Eylül 16, 2017 10:39 Europe/Istanbul

EL-AHZAB suresinin 6 ila 8. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

EL-AHZAB suresinin 6. ayeti:

 

النَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنْفُسِهِمْ وَأَزْوَاجُهُ أُمَّهَاتُهُمْ وَأُولُو الْأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللَّهِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ إِلَّا أَنْ تَفْعَلُوا إِلَى أَوْلِيَائِكُمْ مَعْرُوفًا كَانَ ذَلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُورًا (33:6)

 

Yani:

Peygamber, müminlere kendi canlarından daha yakındır. Eşleri, onların analarıdır. Akraba olanlar, Allah'ın Kitabına göre, (mirasçılık bakımından) birbirlerine diğer müminlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar; ancak, dostlarınıza uygun bir vasiyet yapmanız müstesnadır. Bunlar Kitap'ta yazılı bulunmaktadır.

 

 

Geçen bölümde yüce Allah’ın hükmüne göre, üvey evlatlar veonları evlatlık edinenlerin birbirinden karşılıklı miras payı almaları caiz olmadığını, miras meselesi ancak baba ve gerçek evlat arasında söz konusu olduğunu ve üvey evlatların böyle bir hakkı iddia edemeyeceğini anlatmıştık.

Bu ayet ise şöyle buyurmakta: Hatta insanların üzerinde velayet hakkı bulunan ve ümmetin babası hükmünde olan ve eşleri de müslümanların anası sayılanPeygamber de ne kimseden miras alabilir, ne başkası onların mirasında payı vardır.

Bilindiği üzere, İslam Peygamberi –s– Medine’ye geldiğinde muhacirlerle ensar arasında kardeşlik ahdi bağladı ve müslümanlardan her biri, bir başka müslümanla kardeş ilan edildi. Ancak buna karşın kan bağı olanların arasında cari olan miras hükmü, din kardeşleri arasında yeri yoktur ve eğer biri din kardeşini bıraktığı mirasa ortak etmek istiyorsa, bunu ancak vasiyet ederek yapabilir ve din kardeşine iyilikte bulunabilir.

Gerçi bu ayetin konusu önceki ayetlere bakıldığında mirasla ilgili gibi gözükür, fakat ayetin mutlak bir tabir olduğu kesindir. Şöyle ki, İslam Peygamberi –s– tüm işlerde müminlere kıyaslaönceliklidir ve her insanın kendisine yönelik tüm yetkilerine Allah Resulü –s– müminlere karşı tek tek öncelikli olarak sahiptir. Bu yüzden müminler İslam Peygamberi’nin –s– görüşüne öncelik vermeleri ve o hazretin emirlerine itaat etmeleri gerekir. Surenin 36. ayeti de aynı konuya vurgu yapmakta ve ne zaman Allah teala veya Peygamberi bir hüküm verdiyse, mümin insanın artık o hükme karşı kendisinden hiç bir inisiyatifi olmadığını belirtmektedir. Doğal olarak pak ve masum olan İslam Peygamberi –s– bireyin ve toplumun hayır ve maslahatından başka hiç bir şey gözetlemez ve kişisel veya ailevi çıkarların veya nefsani heva ve heveslerin peşinden gitmez.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

1 – İslam Peygamberi’nin –s– tüm müminlerin üzerinde velayet hakkı vardır ve tüm bireysel, ailevi ve sosyal konularda hükmü, öncelikli olarak geçerlidir.

2 – İslam Peygamberi’nin –s– eşlerine saygı vaciptir ve onlara yönelik her türlü sözde ve amelde saygısızlık caiz değildir.

3 – İslam kültüründe aile ocağının temelini güçlendirmek için akrabalık ve kan bağına öncelik verilmiştir.

 

EL-AHZAB suresinin7 ve 8. ayetleri:

 

وَإِذْ أَخَذْنَا مِنَ النَّبِيِّينَ مِيثَاقَهُمْ وَمِنْكَ وَمِنْ نُوحٍ وَإِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى وَعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَأَخَذْنَا مِنْهُمْ مِيثَاقًا غَلِيظًا (33:7)

لِيَسْأَلَ الصَّادِقِينَ عَنْ صِدْقِهِمْ وَأَعَدَّ لِلْكَافِرِينَ عَذَابًا أَلِيمًا (33:8)

 

Yani:

Hani biz peygamberlerden söz almıştık; senden, Nuh'tan, İbrahim'den, Musa'dan ve Meryem oğlu İsa'dan da. (Evet) biz onlardan pek sağlam bir söz aldık.

Allah bu sözü doğruları doğruluklarıyla sorumlu kılmak için aldı. Kâfirler için de çok acıklı bir azap hazırladı.

 

 

Önceki ayet, İslam Peygamberi’nin –s– müminlerin üzerinde geniş velayet hakkından söz etti. Bu ayetler ise o hazretin ve ondan önceki tüm peygamberlerin ağır sorumluluğuna işaret ederek şöyle buyurmakta:

Allah Peygamberleri için belirlediği hakka karşılık, onların omuzuna ağır sorumluluk yüklemiştir; böylece Peygamberlerin ilahi vahiyi insanlara tebliğ etmeleri ve insanları hidayete erdirmeleri yolunda hiç bir çabayı esirgememelerini ve canı pahasına olsa bile insanları tevhide davet etme uğrunda çaba harcamalarını güvence altına almıştır.

Bu ayetler Ulul’azm peygamberler olarak bilinen beş büyük ilahi peygambere işaret ediyor ve İslam Peygamberi’nden –s– sonra Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. İsa’dan söz ediyor.

Ayetler şöyle devam etmekte: İnsanlar peygamberlerin daveti karşısında iki gruba ayrılır: Sadıklar ve Kafirler. Sadıklar iman iddiasında samimi olan insanlardır. Bu insanlar dile getirdikleri her şeyi amelde de uygular ve söyledikleri sırf iddia etmekle sınırlı kalmaz ve ilahi tealime uydukları amellerinde de göze çarpar.

Kıyamet gününde yüce Allah her iki grubu sorgular ve herkese düşüncesi, dili ve ameline göre mükafat veya ceza verir.

Aynı surenin 23 ve 24. ayetlerinde de Allah teala gerçek müminlere işaret ederek şöyle buyurur:

Müminler içinde Allah'a verdikleri sözde duran nice erler var. İşte onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir. Çünkü Allah sadâkat gösterenleri sadâkatları sebebiyle mükâfatlandıracak, münafıklara -dilerse- azap edecek yahut da (tevbe ederlerse) tevbelerini kabul edecektir. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 –Geçmiş kavimlerin ve peygamberlerin tarihi ile tanışmak, bu insanlara yönelik ilahi sünnetleri öğrenmeleri ve doğru yolda ilerlemeleri bakımından iman ehli olanlar için gereklidir.

2 – Allah teala her hakka karşılık bir sorumluluk belirlemiştir. Nitekim insanın makamı ve konumu üstün ve yetkileri fazla olduğu kadar, görev ve sorumluluğu da bir o kadar fazla ve ağırdır.

3 – Söz ve amelde samimi ve sadık olmak, imanın gereğidir, öyle ki Allah teala mümin sözcüğü yerine sadık sözcüğünü kullanmıştır.

4 – Allah teala kıyamet gününde insanları niyet ve saiklerine göre ölçer ve zahiri amellerden başka,amellerin batınını da gözetler.