Ortadoğu gelişmeleri
Bültenimizi geçen hafta Ortadoğu bölgesinde yaşanan önemli gelişmelerin ana başlıkları ile açıyoruz.
Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) merkezi konseyi Ramallah’ta düzenlediği oturumda ABD Başkanı Trump’ın Kudüs kararına hayır dedi.
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, istihbarat servisi şefini görevden aldı.
Arabistan Yemen milletine yönelik cinayetlerini sürdürdü, korsan İsrail ile ilişkilerini normalleştirmek için çabalarını arttırdı.
Irak parlamentosu dördüncü dönem parlamento seçimlerinin ertelenmesini görüşmek için düzenlediği oturumu, yeterli milletvekili sayısına ulaşamadığı için düzenleyemedi.
Geçen hafta Filistin kurtuluş örgütü FKÖ merkezi konseyinin 28.oturumu Pazar ve Pazartesi günlerinde Batı şerianın Ramallah kentinde düzenlendi. Oturumda konuşan Filistin özerk teşkilat Başkanı Mahmut Abbas, Filistin milleti asla ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs kararını kabul etmeyeceğini açıkladı. Oturumun sonunda yayımlanan bildiride de Filistin kurtuluş örgütü merkezi konseyi, örgütün icra komitesini korsan İsrail 1967 sınırlarında Filistin devletini tanıyıncaya dek, bu rejimi tanımayı askıya almakla görevlendirdi.
Filistin kurtuluş örgütü merkezi konseyinin bildirisinde Oslo, Kahire ve Washington’da imzalanan anlaşmalarda belirlenen geçiş dönemleri artık etkisini yetirdiğini belirtti.
Geçen hafta düzenlenen bu oturumla ilgili önemli bir nokta Hamas, İslamî cihat ve başkomutanlık halk cephesi hareketlerinin bu oturumu boykot etmeleriydi. Filistin İslamî direniş hareketi Hamas bir bildiri yayımlayarak, Filistin kurtuluş örgütü merkezi konseyinin oturumunu boykot etmelerinin gerekçesi olarak, bu oturumun sonuçları Amerika’nın Kudüs kararını etkilemeyeceği, bilakis uzlaşma sürecini ihya etmenin yeni yollarını açabileceği ve sonuçta siyonist düşmanın Filistin davasını tamamen yok etmek yönünde çabalarını arttırması ve ayrıca Filistin milletinin özgürlüğüne kavuşması ve kendi kaderini belirleme hakkı ve ayrıca Kudüs başkentli Filistin devletini kurma hakkının tamamen yok edilmesine zemin oluşturacağı gerçeklerine vurgu yaptı.
Konu ile ilgili olarak bir açıklama yapan Filistin parlamentosu ikinci başkanvekili Hasan Harişe şöyle dedi: Hamas ve İslamî cihad hareketlerinin Filistin kurtuluş örgütü merkezi konseyinin oturumuna sırf konuk olarak ve hiç bir etkileri olmadan katılması anlamsızdır, oysa beklenen o ki bu hareketler bu konseye üye olmaları ve FKÖ’da yapılan reformların ardından konseyin oturumlarına katılmaları ve Filistin meselesinin karşı karşıya bulunduğu sorunlarla ilgili uygun kararların alınmasına katkı sağlamalarıdır. Hamas ve İslamî cihadın bu oturuma katılması merkezi konseyin kararlarına itibar kazandırabilirdi. Nitekim Hamas hareketi 1999 yılında bu hareketin kurucusu merhum Şeyh Ahmet Yasin’le konseyin oturumlarından birine katıldı ve gerçi onlar bu oturumda onursal misafir ve oy hakkı olmaksızın yer aldı ve hiç de konuşmadılar, fakat oturumun aldığı kararlar onların da adına yazıldı.
Geçen hafta Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi Perşembe günü bu ülkenin istihbarat servisinin şefi Halid Fevzi’yi görevden aldı. Medyaya yansıyan bir ses kaydında, Mısırlı istihbarat subaylarından birinin medyaya hitaben Kudüs konusunda fazla hassasiyet sergilememelerini söylemesi, zira Ramallah veya Kudüs’ün Filistin’in başkenti olması arasında pek fazla bir farklılık olmadığını belirtmesi, Fevzi’nin görevden alınmasının gerekçesi olarak gösterildi.
Buna karşın bazı gözlemciler yayımlanan ses kaydı aslında Cumhurbaşkanı Sisi’nin Halid Fevzi’ye azletmek için aradığı fırsatı sağladığını belirtiyor. Zira bir yandan Sisi Mısır medyasının Kahire yönetimine destek konusunda icraatından hoşnut değildi ve öbür yandan Sisi zaten Mısır istihbarat servisinden kuşkuluydu. Buna göre Cumhurbaşkanı Sisi General Abbas Kamil’i Mısır istahbaret servisinin şefi olarak atadı.
Abbas Kamil General Sisi’nin ordu istihbaratı, savunma bakanlığı ve cumhurbaşkanlığı kurumunda özel kalem müdürüydü. Mısır medyası da Kamil’den Sisi hükümetinin ikinci adamı ve kara kutusu gibi tabirlerle söz ediyordu. Mısır’ın El Meşhed gazetesi genel yayın yönetmeni Mecdi Şendi ise bu konuda yaptığı açıklamada, Abbas Kamil’in istihbarat şefi olarak atanması Mısır’da esas gücün Abdulfettah Sisi yakınlarının elinde bulunduğunu ortaya koyduğunu kaydetti.
Mısır’da Halif Fevzi’nin gelecek Mart ayında cumhurbaşkanlığı seçimleri düzenleneceği bir sırada istihbarat servisinin başından uzaklaştırılması dikkat çekiyor.
