Ortadoğu gelişmeleri
Geçen hafta Filistin gelişmeleri daha önceki günlerde olduğu gibi ABD Başkanı Trump’ın Kudüs’le ilgili komplosuna gösterilen tepkilerin etkisi altında kaldı.
Geçen hafta Filistin halkı daha önceki haftalarda olduğu gibi düzenledikleri protesto eylemleri ve Kudüs’ün Filistin’in ebedi başkenti olduğu yönünde oturumlar düzenledikleri gibi protesto eylemleri düzenledi. Bu bağlamda Filistin’in siyasi liderleri de Filistin intifadası ABD Başkanı Trump Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımaktan vazgeçtiği güne kadar devam edeceğini belirtti.
Filistinli liderler Filistin İslamî cihat hareketinin düzenlediği Kudüs Filistin’in ebedi başkenti başlıklı konferansta Filistin’de milli vahdetin ihya edilmesini, Filistin’de kutsal mekanların korunması için milli ordunun kurulmasına paralel olarak siyasi katılımın gerçekleşmesini istedi.
Gerçekte Filistin gelişmeleri Filistin milletinin intifadayı sürdürmek ve Amerika ve siyonist rejimin komploları ile mücadele etmekte kararlı olduğunu ortaya koydu.
Filistin’de üçüncü intifada, Filistin topraklarının özgürlük yükünü taşıyabilecek güçtedir. Gerçekte üçüncü intifadanın özelliklerine bakarak bu intifadanın Filistin milletinin hedefleri, yani Kudüs başkentli bağımsız Filistin devletinin kurulmasını gerçekleştirebilecek kapasitelere sahiptir. Filistinli grupların arasında İsrail’in komploları ile mücadele için vahdet oluşturmak, üçüncü intifadanın yayılmasına sebebiyet verdi ve bu intifada şimdi hemen hemen tüm Filistinli grupların intifadası oldu.
Öte yandan bu konu Filistinli grupların Kudüs başkentli bağımsız Filistin devletinin kurulması için pazarlık gücünü arttırdığı anlaşılıyor.
Filistin milletinin Kudüs ekseninde gerçekleşen üçüncü intifadasının bir başka özelliği, uluslararası arenada geniş destek görmesidir. Nitekim bunca destek Amerika ve korsan İsrail’de derin kaygılara yol açtığı gözleniyor, öyle ki bu ikili şimdi uluslararası camiayı tehdit etmeye başladı.
Filistin intifadasının diğer özelliği bölgede direniş hattında daha fazla birlikteliğe yol açmasıdır, ki bu da Filistin milletinin bölgede halk güçlerinin kapasitelerinden yararlanmak için etkili bir destektir ve özellikle Amerika ve korsan İsrail’in Filistin krizi konusunda kurdukları kumpaslarla mücadelede etkilidir.
Bu arada İran İslam Cumhuriyeti Filistin milletine destek bağlamında tek gerçek destektir. Bu çerçevede İslami Şura Meclisi milletvekilleri geçen Çarşamba günü İslam inkılabının Filistin milletine desteğini ve Kudüs’ün ebediyen Filistin’in başkenti olduğunu öngören yasayı onayladı. Bu bağlamda Ortadoğu meseleleri uzman Hasan Hanizade yaptığı açıklamada, İslami Şura Meclisi’nin onayladığı yasa, hükümetin Kudüs’ün Filistin’in başkenti tanınması için tüm imkanlarını kullanmakla yükümlü hale getirdiğini ki bu da stratejik bir hareket olduğunu belirtti.
Suriye’de ordu birlikleri ve halk direnişinin bu ülkede IŞİD terör örgütü bozguna uğratıldıktan sonra zaferlerini sürdürmesi ve Suriye milletinin Halep kentinin kurtuluş yıldönümünü kutlaması ve Suriye yönetimini takdir etmesi, bu ülkenin geçen haftaki önemli gelişmeleriydi.
Suriye’nin iktisadi başkenti ve ikinci büyük kenti olan Halep halkı bu kentin tekfirci teröristlerin pençesinden kurtuluşunun yıldönümünde şenlikler düzenleyerek direniş cephesinin çabalarını takdir etti.
