Sağlık Bülteni-5
Bu ölümde diyabet hastalığı ile ilgili konuşup sizlere tüyolar ve tavsiyeler vermeye çalışacağız.
Hepimiz defalarca diyabet veya diğer adı ile şeker hastalığının adını duymuşuzdur. Ancak çoğumuz bu hastalık ile ilgili yeterli bilgiye sahip değiliz. Neden kandaki şekerin arttığı, bunun sebebinin şeker veya tatlı kullanımı olup olmadığı gibi sorular hep sorulan sorunlar arasında yer almıştır. Bu hastalık hakkında yeterli bilgiye sahip olmama, diyabetin dünyada yaygınlaşması ve bu hastalığın önlenmesinin önemi bu hususu ve bu sorulara cevap bulunmasını daha da kritik bir konuya dönüştürmüştür.
Maalesef dünyada şeker hastalığına yakalanan kişilerin sayısı 400 milyonu aşmıştır. Batı Asya ve Afrika Kuzeyinde diyabete yakalanan kişilerin sayısı ise 2040'a kadar ikiye katlanarak, 72 milyon 100 bine ulaşacağı tahmin edilmektedir. Dünyada 14 yaş altı yarım milyon çocuk ve genç diyabet tip 1'e ve 20 ila 79 yaş arası 415 milyon yetişkin de bu hastalığa yakalanmıştır. Diyabet 2015 yılında beş milyon kadar insanın hayatını kaybetmesine neden olmuş ve 2040 yılına kadar da dünyada şekerli hastaların sayısının 643 milyona ulaşacağı tahmin edilmektedir. Diyabetin yıllık masrafları ise yaklaşık 673 milyar dolar kadar tahmin edilmiştir. Böylece ülkelerin sağlık bütçesinin yüzde 12'isinin diyabetin ve yan etkilerinin tedavisi için harcandığı söylenebilir.

Diyabetin farklı tiplerine yakalananların sayısı ise 23'üncü Uluslararası Küresel Diyabet Federasyonu kongresinde ilan edildi. Diyabetin tipleri arasında tip 2 diyabetinin asıl nedenlerinden sağlıksız ve fiziksel faaliyetlerin azaltması olarak belirtildi. Bir diğer yandan ise diyabet tipleri arasında bu tipin en çok masrafa neden olduğu da bilinmektedir. İşte bu sebeplerden dolayı bu tip diyabet ile mücadele etmenin de masrafların azaltılması yönünde büyük etkisi olacağı biliniyor. Bu çerçevede 2'inci tip diyabetin tedavisi öncelik olarak belirlenmiş ve bu yönde gereken eğitimlerin verilmesi planlanmıştır.
Neredeyse vücudun tüm hücreleri kan şekerine ya da diğer adı ile glukoza hayatlarını sürdürmek için ihtiyaç duymaktadır. Bu bakımdan glukozu ülkelerde temel ihtiyaçların karşılanması için gereken demir paralara benzetmek doğru olur. Glukoz hücrelerin içinde yakılarak hücrelerin hayatlarını sürdürmeleri için gereken hayat yakıtı karşılanır.
Diyabet hastalığında ise vücudun kandaki şekeri kullanması bir şekilde engellenmektedir. Glukoz vücudun sağlığı ve enerjisinin karşılanması için hayati bir önem taşıyıp hücrelerin beslenme kaynağıdır. Glukoz ayrıca beynin de asıl yakıtıdır.
Sp5
Diyabet hastalığı tiplerine göre farklı nedenlerden dolayı yaşanabilir. Diyabetin belirtileri de tipine ve cinsiyete göre farklıdır. Ancak diyabet türü bir kenara bırakıldığında bu hastalığın kandaki şeker oranını arttırdığı söylenebilir. Kandaki bu şeker ve glukoz artışı ise sağlığımız için ciddi sorunlar doğurmaktadır.

