Eylül 16, 2017 11:14 Europe/Istanbul

El-Ahzab suresinin 13 ila 17. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

EL-AHZAB suresinin 13. ayeti:


 

وَإِذْ قَالَتْ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ یَا أَهْلَ یَثْرِبَ لَا مُقَامَ لَکُمْ فَارْجِعُوا وَیَسْتَأْذِنُ فَرِیقٌ مِنْهُمُ النَّبِیَّ یَقُولُونَ إِنَّ بُیُوتَنَا عَوْرَةٌ وَمَا هِیَ بِعَوْرَةٍ إِنْ یُرِیدُونَ إِلَّا فِرَارًا (33:13)

 

 

Yani:

Onlardan bir gurup da demişti ki: Ey Yesribliler (Medineliler)! Artık sizin için durmanın sırası değil, haydi dönün! İçlerinden bir kısmı ise: Gerçekten evlerimiz emniyette değil, diyerek Peygamber'den izin istiyordu; oysa evleri tehlikede değildi, sadece kaçmayı arzuluyorlardı.

 

 

 

Geçen bölümde beyan ettiğimiz ayetler, Ahzab savaşı macerasını anlatıyordu. Geçen bölümde dedik ki, münafıklar ve kalbî imanı zayıf olan insanlar, halkın moralini bozmaya çalışıyor ve İslam Peygamberi –s– onları kandırdığını ve asla zafere ulaşamayacaklarını ileri sürüyordu. Bu ayet ise maceranın devamını şöyle anlatmakta: Münafıklardan bir grup da düşmanla savaşmak üzere kentin dışına çıkan insanlara şöyle diyordu: Burası sizin yeriniz değil, sizin elinizden bir şey gelmez, evlerinize geri dönün ve evinizi ve eşinizi ve çocuklarınızı koruyun. Bazıları da türlü mazeretler uydurarak Resulullah’ın huzura çıkıyor ve geri dönmek üzere icazet istiyordu, oysa gerçek niyetleri savaş cephesinden kaçmaktı.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Spekülasyonları yaymak ve halkın moralini bozmak, münafıkların programlarıdır. İman ehli olanlar bu tür insanlara ve toplumda sergiledikleri davranışlara karşı dikkatli olması gerekir.

2 – Allah Resulü –s– savaş sırasında şahsen komutayı ele alırdı. O hazret tehlike anlarında halkın yanındaydı ve onları asla yalnız ve başsız bırakmazdı.

 

EL-AHZAB suresinin 14 ve 15. ayetleri:

 

وَلَوْ دُخِلَتْ عَلَیْهِمْ مِنْ أَقْطَارِهَا ثُمَّ سُئِلُوا الْفِتْنَةَ لَآَتَوْهَا وَمَا تَلَبَّثُوا بِهَا إِلَّا یَسِیرًا (33:14)

وَلَقَدْ کَانُوا عَاهَدُوا اللَّهَ مِنْ قَبْلُ لَا یُوَلُّونَ الْأَدْبَارَ وَکَانَ عَهْدُ اللَّهِ مَسْئُولًا (33:15)

 

Yani:

Medine'nin her yanından üzerlerine saldırılsaydı da, o zaman savaşmaları istenseydi, şüphesiz hemen savaşa katılırlar ve evlerinde pek eğlenmezlerdi.

Andolsun ki daha önce onlar, sırt çevirip kaçmayacaklarına dair Allah'a söz vermişlerdi. Allah'a verilen söz mesuliyeti gerektirir!