Geçen hafta Arabistan rejimi bu ülkenin içinde kendi halkını bastırma operasyonları ve çevresindeki bazı Arap ülkelerinin içişlerine karışmaya paralel olarak siyonist rejim İsrail’e yaklaşma çabalarını sürdürdü.
Geçen hafta Suud rejiminin güvenlik kurumları bu ülkenin Doğu bölgelerinde halkı bastırma uygulamalarına devam etti. Bu çerçevede geçen Salı günü akşam saatlerinde doğudaki Katif adlı şii nüfusu yoğunlukta bulunan kentte şii vatandaşlardan Abdullah Mirza kallaf adlı vatandaş teröre destek verme bahanesi ile güvenlik güçlerince katledildi.
Geçen hafta Suud rejiminin bölgesel cinayetleri çerçevesinde Yemen milletine yönelik cinayetleri de devam etti.
Öte yandan Yemen’de difteri hastalığının da epidemik hale gelmesi Suud rejiminin Yemen topraklarına dayattığı savaşın yeni sonuçlarından biri olarak açıklandı. Bu hastalığın şimdiye kadar 50 Yemenli vatandaşın ölümüne yol açtığı belirtildi.
Aslında Suud hanedanının Arap ülkelerinin içişlerine sadece savaş suçları ile sınırlı kalmıyor, Riyad elebaşıları siyasi alanlarda da bu ülkelerin içişlerine karışmaya devam ediyor.
Bu çerçevede geçen hafta bazı haber kaynakları, Suud rejimi Lübnan Başbakanı ve El Mustakbil hareketinin lideri Saad Hariri’den El Kuvat El Lübnaniye partisi ve Arabistan’a yakın bazı Hristiyan bağımsız politikacı ve başta Lübnan’ın eski Başbakanı Necip Mikati ile Trablus’ta bir ittifak kurmasını istediğini, fakat bu talebi kabul etmenin Hariri için çok zor olduğunu duyurdu. Saad Hariri bir yandan Riyad’ın Beyrut karşısında mandalık taslamasını hazmedemiyor ve öbür yandan Lübnan’ın şimdiki Cumhurbaşkanı Mişel Aun ile ittifak kurmak istiyor.
Bu arada Suud rejiminin bölgesel politikalarının bir başka boyutu, kanser tümörü İsrail ile ilişkilerini normalleştirme çabalarıdır. Bu bağlamda haber kaynakları siyonist rejimin işgal altındaki Filistin’den Arabistan topraklarına doğru bir demiryolu projesini başlattığını duyurdu. İsrail’de yayımlanan Yediot Ahronot gazetesi, korsan İsrail kabinesi bu proje için 2019 bütçesinde 4.5 milyon dolarlık bir parayı demiryolu inşaatının fizibilite aşamasına tahsis ettiğini yazdı.
Geçen hafta Irak’ta parlamento seçimlerine 4 aydan daha az bir süre kaldığı bir sırada Irak parlamentosu geçen Perşembe günü bu seçimleri ertelemeyi görüşmek ve karar almak üzere bir oturum düzenledi, fakat milli ittifaka bağlı milletvekillerinin oturumu terk etmeleri yüzünden oturumun düzenlenmesi için yeterli milletvekili sayısı sağlanamadı.
Irak’ta dördüncü dönem parlamento seçimlerinin 12 Mayıs 2018’de düzenlenmesi gerekiyor. Ancak Iraklı ehli sünnet partilerin meclisteki kanadı ve yine parlamentodaki bazı Kürt gruplar bu seçimlerin ertelenmesini istiyor.
Aslında Iraklı ehli sünnet partileri ve bazı Kürt grupların parlamento seçimlerinin ertelenmesiyle ilgili taleplerinin esas amacı zaman kazanmakla ilgilidir. Bir başka ifade ile söz konusu siyasi partiler Irak’ta mevcut şartlarda ve IŞİD tehdidi bertaraf edildikten sonra parlamento seçimleri düzenlendiği takdirde tekfirci IŞİD terör örgütünün hezimete uğratılmasında etkili rol ifa eden Şii grupların bu seçimlerin kesin kazanan tarafları olacağını düşünüyor. Oysa seçimlerin 6 veya 12 ay ertelenmesi bu partilere ve gruplara kendileri için propaganda yapma ve Şii grupların zayıf yönlerini ön plana çıkarma fırsatı sağlayacaktır.
Bu arada El Hedef adlı stratejik araştırma şebekesi Başkanı Haşim El Kendi gibi bazı uzmanlar, Irak’ta parlamento seçimlerini erteleme talebi Irak’ta çoğulcu bir hükümetin şekillenmesini engellemek isteyen ABD – Suud planı olduğunu belirtiyor. Bu konuda bir açıklama yapan El Kendi şöyle diyor: Amerikalılar ve Suud elebaşılarının Irak’ta çoğulcu bir siyasi iktidarın şekillenmesine müsaade etmeleri asla mümkün değildir, zira böyle bir durum onların Irak’ın içişlerine nüfuzu ve müdahalesinin azalması anlamına gelir. Amerika görecede sergilediği tutumun aksine perde arkasında Iraklı siyasi akımları ve hükümeti iki seçenekle karşı karşıya bırakıyor. Bu seçeneklerden biri seçimleri ertelemek ve diğeri seçimleri hükümette mevkileri Amerika’nın istediği kontenjana göre paylaşma konusunda güvence vermek kaydıyla zamanında düzenlemektir.
Her halükarda Irak’ta seçimlerin ertelenme talebi, Irak’ın seçim yüksek komisyonu geçen hafta bu seçimlerde 143 siyasi parti 27 ittifak çerçevesinde rekabet edeceklerini açıkladığı bir sırada gündeme geldi.