İran'ın son siyasi gelişmeleri
Geçen hafta Tahran İslam ülkeleri parlamentoları başkanları ve parlamenter heyetlerinin istişare merkezi oldu. Tahran’dan düzenlenen 13. İslam ülkeleri parlamentoları birliği zirvesi İslam ülkeleri meclis başkanları ve parlamenter heyetlerini aralarında işbirliği fırsatlarını ele alma fırsatı sağladı.
Geçen hafta Amerika Başkanı Donald Trump’ın Bercam nükleer anlaşmasına yönelik sinsi hareketleri ve hasmane tutumu yerli ve yabancı medya organlarının üzerinde durduğu gündemlerden biriydi.
Amerika’nın İran’a yönelik tek yanlı haksız yaptırımlarını sürdüreceği tehditlerinde bir de İran devlet radyo televizyon kurumuna yaptırım uygulama tehdidi de eklendi.
Geçen hafta Tahran yönetimi Pakistan askeri, bilim ve teknoloji ürünleri Bakanı Rana Tanvir Hüseyin’i ağırladı. İran savunma Bakanı Pakistanlı Bakan’la bir araya geldikten sonra geçen Çarşamba günü işbirliği belgesi imzaladı.
Geçen hafta Tahran’da düzenlenen 13. İslam ülkeleri parlamentolar birliği zirvesi Çarşamba günü bir bildiri yayımlayarak çalışmalarını noktaladı.
Aslında konferansa İslam ülkeleri üst düzey parlamenter yetkililerinin yoğun ilgisi, bölge sorunlarının geniş kapsamlı hale gelmeye başladığını ve tüm bölge ülkelerinin bu konuya karşı sorumluluk taşımaları gerektiğini ortaya koydu. Fakat başta Arabistan olmak üzere bölgenin bazı Arap emirliklerinin parlamentolarından hiç bir temsilcinin bu zirveye katılmaması, bu ülkelerin bölgesel sorunların çözümlenmesini pek de istimediklerini gözler önüne serdi.
13. İslam ülkeleri parlamentolar birliği zirvesi, Amerika Başkanı Donald Trump kutsal Kudüs kentini çakma rejim İsrail’in başkenti ilan ederek bölgenin ve dünyanın barış ve güvenliğini tehdit ettiği ve Filistin milletinin kesin haklarından birini çiğneyerek İslam dünyasının itirazları ve kaygılarına yol açtığı bir sırada düzenlendi.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei geçen Salı günü 13. İslam ülkeleri parlamentolar birliği zirvesine katılan konukları kabulünde Myanmar ve Kaşmir meselelerinin bu zirvede ele alınmasını olumlu karşıladığını, fakat zirvenin Yemen ve Bahreyn meseleleri gibi çok önemli konulardan gaflet ettiğini düşündüğünü belirtirek şöyle dedi: Batı’nın tehlikeli ve genellikle siyonistlerce yönetilen propaganda imparatorluğuna İslam dünyasının önemli sorunlarını gözardı etmelerine ve sessizlik komplosu ile İslam ümmetinin temel meselelerini yok saymalarına müsaade etmemeliyiz.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei konuşmasının devamında Amerika Başkanı Trump’ın Kudüs’le ilgili son kararını halt etme niteleyerek Amerika ve korsan İsrail’in böyle bir işi yapamayacaklarını ve çabaları da sonuç vermeyeceğini ifade etti.
Ayetullah Hamanei Filistin’i savunmak İslam ümmetinin görevi olduğunu belirterek, siyonist rejimle mücadele etmenin faydasız olduğunu düşünmemek gerektiğini, bilakis yüce Allah’ın inayeti sayesinde bu rejime karşı verilecek mücadele sonuca ulaşacağını, nitekim son yılarda İslamî direniş akımı da büyük ilerleme kaydettiğini vurguladı.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei’nin Filistin davasına yönelik yoğun ilgisi, Filistin İslamî direniş hareketi Hamas’ın siyasi büro Başkanı İsmail Heniye tarafından takdirle karşılandı.
Hamas siyasi büro Başkanı İsmail Heniye, İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei’ye bir mektup yazdı.
Heniye mektupta, küresel istikbarın Kudüs ve Filistin milletine yönelik büyük komplosuna ve direniş kalesi olan Gazze’yi devirme hedefine değinerek İran İslam Cumhuriyeti nizamı ve İran milletinin destekleri ve İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei’nin direniş hareketine yol gösteren tavsiyelerine teşekkür etti.
Heniye mektubunda Amerika devletinin Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesini bölgedeki bazı Arap liderlerin siyonistlerle Arap siyonist ittifakını kurma yolundaki engelleri kardırmak ve direnişi silahsızlandırmak için atılan bir adım niteledi.
Heniye mektupta, yüce Allah’ın inayeti ile çağın tağutu Trump’ın komplosunu etkisiz hale getireceklerini belirtti.
Heniye, kuşkusuz bu yolda İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei’nin yol göstermesinin bu komployu etkisiz hale getirmekte büyük katkısı olacağını vurguladı.
Aslında Filistin davasını unutturma çabaları korsan İsrail ile Mısır arasında imzalanan Camp Da id anlaşması ile başladı ve Norveç’in başkenti Oslo’da düzenlenen konferansla ve bazı Filistinli uzlaşmacı hareketleri bu konferansa katılması ile devam etti.
Bu yıllarda Amerika ve siyonist rejim İsrail Filistin meselesini yıpratmak ve İslamî direnişi zayıf düşürmek ve İslam ülkelerinin iç meseleleri ile uğraştırarak onları da yıpratmakla meşguldu. Ancak bu zümrenin Irak ve Suriye’de kurdukları tüm komplolar boşa çıkarıldı. Nitekim İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei’nin belirttiği üzere siyonistler bir zamanlar Nil’den Fırat’a sloganı attıyordu, fakat şimdi korkudan kendi çevrelerine duvar örmek zorunda kaldıkları gözleniyor.
