Ekim 18, 2017 15:32 Europe/Istanbul

El-Ahzab suresinin 43 ila 48. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

EL-AHZAB suresinin 43 ve 44. Ayetleri:

 

هُوَ الَّذِي يُصَلِّي عَلَيْكُمْ وَمَلَائِكَتُهُ لِيُخْرِجَكُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا (33:43)

تَحِيَّتُهُمْ يَوْمَ يَلْقَوْنَهُ سَلَامٌ وَأَعَدَّ لَهُمْ أَجْرًا كَرِيمًا (33:44)

 

 

Yani:

Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize rahmetini gönderen O'dur. Melekleri de size istiğfar eder. Allah, müminlere karşı çok merhametlidir.

Kendisine kavuştukları gün, Allah'ın onlara iltifatı, "selâm" dır. Allah onlara çok değerli mükâfat hazırlamıştır.

 

 

Geçen bölümde Kur'an'ı Kerim müminlere her an ve her yerde Allah tealayı zikretmeyi ve O’nu anmayı tavsiye etti. Bu ayetler ise şöyle buyurmakta: Ne zaman Allah’ı anacak olursanız, emin olun ki Allah da sizi anacak ve rahmetini size gönderecektir. Nitekim Bakara suresinin 152. ayetinde de yüce Allah “Beni anın ki ben de sizi anayım” şeklinde buyurmuştur. Melekler de iman ehli olanlar için rahmet ve mağfiret talebinde bulunur ve bu ilahi rahmet ve mağfiret, insanı günah ve zulüm karanlığından kurtarır ve nur ve paklığa doğru yönlendirir. Gerçekte Allah tealayı sürekli anmak, ilahi lütuf ve rahmeti sürekli hale getirir ve insan özel ilahi hidayetten yararlanır. Bu hidayet hiç kuşkusuz insanı yaşamın çıkmazlarından kurtarır ve zorlu ve korkunç fırtınalarda helak olmasına izin vermez. Kıyamet gününde de bu tür insanlar ilahi meleklerin özel selamı ile karşılanır ve huzur ve güvende olur.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Yaşamın karanlıklarından kurtulmak için beşeri akıl ve ilim tek başına yeterli olmaz ve her insan karanlıktan kurtulmak için ilahi yardıma muhtaçtır. Bunun zemini ise sürekli Allah’ı anmakla hazırlanır.

2 – Hakiki iman, ilahi rahmete kavuşma anahtarıdır. Bu rahmet insana hidayet nurunu armağan eder.

3 – Cennet ehli olanlar birbirini “selam” sözcüğü ile karşılar. Dünyada da mümin kullara birbiriyle karşılaştıklarında, bu güzel ve anlamlı sözcüğü kullanmaları tavsiye edilmiştir.

 

EL-AHZAB suresinin 45 ve 46. Ayetleri:

 

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا (33:45)

وَدَاعِيًا إِلَى اللَّهِ بِإِذْنِهِ وَسِرَاجًا مُنِيرًا (33:46)

 

 

Yani:

Ey Peygamber! Biz seni hakikaten bir şahit, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.

Allah'ın izniyle, bir davetçi ve nûr saçan bir kandil olarak (gönderdik).

 

 

Ahzab suresinin 40. ayetinde İslam Peygamberi’nin –s– risaleti ve son ilahi resul olduğundan söz edildi. Ancak bu ayetler o hazrete hitap ederek şöyle buyurmakta: Ey Peygamber, sen halk arasında ve onlarla yaşayan en mükemmel insansın ve insanlar da seni kendilerine şahit olarak görüyor.

İslam Peygamberi’nin –s– daveti müjde ve uyarı olmak üzere iki terbiyevi temele dayanır. İslam Peygamberi –s– insanları kendisine değil, Allah tealaya tapmaya davet eder. Zira peygamberler esas itibarı ile insanlar başkalarının önünde eğilmemeleri için gönderilmiştir. Bu yüzden peygamberler insanları onlara kulluk etmeye davet etmez, bilakis insanları zorbaların ve tağutların sultasından kurtarır ve Allah tealaya kulluk etmeye davet eder. Peygamberlerin insanların arasında varlığı, cahillik ve zulüm karanlığında parlayan ve insanları nur, aydınlık ve adalete davet eden güneş gibidir. İnsanlar da cahillik ve hurafe temelinde değil, asıl ilim ve marifet temelinde imanını geliştirir.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

 

1 – Peygamberler sadece sözle değil, amelleri ile de insanları yüce Allah’a tapmaya davet eder ve bu yüzden insanlar için en iyi örnekler sayılırlar.

2 – İslam Peygamberi –s– ümmetinin amellerine şahittir. O zaman amellerimize dikkat etmeliyiz.

3 – İnsanların talim ve terbiyesi ve hidayete erdirilmesinde müjde ve uyarı bir arada gereklidir ve her biri öteki olmaksızın, insanlarda hüsran ve umutsuzluğa yol açar.

 

EL-AHZAB suresinin 47 ve 48. Ayetleri:

 

وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ بِأَنَّ لَهُمْ مِنَ اللَّهِ فَضْلًا كَبِيرًا (33:47)

وَلَا تُطِعِ الْكَافِرِينَ وَالْمُنَافِقِينَ وَدَعْ أَذَاهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ وَكَفَى بِاللَّهِ وَكِيلًا (33:48)

 

 

Yani:

Allah'tan büyük bir lütfa ereceklerini müminlere müjdele.

Kâfirlere ve münafıklara boyun eğme. Onların eziyetlerine aldırma. Allah'a güvenip dayan, vekîl ve destek olarak Allah yeter.

 

 

Önceki ayetler İslam Peygamberi’nin –s– terbiye yöntemi müjde ve uyarı şeklinde beyan edildi. Bu ayetler ise her birine örnek veriyor. Bu ayetlerde müjde, ilahi tealimi yerine getiren ve vaciplere uyarken, haramdan sakınan müminlere yöneliktir. Bu kesim ilahi özel lütufla mükafatlandırılır ve aldıkları mükafat amellerinin değerinden kat kat daha değerli olduğu anlaşılır.

Ancak uyarı, sadece kendileri cezalandırılmakla kalmayan ve onları izleyen ve onların gönlünü kazanmaya çalışanların da cezalandırılmalarına vesile olan münafıklar ve kafirlere yöneliktir. Bu yüzden Allah teala peygamberine ve gerçekte tüm müminlere şöyle buyuruyor: Kafirlerin taciz ve eziyetlerine katlanın, ama onları asla izlemeyin. Size dayatılan zorlukların karşısında Allah’a tevekkül edin ve bilin ki böyle yaptığınız takdirde Allah size yetecektir.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

10s

1 – İslamî toplumun lideri, iyi ve salih insanları ilahi lütuf ve rahmete ümitvar etmeli ve İslam düşmanları ile uzlaşma tehlikeleri konusunda uyarmalıdır.

2 – Kafirlerin ve münafıkların yersiz isteklerine karşı ancak Allah’a tevekkül edenler durabilir.

3 – Münafıklar gerçi İslamî toplumun ve müslüman ümmetin bir parçası gibi gözükür, ama gerçekte kafirlerle aynı saftadır ve onların yanında yer alır. Bu yüzden münafıkları iyi tanımak ve komploları karşısında uyanık olmak gerekir.