıcı diyalogla yaşanan krizi çözümleyebileceklerini kaydetti.
Katar krizi ile ilgili bir başka konu, Arabistan ve müttefiklerinin Doha yönetimine karşı agresif politikaları üzerinde ısrarla durmalarıdır. Geçen hafta Arabistan ve müttefiklerinin hareketleri ve özellikle Katar’a yaptırım uygulayan ülkelerin enformasyon bakanlarından geçen hafta Çarşamba günü Cidde’de düzenledikleri oturumda dile getirdikleri sözler ve Katar medyasının faaliyetini terörden daha tehlikeli saymaları, Suud ekseni Katar ile diyalog yolunu açmak yerine bu ülkeyi telim olmaya zorlamakta kararlı olduğunu ortaya koydu. Suud ekseninin bu eğilimi, Katar krizinin üçüncü eksenini oluşturan ABD Dışişleri Bakanı Rex Tilerson’un geçen hafta Fars körfezi bölgesine ziyaretini etkileyen durum oldu, nitekim Tillerson bölgeden eli boş Washington’a geri döndü.
Arap yazar Abdulbari Atvan, Londra’ya yayımlanan Ray El Yom gazetesinde yayımladığı yazısında şu ifadelere yer verdi: Eğer Amerika Dışişleri Bakanı Tillerson Axon Mobil petrol firması başkanlığı sayesinde Fars körfezini iyi tanıdığı halde hiç bir açıklama yapmaksızın Doha’yı terk ediyorsa, bunun anlamı, görevinin başarılı geçtiğini gösterecek söyleyecek bir sözü olmadığı ve ayrıca krize taraf olanların hiç bir geri adım atmaksızın kendi tutumları üzerinde ısrar ettikleri ve Kuveyt’in arabuluculuğu için artık hiç bir mahal kalmadığının işaretidir. Eğer Katar’a düşman olan ülkelerin Tillerson’un görevinin başarısızlıkla sonuçlanmasına yol açtığını söyleyecek olursak, pek fazla abartmış olamayız.
Aslında Tillerson, Washington yönetimini eleştiren kesimler beyaz sarayda Arap dünyasında yaşanan bu kriz konusunda hiç bir konsensüs olmadığını belirttikleri bir sırada Fars körfezini eli boş geri döndü. Bu bağlamda Amerika stratejik etüt merkezinin seçkin uzmanlarından Antony Kurtzman 3 Temmuz tarihinde şöyle yazdı: Amerika Katar’ın cari krizi ve Arabistan ve BAE’nin Katar’a dayattığı yaptırımlar ve tanıdığı sürelerle karşılaşmada daha fazla dikkatli olması gerekir. Trump yönetimi içinde yaşanan şimdiki krizde – yani kabinenin iki önemli üyesi yani Rex Tilerson ve James Mattis uzlaşma ve arabuluculuktan yanayken, başkanın adamları onu Suud rejimi ve BAE lehine taraf tutmaya teşvik ettikleri bir sırada, ABD’nin stratejik çıkarlarına asla kabul edilemez bir riski dayatıyor. Başkanın Arabistan ve BAE’ine destek yönünde sarf ettiği perişan ve tuhaf sözler, Fars körfezi güneyindeki ülkeleri ayrışma tehlikesi ile karşı karşıya getiriyor ve Katar’ı İran ve Türkiye’ye doğru yönelterek, İran’ın caydırıcılığı üzerinde odaklanmayı bozuyor, ayrıca ABD’nin bu bölgede nüfuz ve itibarını zayıflatarak Amerika’yı bölgede, kendisi için çok önemli stratejik öncelikleri arz eden uzun süreli rekabetlere zorluyor.
Geçen haftalarda Katar krizinin devamı hakkında gündeme getirilen yorumlarda dikkat çeken iki önemli nokta, İsrail’in bu krizin sürmesinden faydalanması ve ayrıca FKİK’in çökme eşiğine gelmesiydi. Gerçekte korsan İsrail bu krizde Arabistan’ın tarafını tutarak, Tel aviv ile Riyad arasında doğrudan uçak seferlerinin başlatılması için bastırıyor. İsrail İBT Bakanı Yesrael Kats geçen hafta Çarşamba günü şöyle dedi: İsrail şimdi mevcut demiryolunu geliştirmek ve Ürdün sınırı ve Batı Şeria'ya kadar uzatmak için planlarını ilerletmeye hazır ve bu demiryolu ağı Ürdün ve Arabistan’ı geçerek Fars körfezine ulaşacaktır.
Katar krizi ile ilgili bazı yorumlar da mevcut krizin devam etmesi Katar’ın FKİK’ten çekilme ihtimalini ve konseyin çöküş ihtimalini kuvvetlendirme yönündeydi.
Her halükarda Arap dünyasının içinde baş gösteren bu krizin üzerinden yaklaşık 40 gün geçtiği halde krizin hafiflemesi yönünde hiç bir işaret göze çarpmıyor ve hatta krizin önümüzdeki günlerde daha da tırmanacağından söz ediliyor.