Şubat 04, 2018 22:48 Europe/Istanbul

Bültenimizi geçen hafta Ortadoğu bölgesinde yaşanan önemli gelişmelerin ana başlıkları ile açıyoruz.

Amerika’nın Kudüs komplosuna yönelik tepkilerin devam etmesi,

Türkiye ordusunun Suriye topraklarına yönelik yeni maceracılığı ve ABD’nin kışkırtıcı ve bölücü komploları,

BM Yemen özel temsilcilerinin değiştiğinin açıklanması ve sonuçta bu teşkilatın Yemen krizinde başarısızlığının dolaylı bir şekilde itiraf edilmiş olması,

Geçen hafta Ortadoğu bölgesinin belli başlı önemli gelişmeleriydi.

 

Geçen hafta Filistin gelişmeleri, Amerika Başkanı Donald Trump’ın Kudüs kararı ve korsan İsrail ve ABD’nin Kudüs’e yönelik kışkırtıcı uygulamalarının etkisi altında kaldı.

Geçen hafta ayrıca uluslararası camianın ABD Başkanı Trump’ın Kudüs komplosuna yönelik tepkileri de devam etti. Bu çerçevede BM güvenlik konseyinin oturumunda bir kez daha uluslararası camianın Amerika’nın Tel aviv’deki büyükelçiliğini Kudüs’e taşımasına muhalefeti vurgulandı.

BM güvenlik konseyinin Ortadoğu bölgesindeki durumla ilgili oturumuna katılan ülkelerin temsilcileri, Amerika’nın Tel aviv’deki büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararına yönelik kaygılarını dile getirdi.

BM güvenlik konseyinin oturumunda ayrıca Amerika Başkanı Trump’ın BM gözetiminde çalışan ve Filistinli mültecilere destek veren ANROWA kurumuna mali yardımlarını kesme kararı tartışıldı.

Amerika Başkanı Donald Trump 6 Aralık 2017 tarihinde bölge ülkeleri ve dünyanın bir çok ülkesinin geniş çaplı muhalefetlerine rağmen Washington yönetimi Beytulmukaddes’i çakma rejim İsrail’in başkenti olarak kabul ettiğini açıkladı. Bu kararın ardından BM genel kurulu bir kararname onaylayarak Beytulmukaddes’i siyonist rejim İsrail’in başkenti olarak tanımayacaklarını ilan etti. Bu arada siyonist İsrail medyası Amerika Dışişleri Bakanlığı Amerika’nın Tel aviv büyükelçiliğini Beytulmukaddes’e taşımak için gizlice harekete geçtiğini ifşa etti.

Korsan İsrail’in ikinci kanalı bu konuda yaptığı ifşaatta Amerika’nın Kudüs’te büyükelçiliğinin çalışanları yavaş yavaş eşyalarını Kudüs’te bir otele taşımaya başladıklarını, bu uygulama bu eşyaların Amerika’nın Beytulmukaddes’deki yeni büyükelçilik binasına intikal ettirmenin ön çalışması sayıldığını belirtti.

Öte yandan Amerika Başkan yardımcısı Mike Pence de korsan İsrail parlamentosunda yaptığı konuşmada bir kez daha Washington’un eli kanlı rejimin yanında yer aldığını belirterek Amerika’nın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararına vurgu yaptı ve Kudüs’teki büyükelçilik binası 2019 yılının sonunda hizmete gireceğini kaydetti.

Ancak Amerika yönetiminin bu şekilde verdikleri kayıtsız şartsız destekleri korsan İsrail’in Filistin milletine yönelik yayılmacı politikaları ve cinayetlerinde daha da küstahlaşmasına yol açtığı anlaşılıyor.

Gaspçı rejim İsrail’in Beytulmukaddes’te sultacı politikalarını gütmek için başvurduğu yöntemlerden biri, bu rejimle ilişkisi bulunan ülkeleri büyükelçiliklerini Kudüs’e taşıma konusunda ikna etmektir. Ancak başta Avrupa ülkeleri olmak üzere İsrail ile ilişkisi olan ülkelerin hemen hemen tümü kamuoyunun tepkisinden çekinerek şimdiye kadar büyükelçiliklerini Beytulmukaddes’e taşımaya yanaşmadığı gözleniyor.

Geçen hafta Suriye gelişmeleri Türkiye’nin bu ülkeyi yönelik askeri maceracılığı ve Amerika’nın entrikacı ve kışkırtıcı komplolarının etkisi altında kaldı.

