Sağlık Bülteni-1
Bu sohbetimizin ilk bölümünde soğuk algınlığı ile ilgili konuşacağız.
Soğuk algınlığı çok yaygın hastalıklardan biri olarak herkesin yakalandığı bir hastalıktır. Doktorlar ve uzmanlar her daim bu hastalığın temelden tedavi edilmesi için arayış içerisinde olmuşlardır. Bu hastalık görünüşte ciddi bir hastalık olarak görünmese de ancak fiziksel yorgunluk ve halsizliğe neden olup insanı bir kaç gün boyunca eve hapsettirebilir. Buna ilaveten soğuk algınlığının bir türü sayılan grip salgını insanların hayatlarını kaybetmesine bile yol açabilir.

İlk başta soğuk algınlığının ne olduğunu anlamaya çalışalım. Genel olarak Soğuk algınlığı farklı türlere sahip olan virüs hastalıklardan sayılır. Bu virüsler tiplerine göre bir kaç gün insanın vücudunda hayatlarını sürdürürler. Genel olarak en ağır soğuk algınlığı iki hafta içerisinde iyileşir. Tabii bu hastalığın yan etkileri uzun süre görülmeye devam edebilir. Kimi zamanlar soğuk algınlığı virüsü vücuda saldırdığında kulak, boğaz, burun, sinüsler ve akciğeri de etkiler. Böylece diğer mikropların faaliyeti için gereken koşullar hazırlandığında bakteriler de faaliyet geçerler. Bu durumda ise doktorların daha akıllıca davranıp soğuk algınlığının kısa sürelik gelip geçeceğini anlatarak ihmalkarlık yapmaması gerekiyor. Bu ihmalkarlık gelecekte ciddi sorunlara yol açabilir.

Muhtemelen hepimiz soğuk algınlığının nedenleri ile ilgili duyumlarımız olmuştur. Örneğin kimileri çocukların ayaklarından başlayarak soğuk aldıklarını, uyku zamanında ayaklarını örtmemeleri halinde sabah uyanınca ateşe yakalandıklarını düşünüyorlar. Ya da sudan çıkınca elimize yüzümüze rüzgar vurduğunda ya da örtüsüz, çıplak bir şekilde uyuyanların soğuk alacağını düşünüyorlar. Tüm bunlara rağmen bu düşüncelerin hala bilimsel açıdan ispatlanmadığı söylenmelidir. Son araştırmalara göre soğuk algınlığı ya da grip virüsü daha çok ağız ve burun salgıları vasıtası ile taşınıp hastanın vücuduna yerleşir. Böyle bir durumda hasta biri ile el sıkışmak veya öpüşmek bu virüsün bulaşmasına yol açar.

Soğuk alan birisi öksürükleri, hapşırıkları ile virüsü havaya yayıp virüsleri taşıyan elleri ile etraftaki eşyalara ve malzemelere dokunup böylece virüsü her yere yayar. Bunun ardından ise bu virüslü eşyalara dokunan herkes bu virüse davetiye çıkarır. Böylece gözüne dokunan, virüse yakalanmış eli ile bir şey yiyen veya havlu ve telefon gibi ortak malzemeleri kullanan birisi hem kendinin hem diğerlerinin hastalanmasına neden olur. Soğuk algınlığı virüsü ağız ve burun yolu ile vücuda girdiğinde çok hızlı bir şekilde iki gün içerisinde insanı ciddi sorunlarla karşı karşıya bırakır. Tabii insanın bağışıklık sistemi de bu hastalığa yakalanıp yakalanmama hususunda önemli bir rol oynamaktadır.
Yani eşit koşullarda bir virüsün iki farklı kişinin vücuduna girmesi halinde biri hastalanıp diğer hastalanmaya bilir.

