Aralık 29, 2017 19:48 Europe/Istanbul

Geçen hafta Amerika’nın İran karşıtı hasmane uygulamaları ve beyaz sarayın İran’ın füze gücü hakkında yürüttüğü provokatif faaliyetleri siyaset ve medya çevrelerinin ilgisi çeken gelişmelerden biriydi.

Geçen hafta İran’ın Kudüs’le ilgili bölgesel diplomasisini sürdürmesi, Amerika yönetiminin Bercam nükleer anlaşmasına yönelik sözünü tutmamasına yönelik tepkiler ve İran’ın önerdiği kararname taslağının BM genel kurulunun oturumunda onaylanması İran’ın diğer önemli gelişmeleriydi.

Geçen hafta Amerika’nın BM temsilcisi Nicky Hilly 14 Aralık’ta BM binasında bir miktar demir parçasının önüne geçmek ve bu demir parçaları İran füzeleri olduğunu iddia etmekle İran aleyhine yeni bir kampanya başlattı. Amerikalı yetkili ülkesinin Ortadoğu bölgesinde onca istikrarsızlaştırıcı askeri faaliyetlerini ve bir bölümü tekfirci IŞİD terör örgütü ve diğer terör örgütlerinin eline geçtiği ispat edilen yüz milyarlarca dolar değerinde türlü silahları bu bölgedeki bazı irticai rejimlere satmasını unutmuşcasına bu şovu sırasında İran İslam Cumhuriyeti’ne bazı suçları yöneltmeye çalıştı.

Aslında Amerika’nın BM temsilcisi Nicky Hilly’nin BM binasında yaptığı İran karşıtı şov ve yönelttiği suçlamalar bir kez daha Amerika yönetiminin bölgeye yönelik şeytani emellerine İran İslam Cumhuriyeti’ni karalamak ve bir dizi mesnetsiz iddia ortaya atarak ulaşmak istediğini gözler önüne serdi. Oysa İran İslam Cumhuriyeti ile Yemen arasında hiç bir askeri irtibat yoktur, zira Yemen zaten Suud rejimi ve müttefiklerinin kuşatması altındadır ve İran hatta Yemen milletine insani yardımlarını bile ulaştıramamaktadır. Bu durumda ve sınırların kapalı olduğu ve Yemen tam abluka altında bulunduğu bir sırada Hilly’nin İran’ı Yemen’e askeri yardım yapmakla suçlaması tam bir siyasi mizah ve fiyaskodur. Gerçekte bu siyasi şov, Amerika yetkilileri Suud rejimi ve BAE’ine kitle imha silah vermesi ve bu canilerin bu silahlarla iki yılı aşkın bir süredir masum Yemen milletini kana bulaması konusunda hesap vermesi gerekirken  gündeme gelmektedir.

Ancak Amerika’nın İran aleyhinde ileri sürdüğü bu tür mesnetsiz suçlamalar İran’ın kolay kolay gözardı edeceği bir durum değildir. Bu yüzden İran bu konuyu BM güvenlik konseyi üzerinden takip edecek ve gerçekleri ortaya çıkaracaktır.

Amerika’nın BM temsilcisi Nicky Hilly’nin İran’ı Yemen’e füze ve başka silahları vermek gibi sorumsuz ve mesnetsiz ve kışkırtıcı suçlamasının ardından İran Dışişleri Bakanlığı Amerika’nın İran’daki çıkarlarını koruyan İsviçre büyükelçisini dışişlerine çağırarak İran’ın Hilly’nin çakma belgelere dayanarak ileri sürdüğü iddialara resmi itirazını bildirdi.

Amerika’nın BM daimi temsilcisi Nicky Hilly’nin İran’ı Yemen’e füze vermekle suçlamasına bir tepki de Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’ten geldi. Dışişleri Bakanı Zarif, Hilly bu iddiaları ortaya atarak Amerika’nın Yemen’deki cinayetlerini örtbas etmeye çalıştığını belirtti.

Zarif, Hilly ayrıca Amerika Başkanı Trump’ın Kudüs’ü işgalci İsrail rejiminin başkenti ilan etmesini unutturma gayretinde olduğunu ifade etti.

Aslında BM güvenlik konseyinin Yemen’le ilgili çıkardığı kararnameleri asıl ihlal eden taraf Amerika’nın ta kendisidir, fakat Amerika bu konuda uluslararası camiaya hesap vermek yerine başkalarını suçlamak ve bölgede Suud rejimi gibi saldırgan tarafları desteklemekle işlediği suçu örtbas etmeye ve uluslararası kamuoyunu saptırmaya çalışıyor.

Gerçekte Amerika bölgede ve özellikle Suriye ve Irak’ta beyaz saray ve korsan İsrail’in icra kolu gibi rol ifa eden tekfirci IŞİD terör örgütü projesi bozguna uğradıktan sonra iyice şaşkınlık yaşadığı ve şaşkın bir şekilde başkalarını suçlamaya başladığı anlaşılıyor.

