Nura giden yol
El-Sebe suresinin 1 ila 5. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.
EL-SEBE suresinin 1 ve 2. Ayetleri:
الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَلَهُ الْحَمْدُ فِي الْآَخِرَةِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ (34:1)
يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْأَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَاءِ وَمَا يَعْرُجُ فِيهَا وَهُوَ الرَّحِيمُ الْغَفُورُ (34:2)
Yani:
Hamd, göklerde ve yerde bulunanların hepsinin sahibi olan Allah'a mahsustur. Ahirette de hamd O'na mahsustur. O, hikmet sahibidir, (her şeyden) haberi olandır.
Yerin içine gireni ve ondan çıkanı; gökten ineni, oraya çıkanı bilir. O, esirgeyendir, bağışlayandır.
Hepimiz doğal manzaraları, dağları, ormanları, denizleri, türlü hayvanları içeren güzel tabloları görünce hemen etkilenir ve bu sanat eserlerini yaratan sanatçıyı takdir ederiz. Hal böyleyken, acaba gök yüzünü ve yeri ve bunca eşsiz ve güzel manzarayı bir tablo gibi güzel yaratan Allah teala takdir edilmeyi hak etmez mi?
Kur'an'ı Kerim’in beş suresi Allah tealaya hamd ile başlar. Bu surelerin en kısa olanı her gün namazlarımızda tilavet ettiğimiz Hamd suresidir. Bu surelerin biri de Sebe suresidir ve yüce Allah’a şu güzel varlık alemini yarattığı için hamd etmekle başlar.
Ayetin de vurguladığı üzere Hamd, göklerde ve yerde bulunanların hepsinin sahibi olan Allah'a mahsustur. Ahirette de hamd O'na mahsustur. O, hikmet sahibidir, (her şeyden) haberi olandır.
Ahiret aleminde de cennet ehli olanlar O’na hamd eder. Zira Allah teala insanlara adaleti ve fazlı ile davranır ve iyi kullarına büyük mükafat verir. Hiç bir şey O’nun ilminden saklı değildir ve varlık alemini ilmi ve hikmetine göre yönetir ve tedbir eder.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Gerçek ve hakiki hamd yüce Allah’a aittir ve kemal ve erdem sahibi olan her kul takdir edildiğinde, gerçekte onu yaratan Allah takdir edilmiş olur.
2 – Allah’ın aleme ve insanoğluna yönelik ilmi genel bir ilim değil, tüm detaylarını ve inceliklerini içeren ilimdir.
EL-SEBE suresinin 3. Ayeti:
وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَا تَأْتِينَا السَّاعَةُ قُلْ بَلَى وَرَبِّي لَتَأْتِيَنَّكُمْ عَالِمِ الْغَيْبِ لَا يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ وَلَا أَصْغَرُ مِنْ ذَلِكَ وَلَا أَكْبَرُ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُبِينٍ (34:3)
Yani:
İnkârcılar: Kıyamet bize gelmeyecek, dediler. De ki: Hayır! Gaybı bilen Rabbim hakkı için o, mutlaka size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey bile O'ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyüğü de şüphesiz, apaçık kitaptadır (yazılıdır).
Allah tealayı inkar eden ve O’nu varlık aleminin yaratanı ve tedbir edeni olarak kabul etmeyenlerin kıyamet gününü de inkar etmeleri ve ölümden sonra yeni bir hayatta kıyamet mahkemesine çıkmaları gerektiğini kabul etmemeleri doğaldır. Ancak İslam Peygamberi -s- açıkça şöyle buyurur: Bu, kafirlerin tahmini ve isteği ve arzusudur ki ölümden sonra kıyamet olmasın ve onlar hiç bir kısıtlama ile karşılaşmaksızın bu dünyada istedikleri her şeyi yapsın.
Ancak Resulullah’ın -s- doğrudan aldığı ilahi vahiy mesajına göre tüm insanlar ister kafir ister mümin, kıyamet mahkemesine çıkmaları ve bu dünyada söz ve amelleri konusunda hesap vermeleri gerekir.
Bu mahkeme ilahi meleklerin bu dünyada insanların amellerini kaydetmeleri temelinde kurulur ve insanların hesabına adil bir şekilde bakılır ve en ufak amel gözardı edilmez.
Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Maadı inkar edenler, maadı reddetmek üzere hiç bir mantıklı delilleri yoktur ve sadece tahminlerine göre inkar etmeye kalkışır.
2 – İnsanlar, onun içini dışını bilen bilge bir Allah ile karşı karşıyadır ve hiç bir şeyi O’nun gözünden saklayamaz.
3 – Maddi düzenlerde işin niceliği çok etkilidir, fakat ahiret aleminde nicelik değil, asıl işin niteliği önemlidir.
EL-SEBE suresinin 4 ve 5. Ayetleri:
لِيَجْزِيَ الَّذِينَ آَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أُولَئِكَ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ (34:4)
وَالَّذِينَ سَعَوْا فِي آَيَاتِنَا مُعَاجِزِينَ أُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مِنْ رِجْزٍ أَلِيمٌ (34:5)
Yani:
Allah, inanıp iyi işler yapanları mükâfatlandırmak için (her şeyi açık bir kitapta tesbit etmiştir). Onlar için büyük bir mağfiret ve güzel bir rızık vardır.
Âyetlerimizi hükümsüz bırakmak için yarışırcasına uğraşanlar için de, en kötüsünden, elem verici bir azap vardır.
Bu ayetler geçen ayetin devamında insanların akibetine işaret ederek şöyle buyurmakta: Kıyamet gününde insanlar iki gruba ayrılır. Bir grup cennet ehli olanlardır ve bu dünyadaki amellerine göre ilahi rızık ve mükafata kavuşur. İkinci grup ise cehenneme düşenlerdir ki bu dünyada Kur'an'ı Kerim ayetlerini ve maarifini tekzip etmek için çok uğraşmıştır. Onlar ilahi güçten kaçabileceklerini ve Allah’ı yıldırabileceklerini zannetmiştir.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Kıyamet gününde ilahi mükafat kazanmanın tek yolu, iman ve salih ameldir.
2 – İnsanların mükafatını tam ve gerçek olarak verebilecek tek güç, insanın tüm amellerini ve niyetlerini tam olarak bilen Allah tealadır.
3 – Düşmanların Kur'an'ı Kerim ve İslam’ı zayıf düşürme komplolarından ve çabalarından gafil olmamak gerekir. Onlar insanları Kur'an'ı Kerim’den uzaklaştırmaya çalışır.