Nura giden yol
YÂSİN suresinin 66 ila 70. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.
YÂSİN suresinin 66 ve 67. Ayetleri:
وَلَوْ نَشَاءُ لَطَمَسْنَا عَلَى أَعْيُنِهِمْ فَاسْتَبَقُوا الصِّرَاطَ فَأَنَّى يُبْصِرُونَ (36:66)
وَلَوْ نَشَاءُ لَمَسَخْنَاهُمْ عَلَى مَكَانَتِهِمْ فَمَا اسْتَطَاعُوا مُضِيًّا وَلَا يَرْجِعُونَ (36:67)
Yani:
Dilesek onların gözlerini büsbütün kör ederdik. O zaman doğru yolu bulmaya koşuşurlar, ama nasıl göreceklerdi?
Eğer dilesek oldukları yerde onların şekillerini değiştirirdik de ne ileriye gitmeye güçleri yeterdi ne de geri gelmeye!
Geçen bölümde suçluların kıyamet mahkemesine çıkma biçimi ve organlarının günahlarına şahitlik etmelerinden söz ettik. Bu ayetler ise şöyle buyurmakta:
Allah’ın vereceği ceza sadece kıyamet günü ile sınırlı değildir. Eğer Allah teala irade buyurursa, günahkar ve suçlu insanları bu dünyada bile cezalandırabilir ve bunu yapabilecek güce sahiptir.
Eğer Allah irade buyurursa suçluların gözünü bir perde ile kapatır ve böylece onları büsbütün kör ederdi, öyle ki hepsi, yürürken başkaları geride bırakmak bir yana, gidecek yolu bile göremez olurdu ve bu onlar için en ufak ceza olurdu. Yine eğer Allah teala irade buyursaydı onları birer cansız heykele çevirirdi, öyle ki ileri geri gitmek bir yana, hiç bir şekilde hareket edemezdi.
Bu iki ceza kıyamet gününde de söz konusu olabilir, zira suçlular, ebedi saadet yolu olan cennetin yolunu bulmaktan acizdir ve mahşer çölünde şaşkınlık içinde olurlar. Onlar Allah tealanın iradesi karşısında ne hareket edebilir, ne de kötü amellerinin cezasını çekmekten kaçabilir.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – İnsanlar bu dünyada bile ilahi gazap ve öfkeden korunamaz. Dolaysıyla ilahi ceza ve nimetleri kaybetme tehlikesinen gafil olmamak gerekir.
2 – Allah teala bu dünyada insanları çok özel durumların dışında cezalandırmaz, zira onların seçme hakkı ve iradelerini ellerinden almak istemez.
YÂSİN suresinin 68. Ayeti:
وَمَنْ نُعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِي الْخَلْقِ أَفَلَا يَعْقِلُونَ (36:68)
Yani:
Kime uzun ömür verirsek biz onun gelişmesini tersine çeviririz. Hiç düşünmüyorlar mı?
Geçen ayetlerin devamında bu ayet fani dünyada bir başka ilahi cezaya işaret ederek şöyle buyurmakta:
Gerçi tüm insanlar yaşlanınca akli ve cismi açıdan zafiyete kapılır ve çocukluk çağına dönmüş gibi olur. Buna göre insan gençlik ve yetişkinlik çağında doğru yolu seçmesi ve bu yolu izlemesi gerekir, yoksa yaşlanınca hak yoluna geri döner ve iyi insan oluruz, arzusu tamamen hayali ve gerçekçi olmayan bir arzudur.
Öte yandan insan yaşı ilerledikçe sürekli gücü arttığını zannetmemelidir. Tüm insanlar, hatta hükümdarlar ve padişahlar yaşlanınca zayıf düşer ve çocuklar gibi birileri onları beslemeleri veya giydirmeleri gerekir. O zaman yaşlanmadan önce fırsatı değerlendirmeli ve hem kendimiz ve hem toplumumuz için yapıcı ve faydalı işler yapmalıyız.
Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Ömrün uzaması insana güç kazandırmaz, bilakis uzun ömür insanı güç zirvesinden zafiyet noktasına geri getirir.
2 – İnsan ömrü kısa ve arzuları uzundur. Kim kısa ömrünü en iyi şekilde değerlendirirse, asıl kazanan odur.
3 – İnsanın yaptıkları doğru düşünce ve doğru akıl ürünüdür, fakat gençlik çağı başta olmak üzere gafil geçirdiği her gün aslında bedbahtlığına ve helak olmasına vesile olur.
YÂSİN suresinin 69 ve 70. Ayetleri:
وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنْبَغِي لَهُ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْآَنٌ مُبِينٌ (36:69)
لِيُنْذِرَ مَنْ كَانَ حَيًّا وَيَحِقَّ الْقَوْلُ عَلَى الْكَافِرِينَ (36:70)
Yani:
Biz ona (Peygamber'e) şiir öğretmedik. Zaten ona yaraşmazdı da. Onun söyledikleri, ancak Allah'tan gelmiş bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır.
Diri olanları uyarsın ve kâfirler cezayı hak etsinler diye.
Tevhid ve Maad ile ilgili ayetlerin ardından bu ayetler Nübüvvet’in hakkaniyetine işaret ederek şöyle buyurmakta:
Bizim peygambere nazil ettiklerimiz şiir değildir ve peygamber de şair değildir. Gerçi Kur'an'ı Kerim’in bir çok ayeti ve özellikle son sureleri has vezinden ve ahenkten yararlanır, fakat tarihin de şahadet getirdiği üzere peygamber şair değildir ve şiir de yazmamıştır. Gerçi İslam Peygamberi’ne –s– şairlik iftirası Kur'an'ı Kerim’in şiir gibi olmasından kaynaklanmıyordu ve Arapların arasında şairlerin cinlerle irtibatı bulunduğu ve bu yoldan şiir öğrendikleri gibi yanlış bir inanç hakimdi. İslam Peygamberi’nin –s– kelami yeni ve Araplar için bilinmeyen sözler olduğundan Araplar o hazreti şairler gibi cinlerin etkisi altında kalmak ve bu tuhaf sözleri dile getirmek, suçlamasında bulunuyordu.
Ayetler şöyle devam etmekte: Peygamberin beyan ettiği sözler ilahi kelamdır ve insanları ikaz etmek ve uyarmak içindir ve hak ve hakikat peşinde olan insanları ikazları ve uyarıları ile nefsani heva ve heveslerinden ve şeytanın tehlikesinden korur. Gerçi bu ayetler kafirlerin üzerinde etkisi yoktur, zira onlar küfür ve hakla inat psikolojisi etkisi altına kalmıştır, öyle ki düşünceleri ve kalpleri taş gibi olmuş ve hak söz içine sinmemektedir. Buna karşın bu sözler onlara hücceti tamamlar ve böylece kıyamet gününde biz hak sözü duymadık, diyemezler.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Kur'an'ı Kerim şairane hayallerin üzerine yazılan şiir kitabı değildir. Bu kitap Hekim olan Allah’ın kelamıdır ve hikmete ve mantığa dayalıdır.
2 – Hak sözü kabul etmeyenler birer ölüden farksızdır. İnsanın değeri uyanık gönlü ve pak ruhunadır. Bu yüzden hakiki imanı olan insanların gönlü diridir ve gerçek hayatı yaşar, fakat kafirler ölüler gibi hakiki hayattan mahrumdur, zira küfür onların gönlünü öldürmüştür.