Ağustos 15, 2017 20:03 Europe/Istanbul

Geçen hafta Türkiye'den Kuzey Irak referandumuna karşı tepkilerin sürmesi, PKK ile mücadelelerin devam etmesi, AKP kulislerinde yeni devlet tartışmalarının yön değiştirmesi ve İran genel kurmay başkanının Ankara ziyareti bugünkü sohbetimizin ana başlıklarını oluşturur.

Geçen hafta Türkiye yetkilileri bir kez daha Kuzey Irak yerel yönetimi yetkililerinin bu bölgenin bağımsızlık referandumu konusunda uyardı.

Türkiye enerji Bakanı Berat Albayrak Kuzey Irak yerel yönetimi yetkililerini bu bölgenin bağımsızlığı için yapmak istedikleri referandum konusunda uyardı. Albayrak, böyle bir uygulama, Ankara ile Erbil arasında enerji alanında devam eden yakın işbirliğini tehlikeye atabileceğini belirtti. Enerji Bakanı Albayrak ayrıca, Türkiye yönetimi Irak’ın toprak bütünlüğünden yana olduğunu ve Iraklı kürtlerin Kuzey Irak’ın bu ülkeden bağımsızlık kazanması yönünde referandum düzenlemelerini facia boyutunda bir yanlış olarak algıladıklarını ifade etti.

Türkiye enerji Bakanı Albayrak’ın bu açıklaması, Ankara yönetiminin üst düzey yetkilileri şimdiye kadar Irak’ın bölünmesi konusunda sürekli çifte standart bir tutum sergiledikleri bir sırada gündeme geliyor. Gerçekte Ankara yönetiminin üst düzey yetkilileri son haftalarda sürekli Kuzey Irak’ta bağımsızlık referandumu konusunda çelişkili tutum sergiledi. Örneğin Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanlarından İlnur Çevik geçen Mayıs ayında düzenlenen Irak Kürt bölgesel yönetiminde bağımsızlık arayışı başlıklı konferansta yaptığı konuşmada, Kuzey Irak’ta bağımsızlık referandumu düzenlenmesini destekleyerek şöyle dedi: Kürtler bağımsız bir Kürt devleti kurma hakkına sahiptir. Türkiye devleti er geç bi sorunla karşı karşıya gelecektir. Ancak Türkiye devleti bağımsız Kürdistan devletini boykot etmeyecektir.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanlarından İlnur Çevik bu tutumu ortaya koyarken, Türkiye büyük millet meclisinde iktidar AKP’nin milletvekilleri meclise bir yasa tasarısı sundu. AKP’li vekillerin sunduğu yasa tasarısında Türkiye meclisinde milletvekillerinin Kürdistan sözcüğünü kullanması yasaklanıyordu ve bu sözcüğü dile getiren milletvekillerine para cezası kesilecekti.

Öte yandan Türkiye yönetimi bir yandan Irak’ta faaliyet yürüten tekfirci terör örgütleri ile yakın ilişkileri bulunurken, öbür yandan da Iraklı Kürtlerin lideri Mesut Barzani ile de çok yakın ve samimi ilişki kurduğu gözleniyor.  Ancak bu tür bir tutumun sergilenmesi ve Ankara yönetimi üst düzey yetkililerinin çelişkili tutumları bir gerçeği ortaya koyuyor, o da şu ki Ankara yönetimi bir yandan Irak topraklarının parçalanmasına kesinlikle karşı çıktığı halde 25 Eylül 2017’de yapılacak bağımsızlık referandumundan evet çıktığı takdirde de Kuzey Irak yerel yönetimi ve Erbil ile ilişkilerini korumak istiyor.

Görünen o ki böyle bir politika ile Ankara yönetimi Iraklı kürtleri kontrol altında tutmak ve aynı zamanda da Kuzey Irak bölgesindeki varlığını sürdürmek istiyor.

Türkiye genel kurmay başkanlığı Irak'ın kuzeyinde PKK mevzilerine geçtiğimiz hafta  düzenlenen hava saldırılarında en az 13 PKK'lının öldüğü ve 8'nin de yaralandığını bildirdi.

Irak hükümetinin itirazlarına rağmen Türkiye'nin Irak'ın kuzeyine yönelik saldırıları ve tecavüzleri 2015 ortasından beri devam ederken  bu saldırılar başta Irak olmak üzere  dünyanın bir çok ülkesinin  sert tepkisine neden olmaktadır.

Türkiye ordusunun Türkiye'nin güneydoğusu ve Irak'ın kuzeyinde PKK mevzilerini bahane ederek düzenlediği saldırılarda  çok sayıda sivilin de ölmesi, BM insan hakları yüksek komiserliğinin yayınladığı raporda, açık bir şekilde insan haklarının çiğnenmesi olduğu belirtilmiş ve bu saldırılar kınanmıştı.

