Ortadoğu gelişmeleri
Geçen hafta Filistin gelişmeleri Amerika ve korsan İsrail’in uluslararası kurum ve kuruluşları Filistinlilerin işleri ile ilgili tehdit etmelerinin etkisi altında kaldı.
Geçen hafta bölgede Arabistan ve Yemen gelişmelerinin yanı sıra Bahreyn gelişmeleri de dikkat çekti.
Bültenimize Amerika ve siyonist rejim İsrail’in uluslararası kurum ve kuruluşları Filistin konusunda tehdit etmeleri ile başlıyoruz.
Filistinli mültecilere yardım ajansı Anroa sözcüsü Chris Gunness geçen Pazartesi günü korsan İsrail Başbakanı Netanyahu’nun bu ajansın yok edilmesini istediği ile ilgili açıklamasına gösterdiği tepkide, Anroa sadece BM’nin talebi üzerine faaliyet yürüttüğünü ve başkası bu teşkilatın işine karışamayacağını belirtti.
Siyonist rejim Başbakanı Netanyahu Anroa ajansı dağıtılması ve yok edilmesi gerektiğini belirtmişti. Siyonist Başbakan Netanyahu ABD Başkanı Donald Trump’ın Anroa ajansı aleyhinde sarf ettiği sözlerini ve eleştirilerini yüzde yüz onayladığını kaydetti. Netanyahu ayrıca Anroa teşkilatı Filistinli mültecilerin vatanına geri dönüş hakkını ve İsrail’i yok etme düşüncesini yaşattığını ve bu yüzden dağıtılması gerektiğini vurguladı.
Öte yandan Amerika yönetimi de siyonist rejime yalakalıklarının devamında Anroa’ya yaptığı 300 milyon dolarlık yardımlardan 125 milyon dolarını Ocak ayında kestiğini açıkladı.
Filistinli mültecilere yardım ajansı Anroa, Filistin, Ürdün, Lübnan ve Suriye’de yaklaşık 5 milyon 300 bin Filistinli mülteciye hizmet sunuyor.
Filistin İslamî direniş hareketi Hamas sözcüsü Sami Ebuzehri geçen Pazar günü Amerika yönetiminin Filistinli mültecilere yardım ajansı Anroa’ya yaptığı mali yardımı kesme kararını Filistinli mültecilerin anavatanına geri dönüş hakkını yok etmeye yönelik bir karar olarak değerlendirdi.
Bu arada Amerika ile Suud rejimi arasında imzalanan ve yüzyılın anlaşması olarak adlandırılan yüzlerce milyar dolar değerinde anlaşma da bölge kamuoyu ve siyaset çevreleri tarafından Filistin meselesini tamamen silmek ve bölgede İsrail’in de yer aldığı direniş cephesine karşı bir ittifak kurmak amacıyla yürütülen bir projedir.
Gerçekte Amerika’nın Filistin’e yönelik bu yeni planı çerçevesinde ABD Başkanı Trump 6 Aralık 2017 tarihinde işgal altındaki Kudüs kentini çakma rejim İsrail’in başkenti olarak tanıdığını açıkladı. Trump ayrıca Amerika’nın Tel aviv’deki büyükelçiliğini de Kudüs’e taşıyacağını belirterek Filistin milletinin geniş çaplı öfkesini ve uluslararası camianın sert tepkisini tetikledi.
Aslında Amerika Başkanı Trump’ın yeni ve aynı zamanda tehlikeli planı bu hareketten önce ve Trump’ın Arabistan ziyareti sırasında Suud hanedanı ile asrın anlaşması olarak adlandırılan iktisadi ve askeri yüklü anlaşmaları imzalaması ile birlikte gündeme geldi.
Ancak Trump’ın Filistin davasını tek yanlı olarak tamamen korsan İsrail lehine sonuçlandırmaya yönelik planı şimdiye kadar Amerika tarafından Filistin ülküsünü yok etmek ve bu dosyayı eli kanlı İsrail rejiminin lehine kapatmak için ileri sürdüğü en tehlikeli plandır.
Siyaset çevreleri ise Amerika ve Arabistan’ın yeni ortak kumpasını Filistin meselesini Amerika ve Arap müttefiklerinin işbirliği ile yok etmeye yönelik en korkunç operasyonları niteliyor. Şimdi de Amerika yönetimi Filistinli mültecilere yardım ajansı Anroa’ya mali yardımlarını keserek pratikte Filistin krizi alanında faaliyet yürüten uluslararası kurum ve kuruluşların faaliyetlerini Filistin davasını silme yönünde durdurmaya çalışıyor. Ancak Trump’ın Filistin davasını silme çabaları Filistin halkının yeni intifadası olan üçüncü intifadasını tetiklemek ve bu milletin Trump’ın Kudüs’le ilgili kararına geniş çapta tepki vermekten başka sonucu olmadığı anlaşılıyor.