Demin de değindiğimiz gibi soğuk algınlığı önemli bir hastalık sayılmasa da yine de bu hastalığa dikkat etmek şart. Nitekim bu hastalk insanları en çok rahatsız eden hastalık sayılır. Bu hastalık, üşüme, yorulma, hapşırma ve baş ağrısına neden olup devamında da öksürme, boğaz ağrısı, burun akması ve ateşe yol açar. Genellikle bu hastalık yedi ila on gün içerisinde sona erse de kimi yan etkileri üç hafta boyunca devam edebilir.
Soğuk algınlığı genellikle burun, sinüsler ve boğazı kimi zaman da bir veya iki gözünüzü etkiler. Vücudun bu hastalığa tepkisi ise daha çok bağışıklık sisteminde belirir. Böylece bağışıklık sistemi virüsleri yok etmeye çalışır. Bunun için kişi her hastalığa yakalandığında insan vücudu virüsün panzehirini üreterek gelecekte hastalığa yakalanma riskini azaltmaya çalışır. Ancak soğuk algınlığının 200'ü aşkın virüse sahip olması bağışıklık sisteminin bu virüslere panzehir üretme alanında sorun yaşamasına neden olmuştur.Buna ilaveten her kişi ortalama olarak ömrü boyunca 50 kez soğuk alır. Bu rakam erişkinlerde yılda iki ile beş kez çocuklar için ise yılda 6 ile 10 kez kadardır.
Soğuk algınlığının 200'ü aşkın virüse sahip olması bu hastalık için gereken aşının yapılmasında da ciddi sorunlar yaratmıştır. Bu yüzden şimdiye kadar bu hastalığın tam tedavisi için hala bir ilaç üretilememiştir. Tabii bu hastalık emareleri ve etkilerini belli ilaçlar ile azaltmak mümkün. Kimi durumlarda soğuk alan şahsın bronşit, zatürre, sinüzit ve orta kulak iltihabı gibi bakteriyel hastalıklara yakalanması halinde antibiyotiklerin kullanılması uygun görülebilir. Ancak antibiyotikler de soğuk algınlığı virüsünü hiçbir şekilde etkilememektedir. Kimilerine göre de C vitamini, çinko minerali, bal veya limon, zencefil ve bal karışımının bu hastalığı tedavi edebileceğini düşünüyor. Ancak bu düşünce de hala tıp tarafından ispatlanmamıştır. Soğuk algınlığı ya virüs ya da bakteri aracılığı ile vücuda yerleşir. Çoğu durumlarda bu hastalık virüs kaynaklıdır. Bu hastalık ilk emareleri vücudun genelindeki ağrı hissi, boğaz ağrısı veya boğaz sızlaması, hapşırma, burun akması, burun tıkanması, göz yaşı akması, kulakların dolu olduğu duygusu, kuru öksürük, yorgunluk duygusudur. Bu emareler yaklaşık bir hafta devam eder. Tabii bir kaç hafta da devam etmesi mümkün. Ancak bunun için belli bir tıbbi bakıma ihtiyaç duyulmamaktadır.
Bir kaç gün soğuk algınlığının ardından ateşli olduğunuzda bu soğuk algınlığının bakteriyel olduğunu söyleyebilirsiniz. Ayrıca soğuk algınlığınız 10 günden daha fazla sürüp ateş, nefes darlığı, sarı ve yeşil renkli balgam da bakteriyel soğuk algınlığının emareleridir. Bu emareleri gördüğünüzde doktora baş vurmalısınız. Soğuk alan, bakteriyel enfeksiyonlara yakalanma riski taşıyan yaşlılar ve bağışıklık sistemleri yetersiz ve zayıf olan insanlar da ilk günlerde doktora baş vurmaları gerekiyor. Bakteriyel soğuk algınlığının tedavisinde kullanılan antibiyotikler hastalık belirtilerini azaltabilir. Bakteriyel soğuk algınlığını ciddiye almak şart. Çünkü bakteriyel soğuk algınlığı kalp ve diğer organlarda da ciddi sorunlara yol açabilir.

Soğuk algınlığı türlerinden olan gribe yakalanma da herkes için kaygı vericidir. Tabii daha sağlık açısından daha zayıf olan insanlar için bu durum daha da çekilmezdir. Soğuk algınlığının grip aşamasına gelip gelmediğini anlamak için belli belirtileri göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bu çerçevede ikisini bir biri ile karşılaştırmaya çalışalım.
Soğuk algınlığının belirtileri, yorgunluk, burun akması, boğaz ağrısı, öksürük, hapşırık ve göz yaşı akmasıdır. Bu belirtiler kademeli olarak belirir. Soğuk algınlığında vücudun normal ısısından 1-2 derece yükseklikte ateş yaşanabilir. Kimi zamanlar da baş ağrısı da görülmektedir. Ancak gripte bu belirtiler daha hızlı bir şekilde aniden belirir. Bunun yanı sıra yüksek ateş ve titreme, kasların aşırı kasılması, kuru öksürükler ve hastalığın bir haftadan fazla sürmesi gribin diğer özelliklerindendir.
Grip olmaya yol açan virüslerin sayısı ile kısıtlıdır. Bu yüzden grip için aşı üretilebilmiştir. Soğuk algınlığı ve grip, insanın vücudunu zayıflatarak vücudun diğer hastalıklara yakalanması için uygun zemini oluşturur. Bu yüzden grip aşısı, bağışıklık sistemi, akciğer sorunları yaşayan, astım, nefes darlığı, kalp ve damar hastalıkları, bağışıklık sistemine zarar veren ilaçları alanlar, omurilik sorunları yaşayan hastalar, sinir sistemi yaşayan insanlar ve uzun süre aspirin kullanan 6 ay ile 18 yıl arasındaki hastalara sadece doktor talimatı ile yapılması gerekiyor. Bu aşının yapılmasının ardından insanın bağışıklık sisteminin uygun hale gelmesi ise 2 ila 3 hafta sürmektedir. Tabii bu aşı yılda bir iki kez soğuk alan insanlara gerekli görülmemektedir.
Bunlara ilaveten grip aşısındaki maddelere alerjik tepki gösteren insanlar, enfeksiyonlar yaşayan, Guillain-Barré Sendromu olan ayrıca 6 ay altındaki bebekler bu aşıyı yaptırmamaları gerekiyor. Grip aşıları gebeliğin tüm aşamalarında yaptırılabilir. Ancak yine de gebeliğin ikinci ve üçüncü üç aylık döneminde bu aşıyı yapmak ilk üç aya göre daha uygundur.
Grip aşısının yan etkilerinden, baş ağrısı, terleme, kas ağrısı, eklem ağrısı, ateş, halsizlik, yorgunluk ve enjeksiyonun yapıldığı yerde kızarma ve kabarmadır. Yüksek ateş, bilinç ve davranışlardaki değişiklikler, dağınık cilt değişiklikleri, sesin gürleşmesi ve solunum sistemi sorunları ayrıca yüksek kalp atışı ve aşırı fiziksel halsizlik, aşının yan etkilerinden sayılmaktadır. Bu yüzden bu aşıyı yaptıranlar belli bir süre boyunca doktorları ile temaslarını kesmemektedir.