Nura giden yol
YÂSİN suresinin 45 ila 50. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.
YÂSİN suresinin 45 ve 46. Ayetleri:
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّقُوا مَا بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ (36:45)
وَمَا تَأْتِيهِمْ مِنْ آَيَةٍ مِنْ آَيَاتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِضِينَ (36:46)
Yani:
Onlara yapmakta olduğunuz ve yapıp arkada bıraktığınız işlerde Allah'tan korkun; umulur ki size merhamet olunur denildiğinde (aldırmazlar).
Onlara Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmeyedursun, ille de ondan yüz çevirmişlerdir.
Geçen bir kaç bölümde yüce Allah’ın varlık aleminde güç ve azametinin işaretlerinden söz ettik. Bu ayetler isa şöyle buyurmakta:
Bazı insanlar yüce Allah’a ve peygamberine yönelmek ve ilahi işaretlerden ders almak yerine hakka yüz çevirir. Bu tür insanlardan amellerine ve davranışlarına dikkat etmeleri ve sonuçta dünyevi ve uhrevi cezalara yakalanmamaları konusunda talepte bulunulduğunda da onlar bunu umursamaz ve eski yanlış amellerine devam ederler. Oysa eğer yanlış amellerden el çekip hakka doğru geri dönecek olurlarsa, ilahi rahmet ve lütuftan yararlanabilir ve Allah teala da onların geçmiş hatalarını affedebilir.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Varlık aleminde Allah’ın işaret ve ayetleri çoktur, fakat insanların bunları kabul etmeleri seyrektir.
2 – İlahi rahmetten yararlanma kapısı her daim açıktır, bu kapıyı insanların kendileri kendi yüzlerine kapatır.
YÂSİN suresinin 47. Ayeti:
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ أَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ قَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ آَمَنُوا أَنُطْعِمُ مَنْ لَوْ يَشَاءُ اللَّهُ أَطْعَمَهُ إِنْ أَنْتُمْ إِلَّا فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ (36:47)
Yani:
Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden hayra sarfediniz, denildiğinde, kâfirler müminlere dediler ki: Allah'ın dilediği takdirde doyuracağı kimseleri biz mi doyuracağız? Siz gerçekten apaçık bir sapıklık içindesiniz.
Bu ayet kafirlerin inatçılığı ve gerçekleri yanlış anlamalarının bir örneğine işaret ederek şöyle buyurmakta:
Allah tealanın müminlere emirlerinden biri, muhtaç insanlara infakta bulunmaktır, ki her akıllı ve insaflı insan, bu amelin iyi amel olduğunu anlar ve onaylar. Ancak bazı inatçı kafirler hatta yüce Allah’ın bu emrini sorguluyor ve şöyle diyor: Neden sizin Rabbiniz muhtaçlara yiyecek ve giyecek verin diye emrediyor? Neden kendisi bunu yapmıyor? Her halde kendisi muhtaçların karnı doymasını istemiyor.
Oysa bu mazaret aramalar ve sorgulamalar kafirlerin ne denli kuru beyinli ve inatçı olduklarını gösteriyor, yoksa açıktır ki bizim her şeyimiz ve hatta muhtaç insanlara verdiklerimiz Allah’ın bize verdiği rızkın bir parçasıdır ve bizim kendimizden hiç bir şeyimiz yoktur. nitekim akıl, düşünce ve hatta organlarımız, hepsi Allah tealanın bizlere sunduğu muhibetleridir ve bizler ancak bunların yardımıyla mal ve servet ve güç sahibi olmuşuzdur.
Gerçekte Allah teala muhtaç ve aç insanların doyurma görevini zenginlere vermiştir, nitekim bebeği besleme görevini de annelere vermiş ve ihtiyacı olan sütü de temin etmiştir.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Eğer rızkızımın Allah tealaya ait olduğunu ve bizim malımız olmadığını anlayabilirsek, o zaman bunları daha kolay bağışlar ve infakta bulunuruz.
2 – İman işaretlerinden biri, infaktır ve infakta bulunmayan insan küfür ve nankörlüğe kapılmıştır.
3 – İnsanın infak konusunu yanlış anlaması, tüm insanların iyi saydığı bir ameli yanlış olarak idrak etmesine yol açar.
YÂSİN suresinin 48 ila 50. Ayetleri:
وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْوَعْدُ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ (36:48)
مَا يَنْظُرُونَ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ (36:49)
فَلَا يَسْتَطِيعُونَ تَوْصِيَةً وَلَا إِلَى أَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ (36:50)
Yani:
Onlar: Eğer gerçekten doğru söylüyorsanız, bu tehdit ne zaman gerçekleşecektir? derler.
Onlar, birbirleriyle çekişip dururken kendilerini ansızın yakalayacak korkunç bir sesi bekliyorlar.
İşte o anda onlar ne bir vasiyyette bulunabilirler, ne de ailelerine dönebilirler.
Önceki ayet kafirlerin Allah tealanın tealimine karşı inadından söz ederken, bu ayet şöyle devam etmekte:
Kafirler kıyamet günü ile de alay eder ve şöyle der: siz kıyamet günü ne zaman kopacağını bilmezsiniz, peki o zaman neden daima onlar korkuyor ve amellerinize dikkat ediyorsunuz? Eğer kıyamet günü gerçekten varsa, ne zamandır ki biz de onu bekleyelim?
Kur'an'ı Kerim bu bahanelere şöyle karşılık veriyor: bir olayın ne zaman vuku bulacağını bilmemek, o olayın yaşanmayacağı anlamına gelmez. Örneğin deprem kuşağı üzerinde bulunan bölgelerde yaşayan insanlar depremin ne zaman olacağını bilmez, ama depremin vuku bulacağı kesindir ve bu yüzden insanlar her an depremi beklemektedir.
Kıyamet günü de ilahi ilim ve güç temelinde vuku bulacaktır ve insanların bunda hiç bir etkisi yoktur. Allah teala ne zaman irade buyurursa bir anda tüm yeri ve gökleri dağıtır ve hiç kimse buna karşı koyamaz veya ondan kaçamaz. Bu mesele o kadar ansızın ve hızlı olur ki hiç kimse hatta ailesine dönemez veya kendisinden sonrası için herhangi bir tavsiyede bulunamaz.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Kıyamet gününü inkar edenler bu hadisenin vuku bulmayacağı için hiç bir delilleri yoktur ve bu yüzden bazı soruları ileri sürerek kendilerince bu olayı sorgulamaya çalışır.
2 – Kıyamet günü ilahi vaatlerden biridir ve zamanının belli olmaması, vuku bulmayacağı anlamına gelmez.
3 – Dünyanın sonu ve kıyametin başlangıcı insanlar sürekli güncel uğraşları ile uğraştıkları bir sırada gelecektir.
4 – Dünyanın sona ermesi ile birlikte tüm dünyevi bağlar ve ailevi ilişkiler da kopar. Kıyamet gününde herkes ancak kendisinden sorumludur.