Gerçekte teröristlerin Halep kentinde hezimete uğraması, Suriye ordusunun son yıllarda teröristlerle mücadelesinde önemli bir dönüm noktasıydı, zira bu zafer teröristlerin Suriye’nin başka bölgelerinde de hezimete uğramalarına zemin hazırladı. Bu yüzden teröristlerin Halep kentinde bozguna uğraması bir nevi bu canilerin Suriye’de sonu için geri sayımın başlamasıydı.
Halep kentinin kurtuluşu aynı zamanda Batılı devletlerin ve siyonistlerin ve bölgedeki bazı gerici Arap rejimlerin kurduğu terör hamisi cephenin bölücü planının da hezimeti anlamına geliyordu. Bu planın çerçevesinde Suriye’nin parçalanması, Halep kentinin tam işgali ve sözde Suriye’den ayrılan bölümün başkenti ilan edilmesi teröristlerin gündemindeydi. Ancak Suriye ordusu ve halk güçleri ve direnişin destekleriyle şanlı direnişi bir kez daha zorba ve sultacı güçlerin şom hedeflerini başarısızlığa sürükledi.
Kuşkusuz teröristlerin stratejik Halep kentinde yenilgisi bölgesel açıdan da bazı getirileri oldu ve direniş güçlerine teröristlere karşı direnmek konusunda ayrı bir moral da kazandırdı. Nitekim teröristlerin zayıflaması zemini Irak’ta Musul kentinin kurtarılması ve Libya’da daha fazla bölgelerin teröristlerin pençesinden çıkarılması için hazırladı.l
Genelde Suriye ordusu ve halk güçlerinin Halep kentinde değerli zaferi, bölgede terörle mücadelede aydın bir ufuk gözler önüne serdi öyle ki Suriye’de IŞİD’in işi bitirilince, şimdi Suriye halkı hükümetin bu ülkenin diğer tekfirci teröristlerden de tamamen temizlendiğini ilan etmesini bekliyor.
Geçen hafta UNICEF Arabistan rejiminin Yemen’de dayattığı savaşın Yemenli çocuklara verdiği geniş çaplı zararlara değinerek bu savaştan çocuklara karşı yürütülen bir savaş şeklinde söz etti.
Yemen’de Suud rejiminin dayattığı savaş yüzünden 2 milyon Yemenli çocuk kötü beslenmeden acı çekiyor, 400 bin çocuk ölüm eşiğinde bulunuyor. Arabistan’ın Yemen tecavüzü yüzünden şimdiye kadar 14 bin Yemenli hayatını kaybetti, on binlerce Yemenli yaralandı ve milyonlarca Yemenli mülteci durumuna düştü. Bu sayının önemli bir bölümünü ise Yemenli çocuklar oluşturuyor.
Suud rejimi vahabi tarikatının simgesi ve sapkın tekfirci ve selefi düşünceleri yaygınlaştıran bir rejim olarak Yemenli çocukları katletmekle cinayetlerinden hiç bir sınır tanımadığını ve cinayetlerini arttırarak şiddet uygulamalarını arttırmak istediğini ortaya koyuyor.
Kuşkusuz bu tür davranışlar uluslararası arenada nazism, faşizm ve siyonizm şiddetini temsil ediyor. Suud rejimi Mart 2015’te Amerika ve bazı Batılı ülkelerin ve bölgede de bazı gerici Arap emirliklerin destekleri ile Yemen’e saldırdı ve bu savaşzede ülkeyi kuşatma altına aldı.
UNICEF’in Suud rejiminin Yemenli çocuklara karşı işlediği cinayetleri ilan etmesine rağmen başta BM olmak üzere uluslararası kurum ve kuruluşlar bu cinayetleri durdurmak için hiç bir girişimde bulunmuyor. Bu arada ABD savunma Bakanı Arabistanlı askerleri mazlum Yemen milletine saldırmak üzere eğittiklerini itiraf ederek Amerika’nın bu cinayetlere ortak olduğunun bir başka çirkin boyutunu ortaya koydu.