Aslında TSK birliklerinin özgür Suriye ordusu ÖSO adlı terör örgütüne bağlı güçlerin Suriye’nin kuzeybatısında yer alan Afrin’e tecavüz etmesi bu bölgede durumu daha da karmaşık ve kronik hale getirdiği anlaşılıyor. Fransa’nın Lomond dergisinin yazdığına göre Türkiye ordusunun Suriyeli Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı Afrin kentine yönelik tecavüzü 20 Ocak Cumartesi günü akşam saatlerinde ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir kaç gün boyunca savurduğu tehditlerin ardından ve yine Erdoğan’ın talimatı üzerine ÖSO terör örgütü ile el ele başladı. Türkiye medyası ise Erdoğan’ın Zeytin Dalı olarak adlandırdığı Suriye’nin Afrin bölgesine yönelik askeri operasyonun amacını bu bölgeyi Ankara’nın terörist tabir ettiği Suriyeli Kürt milislerden temizleme şeklinde duyurdu.

Öte yandan Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım da 21 Ocak Pazar günü Habertürk kanalına verdiği demeçte, Ankara yönetimi Suriye topraklarının 30 km derinliğine kadar uzanan güvenli bir bölge oluşturmak istediğini açıkladı.

Aslında Türkiye’nin Afrin bölgesine yönelik askeri harekatı, Amerika yönetimi Türkiye sınırlarına yakın olan bu bölgede Suriyeli kürtlerin milis gücü YPG’lilerden oluşan 30 bin kişilik bir sınır muhafaza ordusu kurmak istediklerini açıklamasının ardından 20 Ocak Cumartesi günü başladı. Türkiye bundan önce de Suriye’nin kuzeyine Fırat kalkanı adı altında düzenlediği operasyonla askeri müdahalede bulunmuştu.

Arap uzman Mükerrem Huri konu ile ilgili değerlendirmesinde, Suriye’de Amerika ile Türkiye arasında rekabetin şiddetlendiği anlaşıldığını belirtiyor. Huri Suriye’de askeri sahada yaşanan son gelişmeleri şöyle değerlendiriyor: Amerikalı yetkililer ve Türkiye yönetimi Suriye’de kendilerine özel politikaları izliyor, fakat bazen bu politikalar çelişebiliyor. Ancak Suriye milleti ve yetkilileri açısından teröristlerin tehdidi ve Amerika ve Türkiye gibi saldırgan ülkelerin Suriye için doğurduğu tehlike bir madalyonun iki yüzü gibidir.

Arap uzman Mükerrem Huri şöyle devam ediyor:

Gerçekte düşmanların Suriye’de askeri sahada başarılı olamamaları bu zümrenin komplolarının sona erdiği anlamına gelmiyor, nitekim Batı sürekli Suriye’de yeni bir fitne çıkarmaya çalışıyor. Bu yüzden Suriye hala askeri sahada Amerika, Türkiye ve teröristlerden gelen sorunlarla uğraşmak zorunda kalıyor. Bu arada Türkiye ordusu bir yandan terörle mücadele iddiasında bulunurken, öbür yandan özgür Suriye ordusu ÖSO adlı terör örgütüne bağlı unsurları Suriye’nin kuzeyine ve diğer teröristlerin yerine yerleştirmekle görevlendirilmiştir. Aslında Türkiye’nin bu operasyonu pratikte Fırat kalkanı operasyonunda ulaşamadığı hedeflerine ulaşma çabasıdır. Türkiye Suriye’nin kuzeyinde bazı bölgeleri işgal ederek hezimete uğrayan hedeflerine ulaşmaya çalışıyor.

Aslında hali hazırda Suriye’nin kuzeybatısında yaşanan gelişmeler bir nevi NATO içinde bir kriz sayılan Amerika ve Türkiye arasında ciddi ve sıkıntılı bir anlaşmazlığın işaretidir. Bu şartlarda Suriye Dışişleri Bakanlığı da resmi bir açıklama yaparak Türkiye ordusu tecavüz sayılan askeri operasyonu ile Suriye’nin kuzeyinde desteklediği terör örgütlerini yeniden ihya etmek ve bölgenin siyasi arenasında da teröristlerden oluşan yanan kartını yeniden oyuna sokmak istediğini belirtti.

Türkiye yönetimi Suriye’nin kuzeyinde hezimete uğrayan terör örgütlerinin kalıntılarını sözde özgür Suriye ordusu ve gerçekte bir terör örgütü olan bu yapılanmanın çerçevesinde toplamaya ve önceki teröristlerin yerine kullanmaya çalışıyor. Bunun bir başka anlamı ise bölgede sırf teröristlerin bağlı bulundukları örgütlerin adını değiştirmek ve yeni teröristleri yeni hedeflerin çerçevesinde yorulan ve bozguna uğrayan teröristlerin yerine geçirmektir.