Amerika Irak ve Suriye’de yürüttüğü IŞİD projesi ve terör krizi bozguna uğrayınca bu kez Kudüs’ü korsan İsrail’in başkenti olarak tanıdığını ilan etti ve bu sinsi hareketine paralel olarak da bir yandan İran İslam Cumhuriyeti’ni Bercam nükleer anlaşmasına uymamak ve öbür yandan da Yemen savaşına müdahale etmek ve Yemen’de Suud rejiminin barbarca saldırılarına karşı ülkelerini savunan halk direniş güçlerine silah desteği vermekle suçlayarak  BM güvenlik konseyinde İran aleyhinde uluslararası atmosferi kışkırtmaya çalışıyor, fakat bu işte de başarılı olamayacağı anlaşılıyor.

Amerika Başkanı Donald Trump geçen Pazartesi günü Amerika’nın yeni milli güvenlik belgesini açıkladığı konuşmasında bir kez daha Bercam nükleer anlaşmasını kendince kötü bir anlaşma niteleyerek kongreye sunduğu raporda İran’ın bu anlaşmaya bağlı kaldığını onaylamadığını belirtti.

Amerika yönetimi bu bağlamda bir kez daha Bercam nükleer anlaşmasının İran tarafından ihlal edildiği iddiasını BM güvenlik konseyine taşımak istiyor. BM güvenlik konseyi ise geçen Salı günü İran ve 5+1 grubu arasında imzalanan Bercam nükleer anlaşmasını ve bu anlaşmayı onaylayan 2231 sayılı kararname ile ilgili raporu ele almak üzere bir oturum düzenledi.

Ancak BM güvenlik konseyinin geçen Salı günü İran ve 5+1 grubu arasında imzalanan Bercam nükleer anlaşmasını ve bu anlaşmayı onaylayan 2231 sayılı kararname ile ilgili raporu ele almak üzere düzenlediği oturum Amerika’nın beklentisinin aksine uluslararası camianın bu anlaşmaya desteğini daha da belirgin bir şekilde ortaya koydu. Bu oturumda Amerika’nın BM daimi temsilcisi Nicky Hilly’nin dışında BM genel sekreter yardımcısı Jeffrey Feltman ve AB temsilcisi Joanne Adamson gibi diğer katılımcılar Bercam nükleer anlaşmasını sıkı bir şekilde savundu.

Öte yandan İran ve Fransa arasında düzenlenen 4. tur siyasi müzakereler için Paris’i ziyaret eden Dışişleri Bakanı Yardımcısı Abbas Irakçi, Fransa Dışişleri Bakanlığı müsteşarı  Gordo Montaigne ile görüşmesinde AB’den Bercam nükleer anlaşması ve bu anlaşmanın uygulanması yolunda bazı ülkelerin engel çıkarmasına karşı şeffaf bir tutum sergilemesini istedi.

Bu arada İran’ın Bercam nükleer anlaşmasına bağlı olup olmadığını belirleyen tek resmi kurum, UAEK’udur. UAEK ise şimdiye kadar dokuz raporunda İran’ın bu anlaşmaya bağlı kaldığını açıklamıştır.

Kuşkusuz Amerika’nın bu tür entrikaları birer bahaneden ibarettir. Bu arada İslam ümmetinin en önemli meselesinin Kudüs meselesi olduğu ve Amerika Başkanı Trump’ın Kudüs’ü çakma rejim İsrail’in başkenti ilan etmek gibi ahmakça kararına karşı Müslümanların uyandırmak gerektiği unutulmamalıdır.

Amerika Başkanı Donald Trump 6 Aralık 2017 tarihinde Kudüs’ü siyonist rejimin başkenti olarak kabul ettiklerini açıkladı ve aynı zamanda Amerika’nın Tel aviv’deki büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması yönünde talimat verdiğini belirtti.

Amerika Başkanı Trump geçen hafta ayrıca Washington’un Kudüs’le ilgili kararına karşı çıkmak isteyen BM üyesi olan ülkeleri tehdit etti. Trump bu ülkelere yönelik savurduğu tehdidinde, BM genel kurulunda Kudüs’le ilgili kararnamenin oylamasında Washington’un kararına karşı oy kullanan ülkelere yaptıkları mali yardımı keseceklerini söyledi. Ancak bu tehditlere rağmen Kudüs kararnamesi BM genel kurul oturumunda sadece 9 olumsuz oya karşı 128 olumlu oyla onaylandı.

Aslında Amerika Başkanı Donald Trump’ın 6 Aralık 2017 tarihinde Kudüs’ü siyonist rejimin başkenti olarak kabul ettiklerini ilan etmesi bir kez daha beyaz sarayın elebaşıları bölge meselelerini doğru olarak algılayamadıklarını ve hala eski hatalarını tekrarlamakta ısrarcı olduklarını ortaya koydu. Kuşkusuz Trump bu cesareti, Arap rejimlerin elebaşılarının pasif tutumundan alıyor. Ancak İran İslam Cumhuriyeti düşmana karşı asla müsamahakar davranmayacağını ve mazlum Filistin milletine desteklerini sürdüreceğini de belirtmek gerekir.