Raporda, Türkiye ordusunun  ülkenin güneydoğusunda düzenlediği operasyonlar sonucunda en az 355 bin insanın evini barkını terketmek zorunda kaldığına  yer verilmişti. 

Geçen hafta Şemdinli ilçe merkezine yaklaşık 7 kilometre uzaklıkta bulunan İncesu Köyü Elda Mevkii’nde kalekol inşaatına malzeme taşıyan kamyonetin geçişi sırasında, PKK’lı teröristler tarafından önceden yola döşenen el yapımı patlayıcı infilak ettirildi. Patlamada iki işçi yaşamını yitirdi. Güvenlik güçleri, PKK’lı teröristleri yakalamak için bölgede geniş çaplı operasyon başlattı.

Öte yandan Türkiye İçişleri bakanlığı yaptığı yazılı açıklamada son bir hafta içinde Güney ve Güneydoğu illerinde PKK'ya yönelik yapılan operasyonlarda en az 28 PKK'lının öldürüldüğünü bildirdi.

PKK mevziilerin yönelik kara ve hava operasyonlarının devam etmekte olduğu bildirildi.

2015 yılından şimdiye kadar Türkiye silahlı güçleri ile PKK arasında yaşanan çatışmalarda en az 600 güvenlik görevlisi ölürken, 7 bini aşkın PKK'lının da öldürüldüğü belirtilmiştir.

******

Geçen hafta AKP merkez karar ve yönetim kurulu MKYK üyesi Ayhan Ogan Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde yeni bir siyasi parti kurma yönündeki tutumundan geri adım atarak, Türkiye yeni bir devleti kurmanın mümkün olmadığını belirltti.

AKP’li yetkili Ayhan Oğan geçen hafta bir televizyon kanalının canlı programında Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde yeni bir devlet kurulmakta olduğunu belirtmişti.

Aslında Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çevresindeki engebeli ve inişli çıkışlı gelişmeler ve yapılan değişiklikler, Türkiye’de cari yılın 16 Nisan tarihinde yapılan referandumun ardından Türkiye’nin hükümet sistemi yön değiştirdiği bir sırada bu ülkenin iç siyaset ve medya arenalarında tartışılıyor.

Gerçek şu ki Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’de ne laik olan ve laik rejimin isteklerine evet diyen, ama aynı zamanda da gerçek İslam’dan da çok uzak olan bir devlet inşa ettiği gözleniyor. Aslında Erdoğan’ın kurduğu yeni düzenin bir ölçüde ulusalcı ve Osmanlı sistemine dönmeyi arzu eden bir düzen şeklinde tanımlamak mümkün. Birinci dünya savaşının sonunda çöken Osmanlı imparatorluğunda şah veya imparator tek başına ülkenin yönetimini elinde bulunduruyordu. Görünen o ki Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan da şimdi Osmanlı imparatorluğu gibi bir devlet kurmak istiyor. Aslında Erdoğan böyle bir devleti kurmaya doğru giden yolun büyük bir bölümünü de aşmış bulunuyor. bu şartlarda AKP merkez karar ve yönetim kurulu MKYK üyesi Ayhan doğan ise Türkiye’de yeni bir devlet kurulmakta olduğunu gündeme getirerek, Erdoğan liderliğinde önümüzdeki günlerde yeni değişiklikleri ve gelişmelerin karşısında halkı ve muhalefet partilerini hazır hale getirmek istiyor. Fakat Ayhan Doğan’ın açıklamasından sonra muhalefet partileri ve hatta AKP’li bazı milletvekillerinin sert tepki ve itirazlarından sonra görünen o ki AKP liderleri bu konuda sessiz kalma politikasını ve gelecekte daha uygun fırsatları kollamayı tercih etti.

******

Geçtiğimiz hafta Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupalı ülkelerin Türkiye’ye yönelik eleştirileri daha çok kendi iç politikalarındaki sorunları ile ilgili olduğunu belirtti.

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında ayrıca ülkesi ile bazı Avrupa ülkeleri arasındaki siyasi ilişkilerde özellikle son bir yılda yaşanan gerginliğe temas ederek, Hollanda, Fransa ve Almanya gibi ülkelerde genel seçimler gibi iç meseleler, Türkiye ile ilişkilerinin daha da gerilmesinde etkili rol ifa ettiğini vurguladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu sözleri, son bir yılda Türkiye ile başta AB’nin ağır topları olmak üzere bu birliğe üye olan bazı ülkelerle ilişkileri sürekli ve artan bir şekilde gerildiği bir sırada gündeme geliyor.

