Eylül 16, 2017 10:45 Europe/Istanbul

EL-AHZAB suresinin 9 ila 12. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

EL-AHZAB suresinin 9. ayeti:

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ جَاءَتْكُمْ جُنُودٌ فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا وَجُنُودًا لَمْ تَرَوْهَا وَكَانَ اللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرًا (33:9)

 

 

Yani:

Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın; hani size ordular saldırmıştı da, biz onlara karşı bir rüzgâr ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik. Allah ne yaptığınızı çok iyi görmekteydi.

 

Bu ayet ve bundan sonraki 16 ayet, hicretin beşinci yılında vuku bulan Ahzab savaşı ile ilgilidir. Bu savaşta tüm İslam karşıtı hizipler ve güruhlar birlik olup, İslam ve müslümanların işini bitirmeye karar verdi. Medine yahudileri, Mekkeli müşrikler ve bir çok aşiretle el ele vererek büyük bir ordu kurdu ve Medine’yi ele geçirerek İslam Peygamberi –s– ve müslümanları katletmeye karar verdi. Ancak yüce Allah’ın iradesi ile düşmanın bu şom planı hezimete uğradı ve müslümanların zaferi ile beraber, düşmanlar büyük hüsran yaşadı.

Ahzab savaşı macerasında Allah Resulü –s– düşmanların Medine’ye saldırma planından haberdar olduktan sonra müslümanları camide topladı ve düşmana nasıl karşı koyulması gerektiği konusunda onlarla istişarelerde bulundu. İstişarenin sonunda Salman Farsi’nin önerisi üzerine Medine çevresinde derin bir hendek inşa edilmesi ve böylece düşmanın kente girmesinin engellenmesi kararlaştırıldı. Bu yüzden bu savaş Hendek savaşı adıyla da ün yaptı.

Ahzab savaşı ile ilgili ilk ayet olan bu ayet, müslümanlardan her daim düşman karşısında ilahi yardımları hatırlamalarını ve korkuya ve tembelliğe ve zafiyete kapılmamalarını istiyor. Ayet ayrıca müslümanlardan, Ahzab savaşında düşmanların sayısı müslümanların bir kaç katı olmasına rağmen yüce Allah’ın düşmanın üzerine estirdiği rüzgarla onları tarumar ettiğini ve yüreklerine panik ve dehşet ve korku saldığını ve öbür yandan melekleri göndererek müslümanların moralini takviye ettiğini ve böylece müslümanların düşman yığınından korkmamalarını sağladığını unutmamalarını istiyor.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

1 – Allah’a iman etmek ve çaba harcamak ve cihat etmek, yaşamın çeşitli alanlarında ilahi yardımlardan yararlanmanın temel şartıdır.

2 – Yüce Allah’ın geçmişte verdiği nimetleri hatırlamak, şimdi ve gelecekte sorunlara karşı sabertemenin ve direnmenin etkenidir.

 3 – Yüce Allah’ın müminlere yardım etme eli açıktır, nitekim bu yardımı rüzgar ve fırtına gibi doğal olaylar ve meleklerin nazil oluşu gibi doğaüstü işlerle yapabilir.

4 – Yüce Allah’ın bizim tüm amellerimizi gözetlediğine ve haberdar olduğuna iman etmek, hem davranışlarımızı kontrol etmemize ve hem Allah yolunda daha fazla emek harcamamıza vesile olur.

 

Şimdi EL-AHZAB suresinin 10 ve 11. ayetleri:

 

إِذْ جَاءُوكُمْ مِنْ فَوْقِكُمْ وَمِنْ أَسْفَلَ مِنْكُمْ وَإِذْ زَاغَتِ الْأَبْصَارُ وَبَلَغَتِ الْقُلُوبُ الْحَنَاجِرَ وَتَظُنُّونَ بِاللَّهِ الظُّنُونَا (33:10)

هُنَالِكَ ابْتُلِيَ الْمُؤْمِنُونَ وَزُلْزِلُوا زِلْزَالًا شَدِيدًا (33:11)

 

Yani:

Onlar hem yukarınızdan hem aşağı tarafınızdan (vâdinin üstünden ve alt yanından) üzerinize yürüdükleri zaman; gözler yıldığı, yürekler gırtlağa geldiği ve siz Allah hakkında türlü türlü şeyler düşündüğünüz zaman;

İşte orada iman sahipleri imtihandan geçirilmiş ve şiddetli bir sarsıntıya uğratılmışlardı.