İlk olarak diyabetin ne olduğuna bir bakalım. Diyabet kronik hastalıklardan biri olarak pankreasın yeteri kadar insülin salgılayamadığı veya vücudun insülini etkin bir şekilde kullanamadığı dönemde yaşanan bir hastalıktır. İnsülin kandaki şekeri düzenleyen bir hormondur. İnsülin kandaki glukozu hücrelere taşıyarak depolanmasına veya enerji ve yakıt olarak kullanmasına imkan tanıyan aracı bir maddedir. Diyabetli birinin vücudunda ise gerekli düzeyde insülin üretilmez ve bu hormon doğru bir şekilde vücut tarafından kullanılmaz. Böylece kullanılmayan şeker oranı kanda artar ve sonuçta sinir sistemi, gözler, böbrekler ve diğer organlar zarar görür. Diyabetin farklı tipleri vardır. Sohbetimizin devamında bunlara değinmek istiyoruz.

Tip 1 adı ile bilinen birinci tip Diyabet, bağışıklık sistemini etkileyen pankreas hücrelerini yabancı bir unsur olarak tanımlayan ve bu hücrelere saldıran böylece insülin üretici ve salgılayan hücreleri de yok eden bir hastalıktır. Bu saldırıların nedeni belli olmamakla beraber diyabetlilerin yaklaşık yüzde 10'u kadarının bu tipe yakalandıkları belirtilmektedir. Bu diyabet türüne insüline bağlı diyabeti türü de denmektedir.
Bu diyabet türüne yakalanan insanlar ihtiyaçları olduğu insülini günlük enjeksiyonlar çerçevesinde karşılayabilirler.
Tip 2 diyabeti ise vücudun insülin karşısındaki direnç göstermesi durumunda ortaya çıkar. Böylece kandaki şeker de artmaya ve birikmeye başlar. Tip 2 diyabeti daha çok 30 yaş üstü kişilerde yaşanır. Bu kişilerde pankreasta üretilen insülin iyi ve etkin bir şekilde kullanılmaz. Gerçekte bu tip diyabette pankreas yeterli seviyede insülin salıgılamaz veya salgılanan insülin hücrelerin bu hormona karşı özellikle de şişman kişilerde direniş göstermesinden dolayı gerekli düzeyde işlevini yerine getiremez.
Diyabetin bir başka türü ve tipi de hamilelik diyabetidir. Gebelik döneminde insülinin salgılarını önleyen hücreler üretilebilir. Bu diyabet türü de geçici bir hastalık türü olarak hamileliğin ardından iyileşir.
Genel olarak aşırı açlık, susamışlık, kilo kaybı, idrar sayısındaki artış aşırı yorgunluk ve iyileşmeyen yaralar diyabetin belirtilerindendir. Tabi diyabet belirtileri cinsiyete göre değişir yani erkeklere ve kadınlara özgü belirtiler vardır. Diyabetin genel belirtilerinin yanı sıra diyabete yakalanan erkeklerde cinsi isteklerin azalması ve kasların güçsüzleşmesi gibi sorunlar da yaşanmaktadır. Diyabetli kadınlarda ise boşaltım sisteminde sorunlar yaşanabilir ayrıca cilt enfeksiyonları, cilt kuruluğu ve kaşınma gibi belirtiler ile de karşı karşıya kalınabilir.
Tabii diyabetin farklı tipleri ve türlerinin farklı belirtileri de vardır. Tip 1 diyabetinin belirtileri arasında aşırı açılık ve susamışlık, istenmeyen kilo kaybı, idrar sıklığının artması, göz kamaşması, aşırı yorgunluk, huyun değişmesine değinebiliriz. Tip 2 diyabette ise anılan belirtilerin yanı sıra iyileşmeyen veya çok geç iyileşen yararlar ve sık yaşanan enfeksiyonların yaşanması gibi belirtileri de görülmektedir.
Bu tipte yaralar geç kapanır. Bunun nedeni ise vücuttaki glukoz düzeyinin düşmesidir.
Gebelik dönemi diyabete yakalanan kadınların çoğu ise belli diyabet belirtileri taşımamaktadırlar. Bu durumda olan kadınlar ise çoğunlukla sırada bir şeker hastalığı kontrolü veya 24 ay ila 28 ay gebelik arasında yapılan glukoz testinden geçerek hasta olduklarını anlarlar. Çok az görülen durumlarda ise gebelik dönemi diyabetlisi olan bir kadın aşırı susamışlık ve idrar sıklığının artması belirtileri taşımaktadır.