Gerçekte Filistin’de başlayan intifada hareketleri 1978 yılında Camp David anlaşması ile başlayan tüm uzlaşmacı ve tek yanlı planların dosyasını kapattı. Nitekim İslamî direnişin devam etmesi Filistin davasının İslam dünyasının birinci meselesi olmaya devam etmesine zemin oluşturdu ve Filistin ülküsünün uzlaşmacı planlarla marjinalleşmesine müsaade etmedi.
Ancak buna karşı Amerika ve korsan İsrail hala Filistin milletinin haklarını çiğnemeye ve Kudüs’ün İslamî ve Filistinli kimliğini yok etmeye ve bu süreçte özellikle İran İslam Cumhuriyeti ile Arap ülkeleri arasında tefrika çıkarmaya çalışıyor.
İran dış ilişkiler stratejik konseyi Başkanı ve dışişleri eski Bakanı Kemal Harrazi geçen hafta Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta düzenlenen ikinci uluslararası İran ve Araplar konferansında yaptığı konuşmada, siyonist rejim, bölgenin irticai Arap rejimleri ve ABD elebaşılığındaki Batılı ülkelerin progpagandalarının temel ekseni İranofobia projesi olduğunu ve bu projenin esas amacı da İran İslam Cumhuriyeti ile Arap ülkelerinin arasını açmaktan ibaret olduğunu vurguladı.
Şimdi ise bölgede yeni yeni tehditler gündeme geliyor. Amerika Başkanı Donald Trump İran’a dayatılan ve Bercam nükleer anlaşması çerçevesinde askıya alınan yaptırımların askıya alınma süresini uzatması üzerinden iki hafta geçiyor. Fakat Trump’ın bu hareketine paralel olarak bazı sinsi hareketlerin başladığı anlaşılıyor. Trump ABD kongresine yeniden baskı yapmaya başladı ve Bercam nükleer anlaşmasını onun istekleri doğrultusunda derhal değiştirmeleri gerektiğini söyledi.
Gerçekte Amerika’da Trump Başkan seçildiği bir küsur yılda ve hatta ondan önce ve Bercam nükleer anlaşmasının yürürlüğe girdiği günün üzerinden iki yıl geçtiği bir sırada Amerika devleti İran milletine karşı hasmane tutumunda hiç bir değişiklik yapmadı. Gerçek şu ki Amerika’da kim Başkan olursa olsun Washington yönetimi İran’a yaptırım dayatarak İran milletine baskı uygulamaya çalışmıştır.
Amerikalı yetkililer sürekli İran devletini hedef aldıklarını ileri sürüyor, oysa gerçekte zalimane yaptırımları asıl İran milletini hedef alarak olumsuz yönde etkiliyor. Amerika insan hakları ve demokrasi gibi durumları bahane ederek İran milletini hatta ilaç ve tıbbi teçhizattan mahrum bırakıyor. Amerika Başkanı Trump da halefleri gibi İran’a dayatılan yaptırımları sürdürmek istediğini ortaya koymuş bulunuyor. bu bağlamda Amerika hazine bakanlığı geçenlerde bazı gerçek ve tüzel kişileri yaptırım listesine ekledi ve yine İranlı bazı üst düzey yetkililere insan hakları ihlalleri yaftası ile yeni yaptırımları uygulayacağını açıkladı
Amerika devleti bununla da yetinmiyor ve son günlerde İran’da yaşanan bazı huzursuzlukları bahane ederek bu olayların sırasında bazı fitnecilerin yakalanması yüzünden İran’ın devlet radyo televizyon kurumuna yeniden yaptırım uygulamak istiyor. Ancak Amerika’nın İran’ın milli medyasına yönelik bu mantıksız tutumunun başka gerekçeleri olduğu bilinen bir gerçektir.
Amerika ve Batı medyası her yıl milyonlarca dolar harcayarak İran’dan Batı kamuoyuna gerçek dışı bir imaj sunmaya çalışıyor ve bu arada İran’ın milli medyası Batı medyasını İran gerçekleri ile tanıştırarak Amerika ve Batı medyasının bu çabalarını boşa çıkarıyor. Ama her halükarda Amerika’nın bu tür tutumları Batı’nın ifade özgürlüğü ve demokrasiyi savunmak gibi iddialarının ne denli yalan olduğunu ortaya koyuyor.
Evrensel insan hakları bildirgesinin 19. Maddesi ve uluslararası medeni ve siyasi haklar misakının 19. Maddesi ve Avrupa insan hakları konvansiyonunun 10. Maddesi ve Amerika insan hakları konvansiyonunun 13. Maddesi insanların ifade özgürlüğüne ve bilgilerin serbestçe paylaşılmasına vurgu yapıyor, fakat anlaşılan Amerika buna tahammül edemiyor ve bu yüzden İran devlet radyo televizyon kurumu gibi bağımsız ve gerçekleri anlatan medya organlarına yaptırım uygulayarak bu organların sesini susturmaya çalışıyor.
Bilindiği üzere başta Amerika ve İngiltere olmak üzere İran İslam Cumhuriyeti nizamının düşmanları şom çıkarları doğrultusunda İran karşıtı yayın yapan medya organlarını kuruyor. Nitekim BBC ve VOA gibi İngiltere ve Amerika’nın iki yalan makinesi sürekli İran İslam Cumhuriyeti nizamı hakkında yalan yayın yapmaya devam ediyor.