 

Bu ayetler Ahzab savaşının çetin durumunu beyan ederken, şöyle buyurmakta: Düşman ordusunun sayısı o kadar fazlaydı ki, Medine’yi her taraftan kuşattılar ve her an kente girerek katliam ve yağma yapma ihtimali vardı. Doğal olarak o sırada Medine halkına şiddetli bir korku hakim olmuştu ve gözleri bu korku ve ızdırabın habercisiydi, nitekim yürekleri ağızlarına gelmiş ve her an ölümü bekler gibi oldular.

Gerçekte ilahi yardıma inanmayanlar, Allah Resulü’nün –s– İslam’ın küfüre ve Hakkın batıla karşı zaferi ile ilgili vaatlerinin yanlış olduğunu ve bu arada yenilmeleri ile birlikte İslam dini ebediyen yok olacağını düşünmeye başlamıştı. Oysa bu zorlu şartlar aslında büyük bir ilahi sınavdı ve burada kimlerin Allah’a gerçekten iman ettiği ve canı pahasına direneceği ve kimlerin düşman ordusunun kalabalığını görüp imanı sarsılacağı belli olacaktı.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

1 – Müslümanlar her daim düşman komplolarına karşı hazırlıklı olmalı ve topraklarını düşman nüfuzuna karşı korumalıdır.

2 – Savaş ve cihat, ilahi zor sınavlardan biridir ve dikkat edilmeyecek olursa, bazıları iman zafiyeti yüzünden korku ve ızdıraba kapılabilir.

3 – Gerçek müminlerle sahte müminler zor durumlarda birbirinden ayırt edilir, zira zorluklara karşı direnmek için güçlü iman şarttır.

 

Şimdi EL-AHZAB suresinin 12. ayeti:

 

وَإِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ مَا وَعَدَنَا اللَّهُ وَرَسُولُهُ إِلَّا غُرُورًا (33:12)

 

 

Yani:

Ve o zaman, münafıklar ile kalplerinde hastalık (iman zayıflığı) bulunanlar: Meğer Allah ve Resûlü bize sadece kuru vaadlerde bulunmuşlar! diyorlardı.

 

Önceki ayetler bazı müminlerin Ahzab savaşı sırasında iman sarsıntısı geçirdiğinden söz etti. Bu ayet ise bu sarsıntının köklerini açıklarken şöyle buyurmakta:

Bunlardan bazıları münafıktı ve görecede İslam’a iman ettiklerini ileri sürüyordu, oysa gerçekte iman etmemişti. Diğer bazıları ise dünyaya ve dünyevi zevklere düşkün olan ve imanı zayıf sayılan insanlardı ve bu özellikleri onları düşmanla cihat etmekten alıkoyuyordu. Bunlar sadece kendileri düşman karşısında geri çekilmekle kalmıyor, başkalarını da geri çekilmeye teşvik ediyor ve Resulullah’ın –s– onlara vadettiği zaferin yalan olduğunu iddia ediyordu.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

1 – Nifak tehlikesi her zaman İslamî toplumları tehdit eden bir tehlikedir. Bu tehlikeyi tanımalı ve onunla mücadele etmek için hazırlıklı olmalıyız.

2 – Münafıklar İslamî toplumu umutsuzluğa ve zafiyete sürükler ve düşman karşısında direnmek isteyen müminlerin moralini çökertmeye çalışır.

3 – İslam Peygamberi’nin –s– sahabesi ve etrafındaki insanların tümü aynı iman derecesine sahip değildi, nitekim bazıları hakikaten mümin ve bazıları münafık ve iki yüzlüydü.