Siz değerli dinleyiciler de kendiniz ve ailenizde diyabet belirtilerini görüyorsanız doktora baş vurmayı ihmal etmeyin. Tam bir teşhisi için endokrinoloji ve metabolizm uzmanına ve doktoruna baş vurabilirsiniz.
Şimdi de farklı tip diyabetlerde bu hastalığa yakalanma nedenlerini bilmek istiyoruz. Bu çerçevede tip 1 diyabetin sebebinin belirsiz olduğunu söylemek gerekiyor. Araştırmalar virüsler ve bakteriler ile savaşan ve onlara karşı koyan vücudumuzun bağışıklık sisteminin pankreastaki insülin üretici hücrelere saldırdığını ve onları yok ettiğini gösteriyor. Bu durum vücuttaki insülin üretimi azaltıp kandaki şekerin artmasına neden olur. Görünen o ki tip 1 diyabetin asıl nedeni genetik ve çevresel etkenlerin karışımı bir etkendir. Buna rağmen yine bu nedenin belirsiz olduğu söylenmektedir. Tip 2 diyabetine yakalanan kişilerde vücut hücreleri insülin karşısında direnip böylece pankreas da bu direnişi kırmak için yeterli düzeyde insülin üretemez hale gelir. Tip 2 diyabetin oluşmasında da genetik ve çevresel etkenlerin rolü olduğu söylenmektedir. Kilolu olmak, tip 2 diyabeti ile ciddi bir şekilde ilişkilidir. Ancak tüm tip 2 diyabetliler de fazladan kilolu insanlar değillerdir.
Gebelik döneminde anne tarafından hamileliğe özgün hormonlar salgılanır. Bu hormonlar hücreleri insüline karşı dirençli hale getirir. Genel olarak pankreas fazladan insülin üreterek bu direnci kırmaya çalışır. Ancak kimi vakitler pankreas bu süreci devam ettiremez. Böyle olunca kandaki glukoz oranı aşırı derecede artar ve böylece gebelik dönemi diyabet hastalığı medyana gelir.
Sohbetimizin devamında diyabete yakalanma riskini arttıran belli başlı nedenlerden söz edeceğiz.

Araştırmacılar tam olarak neden bazı kişilerin diyabete özellikle de tip 2 diyabetine yakalanma riskinin yüksek olduğunu bilmiyorlar. Ancak bazı etkenlerin bu durumu tetiklediği ve şiddetlendirdiğini kesindir. Fazladan kilolu olmak diyabetin bilinen nedenlerinden biridir. Ayrıca fiziksel faaliyetin ve hareketliliğin az olması da bu hastalığa yakalanmakta önemli paya sahip. Çünkü fiziksel hareketlenme insanın kilosunu kontrol etmesine glukozunu kullanmasına ve hücreleri insüline hassas duruma getirmesine yol açar. Bu tür diyabette ailevi ve genetik durum çok önemlidir. Nitekim ebeveynlerden biri veya kardeşlerden biri tip 2 diyabetine yakalanmışsa bu aile içindeki riski de arttırır.
Diyabet hastalığına yakalanma riskini arttıran hususlardan biri de ırktır.Tabii şimdiye kadar yapılan araştırmalarda da neden siyahiler, İspanyollar, Amerika kızılderilileri gibi özel etnik gruplarının daha fazla diyabete yakalanma riski taşıdıkları belirtilmemiştir.
Ayrıca yaşın ilerlemesi ile de bu hastalığa yakalanma riski artmaktadır. Gebelik döneminde diyabete yakalanan birinin tip 2 diyabete yakalanma riski de fazladır. Ayrıca 25 yaş üzerinde hamile olan ve fazladan kilolu kadınlar da gebelik dönemi diyabete yakalanma riski taşımaktadırlar.
Polikistik yumurtalık sendromuna yakalanan kadınlarda ise yüksek tansiyonun, yüksek trigliserit ve kolesterol düzeyinin bu hastalığa yakalanmakta belirleyici olduğu belirtilmektedir.