BM’nin son on günde Suud rejiminin başını çektiği ittifakın hava akınlarında 100 kadar Yemenli vatandaşın hayatını kaybettiğini açıklamasının ardından Amerika savunma Bakanı James Matis pentagonda gazetecilere yaptığı açıklamada bu hava akınlarını savunarak Amerika ve Suud rejimi ve başını çektiği ittifak şimdiye kadar hiç bu kadar eşgüdümlü olmadıklarını belirtti. Matis , Amerika savunma bakanlığı Suud rejiminin pilotlarını belli hedefleri bombardıman etme eğitimine devam edeceğini belirterek, biz Suud askerlerin eğitimine belirledikleri hedeflere ulaşmaları için devam edeceğiz ve Suud ordusunun operasyon gücünü arttırmaya devam edeceğiz, şeklinde konuştu.
Geçen hafta Bahreyn 14 şubat inkılapçı gençler ittifakı bir mesaj yayımlayarak bu ülkede bazı vatandaşların hakkında verilen idam cezası en temel yasal ve uluslararası hukuk kurallarından uzak olduğunu belirtti.
Bahreyn rejiminin askeri mahkemesi 25 Aralık 2017 tarihinde 6 Bahreynli vatandaşın hakkında mesnetsiz ve muğlak suçlamalar ve Bahreyn ordusu baş komutanına suikast düzenlemek gibi suçlardan ötürü idam cezasına ve yedi kişiyi daha hapis cezasına çarpmıştı.
Bahreyn 14 şubat inkılapçı gençlik ittifakı askeri mahkemenin 6 vatandaşı idam cezasına çarpmasını kınayarak bu kararın Halife rejiminin bu ülkede masum insanların kanını akıtmakta ısrar ettiğini ortaya koyduğunu belirtti.
Bahreyn 14 şubat hareketi yayımladığı bildiride Halife rejimi kendi kuruntu yasaları ve intikamcı tutumu çerçevesinde muhaliflerinden kanlı intikam almaya devem ettiğini belirtti.
14 şubat hareketi bildiride Halife rejimi işgalci Suud rejimi ve Amerika ve İngiltere devletlerine sırtını dayamakla iktidarını korumaya çalıştığını belirterek, Halife rejiminin fasık yargı sistemi ile askeri mahkemeleri arasında hiç bir farklılık bulunmadığını ve hepsi Halife rejimi tarafından yönetildiğini vurguladı. 14 şubat ittifakı Halife rejiminin gayri meşru kararlarını Bahreyn halkının inkılabını Hüseyni direnişte yeni bir aşamaya taşıyacak karar niteledi.
Bu arada Bahreyn’de askeri mahkemelerin siyasi aktivistler için idam cezası vermesi uluslararası kamuoyu ve hukuki teşekkülleri kaygılandırmaya başladığı anlaşılıyor.
Hukuk uzmanları başta Arabistan ve Bahreyn olmak üzere bazı Fars körfezi emirliklerinde mahkemelerin mesnetsiz kararları ve adaletten uzak olmalarına işaretle bu rejimlerin şiddet ve selefi eğilimleri ile yönetildiğini, bu rejimlerde şiddet ve acımasızlık bu rejimlerin özelliği olduğunu belirtiyor. Bu yüzden Arabistan ve Bahreyn gibi rejimlerde yargı sistemleri adaleti gözetlemek yerine hiç bir şer’i ve yasal ilkeyi gözetlemeksizin en zalimane kararlara imza atıyor.
Gerçekte Fars körfezi bölgesinde bazı Arap rejimlerde artan siyasi idam kararları 2017 yılında bu rejimlerin muhaliflerine karşı baskıcı ve şiddet içerikli tutumlarını sürdürmek istediğini ortaya koyuyor. Bu rejimler siyasi muhaliflerini infaz ederek her türlü muhalif sesi susturmak istiyor ve genelde panik ve dehşet yaratarak despot rejimlerini sürdürmek istiyor.
Bu arada Batılı devletlerin Fars körfezindeki Arap rejimlere verdikleri destek de bu rejimleri cinayetlerini sürdürmekte küstahlaştırdığı anlaşılıyor.