Eylül 16, 2019 13:45 Europe/Istanbul

es-SÂFFÂT suresinin 39 ila 49. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

es-SÂFFÂT suresinin 39. Ayeti:

وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا کُنْتُمْ تَعْمَلُونَ (37:39)

Yani:

Çekeceğiniz ceza yapmakta olduğunuzdan başka bir şeyin cezası değildir.

Geçen bölümde müşrikleri ve kafirleri İslam Peygamberi’ne –s– töhmetleri ve bu yüzden kıyamet gününde ağır ceza alacaklarından söz etmiştik. Bu ayet ise şöyle buyurmakta:

Allah tealanın suçlulara verdiği ceza ve azap kin veya intikam duygusu yüzünden değil, onların bu dünyada amellerini sonucudur.

Dini metinlere göre her insanın söz ve ameli ve düşünce ve davranışları ruhunu etkiler ve onun gerçek kişiliğini şekillendirir. Ahiret düzeninde ise insanlara verilen mükafat veya cezanın temeli, insanın bu dünyada şekillenen kişiliğine uygundur ve bu düzene uygun biçimde verilir. Küfür, inkar, zulüm ve istikbar insan ruhunu derinden etkileyerek tahrip eder ve kıyamet gününde de cehennem ateşinden başka sonucu olamaz.

 

Burada dünyevi bir çok cezanın sözleşmeli bir şekilde olduğu, fakat kıyamet gününde verilen cezaların böyle olmadığı belirtilmelidir. Örneğin hatalı sollamanın mali cezası vardır ve miktarı da ülkeden ülkeye değişir. Ancak hatalı sollamanın bir başka sonucu da olabilir, ki o da karşıdan gelen araca çarpmaktır. Burada para cezası sözleşmeli bir cezadır, fakat kaza yapmak bu suçun doğal sonucudur. Kıyamet gününde verilen cezalar birinci değil, ikinci çeşit sonuçlara göredir.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

1 – İlahi cezalar adalet temeline dayanır, zira insanın amelleri ile tamamen uyumludur.

2 – Kıyamet günü düşünce ve davranışlarımızın sonuçlarının ortaya çıktığı gündür. Bu dünyada ne ektiysek, ahirette onu toplarız.

es-SÂFFÂT suresinin 40 ila 44. Ayetleri:

إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِینَ (37:40)

أُولَئِکَ لَهُمْ رِزْقٌ مَعْلُومٌ (37:41)

فَوَاکِهُ وَهُمْ مُکْرَمُونَ (37:42)

فِی جَنَّاتِ النَّعِیمِ (37:43)

عَلَى سُرُرٍ مُتَقَابِلِینَ (37:44)

 

 

 

Yani:

 (Bu azaptan) Ancak Allah'ın hâlis kulları istisnâ edilecek.

Bunlar için bilinen bir rızık vardır.

(Türlü türlü) meyveler vardır. Ve onlar ağırlanırlar.

Naîm cennetlerinde .

Tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.

Kur'an'ı Kerim kültüründe muhlis, fail olarak Allah rızası için ihlasla çaba harcayan ve manevi erdeme ulaşmaya çalışan kimseye verilen addır. Ancak muhlis sözcüğü mef’ul olarak sahip olduğu erdemleri yüzünden Allah teala tarafından halis hale gelen ve manevi kemalin doruğuna ulaşan kimseye denir.

Kur'an'ı Kerim yüce Allah’ın lütuf ve yardımları sayesinde bir kadının nefsani heva ve heveslerinden oluşan tehlikeli bir durumdan kurtulan Hz. Yusuf için o ilahi halis kullardan biridir, şeklinde buyurmuştur.

Doğal olarak insan kendisi halis olmak istemediği müddetçe yüce Allah onu bu işe zorlamaz, fakat kim bu yola adım atar ve sürekli Allah’tan başkası için hiç bir işi yapmamaya özen gösterirse, Allah teala da ona yardımcı olur ve elini tutarak kendine doğru yönlendirir. Bu tür insanlar ilahi cezadan uzak oldukları gibi, mükafatları da sadece iyi amelleri ile sınırlı kalmaz. Bu tür insanlar saf ve halis niyetleri yüzünden bazı amelleri yerine getirememiş olsalar bile, ilahi mükafattan yararlanırlar.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

1 – Allah’a kulluk, insanın ihlaslı ve pak olmasına ve her türlü şirk ve küfürden uzak durmasına vesile olur.

2 – Suçluların cezaları ilahi adalete ve insanın amellerine göre verilir. Ancak pak ve muhlis insanların mükafatı amellerinden de ötede ve ilahi fazl temelinde olur.

3 – Cennette maddi manevi saadet yan yanadır ve herkes bu mekanda belli rızkı vardır.

4 – İlahi insanları ve evliyaları görmek ve onlarla oturup kalkmak, cennetin manevi lezzetlerinden biridir.

es-SÂFFÂT suresinin 45 ila 49. Ayetleri:

یُطَافُ عَلَیْهِمْ بِکَأْسٍ مِنْ مَعِینٍ (37:45)

بَیْضَاءَ لَذَّةٍ لِلشَّارِبِینَ (37:46)

لَا فِیهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا یُنْزَفُونَ (37:47)

وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ عِینٌ (37:48)

کَأَنَّهُنَّ بَیْضٌ مَکْنُونٌ (37:49)

 

Yani:

Onlara pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.

Berraktır, içenlere lezzet verir.

O içkide ne sersemletme vardır ne de onunla sarhoş olurlar.

Yanlarında güzel bakışlarını yalnız onlara tahsis etmiş, iri gözlü eşler vardır.

Onlar, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyazdır.

Önceki ayetlerin sonunda Kur'an'ı Kerim cennet ehli olanların tahtlara yaslandığını ve çok samimi bir ortamları bulunduğunu belirtmişti. Bu ayetler ise şöyle buyurmakta: Onların oturduğu tahtların çevresinde cennette görevli olanlar dolaşır ve onlara güzel içecekler ikram eder. Bu içecekler cennet pınarlarındandır ve cennet görevlileri kadehleri ve pınarlardan doldurur ve cennet ehli olanlara ikram eder.

Dünyada bazı kavimler konuklarını türlü şaraplarla ağırlar. Ancak bu ayetler cennet şaraplarını dünyevi şaraplarla karşılaştırır. İnsan suresinin 21.ayetinde cennet muşrubatı pak şarap şeklinde tabir edilmiştir. Bu içecekler dünyadaki şaraplardan farklıdır ve onları aksine insanı sarhoş etmez, çirkin hareketlerde ve davranışlarda bulunmasına sebebiyet vermez.

Ayetlerin sonunda Kur'an'ı Kerim cennetteki bir başka nimete işaret ederek şöyle buyurmakta: kocalarından başka kimseye karşı aşk beslemeyen ve başkalarına bakmayan cennet eşleri, başkalarının ulaşmasından uzak olan ve gizli ve örtülü sayılan güzel yüzlü kadınlardır. Kuşun yumurtasını koruma altına aldığı gibi cennet kadınları da bedenlerini kuşlar misali başkalarından saklar.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

1 – Maad fiziksel bir hadisedir ve orada cennet ehli olanlar için türlü cismi lezzetler söz konusudur. Cehennem ehli olanlar da türlü cismi işkencelerle cezalandırılır.

2 – Beyaz renk, cennet renklerindendir ve aydınlık, güzellik, paklık ve temizliği simgeler.

3 – Cennet kadınları hem güzel, hem dilruba, hem iffetlidir.