 

 

Bu ayetler de geçen ayetlerin devamında şöyle buyurmakta:

Bugün düşman karşısından kaçan ve tehlikeyi göze almak istemeyen bunlar, aslında Allah’a imanı zayıf olan insanlardır, zira eğer düşman Medine’ye girer ve onlardan şirk ve küfüre geri dönmelerini isterse, hemen kabul eder ve imanından el çeker. Oysa bunlar Allah Resulü ile biat  ettiklerinde, o hazrete ve müslümanlara düşman karşısında destek sözü vermişti ve düşmanın önünden kaçmayacaktı, fakat şimdi bu sözlerinden dönmeye başladılar ve verdikleri sözü ihlal ettiler, oysa bu konuda onlardan hesap sorulacağını da biliyorlardı.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – İslami toplumlarda bulunan bir avuç imanı zayıf olan insanlar, çok rahat bir şekilde haktan döner ve düşman saflarında yer alır. Bunlar düşmanın sultasına boyun eğmeyi kabul eder, ama düşman karşısında İslamî liderlere yardım etmek istemez.

2 – İman, Allah ile bir nevi ahit ve anlaşma gibidir ve canımız pahasına din düşmanları ile mücadele etmemiz gerekir. Bu ahdi kırmak, imansızlık işaretidir.

 

EL-AHZAB suresinin 16 ve 17. ayetleri:

 

قُلْ لَنْ یَنْفَعَکُمُ الْفِرَارُ إِنْ فَرَرْتُمْ مِنَ الْمَوْتِ أَوِ الْقَتْلِ وَإِذًا لَا تُمَتَّعُونَ إِلَّا قَلِیلًا (33:16)

قُلْ مَنْ ذَا الَّذِی یَعْصِمُکُمْ مِنَ اللَّهِ إِنْ أَرَادَ بِکُمْ سُوءًا أَوْ أَرَادَ بِکُمْ رَحْمَةً وَلَا یَجِدُونَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَلِیًّا وَلَا نَصِیرًا (33:17)

 

 

Yani:

(Resûlüm!) De ki: Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmanın size asla faydası olmaz! (Eceliniz gelmemiş ise) o takdirde de, yaşatılacağınız süre çok değildir.

De ki: Allah size bir kötülük dilerse, O'na karşı sizi kim korur; ya da size rahmet dilerse (size kim zarar verebilir)? Onlar, kendilerine Allah'tan başka ne bir dost bulurlar ne de bir yardımcı.

 

 

Bu ayetlerde yüce Allah düşman ile mücadeleden kaçanlara şöyle buyurmakta: Zennetmeyin ki ölüm korkusundan savaş cephesinden kaçtığınızda size bir faydası olacak, zira sadece bu dünyadan bir kaç gün daha fazla yararlanabilirsiniz, fakat kendinize ebedi cehennemi satın almış olur ve ilahi gazab ve öfkeye maruz kalırsınız. Bundan başka, ölüm sadece savaş cephesinde değildir. Her gün bazı insanlar doğal bir şekilde ölür ve bu dünyadan eli ayağı kesilmiş olur. Acaba savaştan kaçmakla doğal bir şekilde ölmeyeceğinizi de mi güvence altına aldığınızı sanıyorsunuz? Acaba Allah sizin canınızı savaş cephesinin dışında alamaz mı? acaba siz, Allah’ın iradesinden kaçabilecek bir sığınağınız mı var veya ilahi iradenin dışına çıkabileceğinizi mi düşünürsünüz? Ya da Allah’tan başka sizi O’na karşı koruyabilecek birisi mi var? O zaman gelin düşmanla mücadeleden kaçmak yerine, savaş arenasına girin ve izzetiniz ve onurunuzla savaşın ve eğer bu yolda şehit olursanız, bilin ki Allah’a döneceksiniz.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Ölüm herkesin sonudur ve bundan kaçış yoktur ve er geç bu dünyadan ayrılmak gerekir. O zaman Allah yolunda ölmeyi ve ilahi emirleri yerine getirme uğruna bu dünyadan ayrılmayı tercih etmeliyiz.

2 – Ebedi saadeti dünyevi fani zevklerle değişmemeye dikkat etmeliyiz.

3 – Varlık alemi Allah tealanın iradesi ve tedbiri altındadır. Tüm zaferler, yengilgiler, acılar, mutluluklar, hepsi ilahi hikmete dayanır. İnsan saadeti de ilahi tealimin doğrultusunda hareket etmesine bağlıdır.