İran milleti ve devleti ayrıca savunma ve füze programlarını sürdürmekte kararlıdır ve kendini savunmak için veya bölgede terörle mücadele etmek ve bölgenin güvenliğine ve istikrarına katkı sağlamak için hiç kimsenin icazetini beklemeyeceği kesindir. Bugün dünya kamuoyu İran İslam Cumhuriyeti ağır bedeller ödeyerek bölgede ve hatta dünya genelinde terörle mücadelesini büyük bir azim ve kararlılıkla sürdürdüğünü ve bölgede teröristleri bozguna uğratarak bölgeye ve dünyaya yayılmalarını engellediğini çok iyi bilmektedir.

Bugün İran İslam Cumhuriyeti nizamının bölgede terörle savaş alanında başarıları, Ortadoğu bölgesinde nisbi bir istikrar hakimse sırf İran’ın barışçıl çabalarının sonucu olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Oysa Amerika devleti teröristlere ve hamilerine silah vermek ve onları bölgede kaos ve kargaşa ve istikrarsız yaratmaya teşvik ederek Ortadoğu bölgesinin istikrarsızlaşmasında baş rolü oynamaktadır.

Kuşkusuz İran İslam Cumhuriyeti hem bölge milletleri ve hem tüm dünya için barış, huzur ve güvenlik istemektedir. Bunun en somut delillerinden biri BM genel kurulunda İran’ın önerdiği dünya şiddete ve radikalizme karşı başlıklı kararname taslağını onaylanmasıdır. İran İslam Cumhuriyeti’nin dünya şiddete ve radikalizme karşı başlıklı kararname taslığı üçüncü kez ve dünya ülkelerinin tümünün desteği ile geçen Çarşamba günü BM genel kurulunda onaylandı.

İran İslam Cumhuriyeti’nin önerdiği dünya şiddete ve radikalizme karşı kararname taslağının onaylanması ise bir kez daha İran’ın küresel krizlere ve sorunlara bakış açısını ortaya koymuştur. Bugün şiddet ve radikalizm dünyanın iki önemli sorunudur ki maalesef bazı devletlerin çifte standart tutumu ve terörist ve radikal örgütleri şom hedeflerine ulaşmak için birer maşa olarak kullanması bölgeyi ve dünyayı ciddi bir krizle karşı karşıya bırakmıştır.

İran İslam Cumhuriyeti’nin önerdiği dünya şiddete ve radikalizme karşı kararname taslağı ilk kez Aralık 2013’te Cumhurbaşkanı Ruhani’nin BM genel kurul zirvesinde yaptığı konuşma sırasında gündeme geldi. Bu öneri dünyanın 190 ülkesinin kesin oyları ve hiç bir muhalefetle karşılaşmaksızın onaylandı.

Gerçekte şiddet ve radikalizmi bir milletin veya bir dinin veya belli bir mezhebin adına mali etmek, bazı çevrelerin yanlış düşünceleri veya garez-kar amaçları doğrultusunda ve ilahi dinleri karalamak amacıyla gündeme gelen iddialardır. Bu konu geçen hafta İran, Türkiye ve Azerbaycan Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlarının Bakü’de düzenledikleri üçlü zirvede de vurgulandı.

İran, Türkiye ve Azerbaycan Cumhuriyeti Dışişleri Bakanları Bakü’de düzenledikleri üçlü zirvenin sonunda ortak bir bildiri yayımladı.

Bakanlar üç ülkenin çeşitli uluslararası konuların üzerinde hemfikir olduğunu belirtti.

Bildiride üç ülkenin ortak çıkarları, bölgede barış ve istikrar, Karabağ münakaşasının çözümü gibi konulara vurgu yapılırken, İslam işbirliği teşkilatı İİT’nin Kudüs’le ilgili kararı ve Bercam nükleer anlaşmasına destek verilmesine vurgu yapıldı.

Bildiride ayrıca üç ülkenin çeşitli alanlarda işbirliğine ve terör, radikalizm, uyuşturucu madde, silah ve insan kaçakçılığı ile mücadele zarureti ve bölgede barış, huzur ve istikrarın sağlanması yönünde işbirliğini geliştirmesi vurgulandı.

Öte yandan İran, Rusya ve Türkiye’nin Astana sürecinde Suriye krizinin çözümü yönünde anlaşmaya varmaları da İran İslam Cumhuriyeti bölgede barış ve istikrar doğrultusunda hareket ettiğini ortaya koydu. İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif bu gerçeği twiter hesabında şöyle açıkladı: Amerika Başkanı Donald Trump onun zorba taleplerine karşı çıkanları tehdit ederek dünya genelinde demokrasinin gerçekleşmesi yolunda bir engel olduğunu ortaya koymuştur.