Gerçekte Filistin milletinin üçüncü intifadası geniş kapsamlı oluşu ve bu intifadadan Arap İslam intifadası olarak söz edilmesi, siyonist rejim İsrail ve hamilerinin tüm hesaplarını altüst ettiği ve bu zümrenin beklentilerinin tam tersine Filistin meselesini uluslararası kamuoyu ve çevrelerin ilgi odağına yerleştirdiği ve bu çevreler eskiye kıyasla daha büyük ve has bir hassasiyetle Filistin meselesini takip etmelerine sebebiyet verdiği gözleniyor, öyle ki ABD Başkanı Trump büyük bir şaşkınlık içinde Filistin meselesini silme rüyasının suya düşmesini izlediği anlaşılıyor.
Şimdi Yemen gelişmelerine ve saldırgan Suud rejiminin Yemen Ensarullah hareketinin önderliğinde Yemen milletinin direnişi karşısında şaşkına döndüklerine kısaca göz atmak istiyoruz.
Geçen hafta Batı’nın Arabistan rejimine verdiği en gelişmiş savaş uçaklarının Yemen halkının direniş güçlerince hedef alınarak düşürülmesi bölgede ve dünyada büyük yankı uyandırdı. Geçen hafta Suud rejiminin hava kuvvetlerine ait Amerikan yapımı bir F 15 savaş uçağı ve İngiltere yapımı bir Tornado savaş uçağı Yemen direnişinin hava savunması tarafından hedef alınarak düşürüldü.
Yemen gelişmeleri, Yemen direnişi saldırgan Suud rejimine karşı savaşta hala kazanan taraf olduğunu gösteriyor. Nitekim Yemen direnişinin saldırgan Suud ittifakına bağlı iki gelişmiş savaş uçağını yeni yılın başında düşürmesi de direnişin geçen sene elde ettiği zaferlerin devamında elde edilen yeni zaferler olduğu anlaşılıyor.
Bu çerçevede geçenlerde Yemen Ensarullah hareketine bağlı savaş propaganda merkezi bir rapor yayımlayarak bu hareketin 2017 yılında saldırgan Suud ittifakına bağlı güçlerin mevzilerine karşı düzenlediği başarılı ve eşsiz askeri operasyonların detaylarını yayımladı. Raporda Yemen hava kuvvetleri 2017 yılında Suud ittifakına bağlı toplam 29 askeri uçağı düşürdüğü belirtildi. Bu veri Yemen direnişinin Suud rejimi ile savaşta tüm sahalarda üstünlük sağladığını ortaya koyuyor.
Bilindiği üzere Suud rejimi Amerika’nın desteği ve yeşil ışık yakmasının ardından Mart 2015’te Yemen topraklarına saldırdı ve bu ülkeyi karadan, havadan ve denizden kuşatma altına aldı.
Suud rejiminin Yemen milletine dayattığı haksız savaşta şimdiye kadar binlerce Yemenli sivil hayatını kaybetti veya yaralandı, milyonlarca Yemenli de mülteci durumuna düştü.
Suud rejiminin Yemen topraklarına tecavüzünü sürdürmesi Ensarullah hareketini saldırgan güçlere füzeleri ile tepki vermeye yöneltti. Bu misilleme tepkisi Suud rejiminin Yemen’le ilgili tüm hesaplarını altüst etti. Yemen’e üç yıl süren askeri saldırının ardından istediği hedeflerine ulaşamayan Suud rejimi şimdi Yemen milletinin direnişi karşısında kendini hezimete uğrayan taraf konumunda görüyor ve Yemen direnişinin indirdiği ezici darbeler Suud elebaşılarını adeta şaşkına çevirdiği gözleniyor. Bu yüzden bazı siyaset çevreleri 2018 yılını, Arabistan’ın Yemen maceracılığında mutlak hezimete uğrayacağı yıl olarak değerlendiriyor.
Peki Yemen’de durum böyleyken Arabistan’da neler oluyordu ve Muhammed bin Salman ülkesini yeni bir diktatörlüğe sürüklemekde hangi noktaya ulaştı?
Aralarında Almanya medyasının da bulunduğu Batı medyası Suud hanedanında prenslerin sayısını 5 ila 7 bin civarında tahmin ediyor. Lübnan’ın Ennehar gazetesi 24 Ocak 2015’te yayımladığı raporda, Arabistan’da iktidar Suud hanedanının nüfusunu 25 bin olarak açıklarken, siyaset arenasında ise etkili olanların sayısını 200 olarak belirtti.