Aslında Amerika ve müttefiklerinin esas amacı Irak ve Suriye’yi parçalamaktır, fakat şimdilik bu zümre bölgedeki Kürtlerin üzerinde odaklanarak gerçek hedeflerini gizlemeye çalışıyor. Bu şartlarda Türkiye ordusunun Suriye topraklarına girmesi ve askeri operasyon yapması bir yandan açık tecavüz sayılırken, öbür yandan da bölge ve dünya kamuoyunu Amerika ve NATO’nun diğer ordularının bölgede yeni bir kanser tümörü türetme yönündeki açık gizli hareketlerinden saptırmaya yönelik bir harekettir.

Şimdi Yemen’e geçiyoruz. Geçen hafta BM Yemen temsilcilerini değiştirdiğini açıklaması bölge meseleleri uzmanlarınca bu teşkilatın Yemen krizini çözümlemekte başarısızlığının itirafı şeklinde telakki edildi.

Geçen hafta BM’nin Yemen’de insani yardımları koordine etmek üzere atadığı koordinatör Jimmy Mc Goldrick görevinden istifa etme kararını açıkladı. Bu açıklama, BM Yemen özel temsilcisi İsmail Veled Şeyh’in istifa ettiğini açıklamasının üzerinden iki gün geçtiği bir sırada gündeme geldi.

Jimmy Mc Goldrick yaklaşık iki yıldan beri Yemen koordinatörü olarak görev yapıyordu. Goldrick geçen Çarşamba günü düzenlediği basın toplantısında bugün Sana’da bulunduğu son gün olduğunu belirtti. Goldrick ayrıca Yemen topraklarını bu ülkede şahit olduğu büyük acıların ve Yemen halkı için daha fazla bir şey yapamamasının yarattığı üzüntü ile terk ettiğini vurguladı.

Bundan önce BM, bu teşkilatın Yemen özel temsilcisi İsmail Veled Şeyh’in şubat 2018’de görev süresi sona erdikten sonra bu göreve devam etmek istemediğini açıklamıştı. Veled Şeyh nisan 2015’te bu göreve atanmış ve Cemal bin Ömer’in yerine geçmişti. BM konu ile ilgili yayımladığı bildiride, Veled Şeyh’in bu görevi sürdürmek istemediğini ve yerine bir başkası resmen atanıncaya dek bu mevkide faaliyetlerini sürdüreceğini belirtti.

Bu arada bazı haber kaynakları BM genel sekreteri Antonio Guterres Yemen özel temsilcisi olarak Martin Grifits’i atadığını duyurdu. Böylece Grifits BM’nin 2011 yılında başlayan Yemen krizini çözmek için atadığı üçüncü özel temsilci oluyor. Bundan önce Faslı Cemal bin Ömer 2011 ila 2015 yılları arasında ve ardından Moritanyalı Veled Şeyh de 2015 – 2018 yılları arasında bu görevi yürüttü.

Yemen krizi 2015 yılında ve Suud rejiminin Yemen topraklarına saldırmasıyla başladı. Üç yıldır devam eden bu kriz sırasında şimdiye kadar 12 bin Yemenli hayatını kaybetti, binlerce Yemenli yaralandı ve milyonlarca Yemenli de mülteci durumuna düştü. Bu savaş ayrıca Yemen’de altyapıların tamamen çökmesine yol açtı. Suud rejimi Yemen’e saldırmaktan başka bu ülkeyi ta baştan kuşatma altına aldı. Bu kuşatma Yemen’i insani faciaya sürükledi, öyle ki gözlemciler bu durumdan yüzyılın beşeri faciası şeklinde söz ediyor.

Suud rejiminin Yemen’e yönelik cinayetleri uluslararası kamuoyunun tepkisi ile karşılaştığı halde, başta BM olmak üzere uluslararası camia hala bu cinayetlere karşı pasif tutum sergilemeye devam ediyor. Gerçekte BM Yemen krizi konusunda asla geçerli not alamadı ve Suud hanedanının Yemen’de işlediği cinayetleri engelleyemedi. Gerçekte BM’nin küresel zorba devletlerin etkisi altında bulunması ve yine Arabistan gibi rejimlerin tehditlerinden çekinmesi bu teşkilatı adeta şaşkınlık yaşayan ve uluslararası krizlere karşı hiç bir şey yapamayan bir teşkilata çevirmiş bulunuyor.