Aslında iki taraf arasındaki ihtilafların büyük bir bölümü son bir yılda Batılı tarafların Türkiye’de düzenlenen 15 Temmuz askeri darbesine karşı duyarsızlıklarından kaynaklandığı anlaşılıyor. Nitekim bazı Avrupa ülkeleri resmen Türkiye’de başarısızlıkla sonuçlanan 15 Temmuz askeri darbesini uyduruk bir darbe ilan etmişti. Üstelik Türkiye’de bundan önce yapılan dört askeri darbenin darbecilerin başarısı ile sonuçlanması bu kuşkuyu daha da arttırdığı anlaşılıyor. Çünkü 2016’nın Temmuz ayında yapılan askeri darbe en az kayıp ve hasarla ve oldukça kısa bir sürede başarısızlıkla sonuçlandı. Ancak nedense darbeciler yıldırım hızı ile gözaltına alınarak birer birer hapse atıldı. Bu arada Ankara yönetimi yetkilileri başarısız askeri darbeyi de bahane ederek parlamentodan olağanüstü hal durumu kanununu çıkardı ve bu gelişmenin ardından Ankara yönetiminin tüm muhalifleri de bir bir ardı sıra tutuklanarak hapse atıldı. Bu yüzden bazı Avrupa ülkeleri Türkiye’de yapılan ve başarısızlıkla sonuçlanan askeri darbeyi uyduruk bir darbe niteledi. Ancak bu inanca sert tepki gösteren Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, bundan önce AB’yi garez-kar tutum sergilemek ve muhaliflerin tarafını tutmakla suçlayarak şöyle demişti: AB yetkililerinin Türkiye’deki başarısız darbe girişimine karşı sözleri çelişkilidir. Erdoğan Avrupa devletlerini garez-kar davranmak ve muhaliflerini tarafını tutmakla suçladığı açıklamasında AB yetkililerini Türkiye devleti karşıtı garez-kar tutumunu sürdürmekle suçladı.

*****

Geçen hafta İran İslam Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Bakıri, Ankara ziyareti kapsamında, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Hulusi Akar, Savunma Bakanı Fikri Işık ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan başta olmak üzere üst düzey Türk yetkilileriyle terörizmle mücadele, bölgesel gelişmeler, ikili savunma münasebetleri, sınır güvenliği alanında işbirliği gibi önemli konuları masaya yatırdı. Bültenimizi bu gelişmeyle noktalıyoruz.

Geçen hafta İran Genelkurmay Başkanı'na Ankara ziyaretinde, istihbarat ve güvenlik, eğitim ve araştırma, plan ve program, endüstriyel araştırma yardımcıları ile İslam İnkılabı Muhafızlar Ordusu Kara Kuvvetleri Komutanı General Muhammed Pakpur ile Dışişleri Bakan Yardımcısı İbrahim Rahimpur eşlik etti.

İran ile Türkiye'nin ilişkilerinin geçmişine bakıldığında şimdiye kadar iki ülkenin askeri yetkilileri arasında bunca üst düzey seviyede bir ziyaret yapılmadığı ve bu anlamda bir ilk sayıldığı anlaşılıyor. İran Genelkurmay Başkanı'nın Türk yetkilileriyle yapılması planlanan ziyaretler, bu önemli olayın önemini gösteriyor.

İran'dan üst düzey askeri heyetin Ankara'ya yaptığı ziyaret, gerek ikili ilişkiler, gerek bölgesel gelişmeler adına oldukça önemli olduğu düşünülüyor.

İran ile Türkiye bölgenin iki büyük, önemli, etkin ve güçlü ülkesi olarak, Suriye örneğinde olduğu gibi bölgesel krizlerin çözümünde önemli rol ifa edebileceklerini göstermiştir.

Suriye krizi, İran ile Türkiye arasında anlaşmazlıklara neden olup, ilişkiler üzerinden kısmen etkili olsa da, iki ülke buna rağmen çok zor konularda bile işbirliği yapabileceklerini ortaya koymuş oldular. İran ile Türkiye buradan anlaşıldığı gibi bölgesel düzeyde çok ciddi işbirliği içine girebilir.

Suriye, Irak, Irak'ın kuzeyi, Yemen ve Fars Körfezi'nde yaşanan gelişmeler ve olaylardan dolayı bölgemizin içinde geçmekte olduğu şu kritik dönemde bu ziyaretin gerçekleşmesi önemini kat kat arttırmaktadır.

Bölgenin iki önemli ülkesi olan Türkiye ve İran, çevrelerinde yaşanan gelişme ve olaylara kuşkusuz duyarsız kalmaz ve kimse de İran ile Türkiye'den böyle bir şey bekleyemez.

Bu ziyaret sadece iki ülke açısından değil bölge ve İslam dünyası açısından da kritik öneme sahiptir.