İngiliz Independent gazetesi de Ocak 2012 tarihinde prenses Besme benti Suud bin Abdulaziz’den naklen Suud hanedanının sayısını 15 bin ve iktidarda eli bulunan ve güç ve servet sahibi olanların sayısını da iki bin olarak yazdı.
Siyaset çevreleri Arabistan’da geçmişteki siyasi düzene işaretle, son onyıllarda her Suud kralına kardeşlerinden veya evlatlarından veya yeğenlerinden bir veya iki kişi ona istişare verdiklerini ve bir nevi iktidarda rol ifa ettiklerini, fakat Salman bin Abdulaziz iktidar olduktan sonra bir çok yetki oğlu Muhammed bin Salman’ın eline geçtiğini belirtiyor.
Muhammed bin Salman 2015 yılında savunma Bakanı oldu. Muhammed bin Salman 2017 yılında büyük amcaoğlu Muhammed bin Naif aleyhinde darbe yaparak onun yerine veliaht prensi oldu. Ancak Muhammed bin Salman çok çabuk kraliyet tahtına oturmaktan daha zor olan konunun bu tahtı daha ileriki yıllarda korumak olduğunu anladı. Bu yüzden Muhammed bin Salman son aylarda daha çok Arabistan’daki prenslerle mücadele üzerinde odaklandı. Bu mücadelenin devamında Muhammed bin Salman Kasım 2017’de onlarca prens, emir ve Bakanı tutuklayarak hapse attı, ki bu da hanedan içindeki rakiplerinden duyduğu kaygıyı yansıtıyordu.
Aslında Arabistan veliaht prensi ve savunma Bakanı Muhammed bin Salman bu ülkede iktidarı ele geçirdiği günden bu yana Suud prenslerinin imtiyazlarını kısıtlamaya ve böylece onların nüfuz gücünü azaltmaya ve sonuçta tüm rakiplerini devre dışı bırakmaya çalışıyor. Bu doğrultuda Muhammed bin Salman hanedan içinde çok sayıda prensi tutukladı ve aralarında dehşet yaratarak ileride Arabistan’da iktidarı tam olarak ele almak ve rakiplerini devre dışı bırakmak için zemin hazırlamaya başladı.
Muhammed bin Salman’ın başını çektiği hükümet yetkilileri göstermelik bir harekette ve sözde Arabistan’da fesatla mücadele adı altında 4 Kasım 2017’den itibaren Muhammed bin Salman’ın muhtemel rakibi olabilecek tüm Suud prenslerini yakalamaya ve banka hesaplarını bloke etmeye ve hepsinin mal varlığına el koymaya başladı ve ardından bu prenslerle haraç vermeleri pazarlığına geçildi.
Bu bağlamda Arabistanlı ünlü siyasi aktivist Müçtehid twiter hesabında tutuklanan prenslerin banka hesapları hakkında yaptığı ifşaatta, bu prenslerin banka hesaplarından çekilen milyarlarca dolar servetin devlet hazinesinin yerine Muhammed bin Salmanın gözetiminde olan kraliyet divanının hesabına aktarıldığını, fesatla mücadele iddiası sadece rakipleri devre dışı bırakmak için göstermelik bir hareket olduğunu belirtti.
Bir süre önce Arabistan’da bazı Suud prensleri kral Salman’a bir mektup yazarak resmen Muhammed bin Salman’ın vehiaht prensi olarak seçilmesine karşı çıktılar. Söz konusu Suud prensleri bu kararın gelecekte Suud hanedanının Arabistan’da hakimiyetine yönelik tehlikeli sonuçlara yol açacağını ve Suud hanedanı içinde ihtilaflara yol açarak bu hanedanın Arabistan’a hakimiyetini çökerteceğini belirtti.
Gerçekte Muhammed bin Salman, babası kral Salman Arabistan’ın önceki kralı Abdullah’ın vasiyetine aykırı hareket ederek ilkin Mukren bin Abdulaziz ve ardından Muhammed bin Naif’i veliahtlikten azlederek yolu oğlunun kral olması için açtığı bir sırada Arabistan’ın yeni veliaht prensi oldu.
Ancak kral Salman’ın bu kararına itirazların yükselmesinden sonra Arabistan’da Suud prensleri tutuklama dalgası başladı. Nitekim fesatla mücadele bahanesi ile bu tutuklamaların itirazlara denk gelmesi de Suud elebaşılarının prenslerin fesatları ile mücadele iddialarına kuşku gözüyle bakılmasına yol açtığı anlaşılıyor. Gözlemciler bu operasyonun esas amacını Muhammed bin Salman’ın tüm muhaliflerini devre dışı bırakmak ve Arabistan’ın siyasi ve iktisadi arenalarına tekelci sultasına zemin hazırlamak şeklinde ifade ediyor.