Nisan 28, 2020 12:24 Europe/Istanbul

Bu bölümde Kanser hastalığı ile ilgili konuşmak istiyoruz.

Günümüzde dünyada 18.1 milyonu aşkın kişi kansere yakalanmış bulunuyor. Maalesef bunların 9.6 milyon kadarının da ölümle sonuçlanacağı istatistiklerce tahmin edilmektedir. 2012 yılının istatistiklerine göre 14 milyonu aşkın kişi kansere yakalanmış ve bunlar arasından da 8.2 milyon kişi bu hastalıktan dolayı hayatını kaybetmiştir. Aslında mevcut rakamların artması dünya nüfusunun artması ve yaşlılık oranı ile doğrudan ilişkilidir. Buna ilaveten hayat tarzlarından dolayı zengin ülkelerin fakir ülkelere kıyasen daha fazla kanser hastalığıyla pençeleşeceği söylenebilir. 

Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı dünyada kanser hastalığı ile ilgili genel görüntü ve istatistikler veren bir kurumdur. Bu genel görüntü verilirken bu kurum dünyanın 185 farklı ülkesinde 36 kanser türünü inceler. Araştırmacılar kanser ile ilgili bilgilerin ve istatistiklerin toplanması ve ölçülmesi yöntemlerinin iyileştiğini söyleseler de ancak kanser ve bu hastalıktan ölüm rakamları her yıl daha da artmaktadır. Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı'nın son raporu ise dünyada kanser hastalıklarından kaynaklanan ölümlerin daha çok akciğer, meme ve bağırsak kanserinden kaynaklandığını göstermektedir. 

Aslında kanser, anormal hücrelerin vücudun farklı bölümlerinde hızlı ve kontrol dışı bir şekilde yayılması ve gelişmesinin sonucu ortaya çıkan vücudun her yerine yayılabilen, bozukluk oluşturacak bir hastalıktır. Ancak ilginç nokta her gün vücudumuzda kanser hücrelerinin oluşmasıdır. Tabii vücudumuzdaki bağışıklık sistemi ve türlü mekanizmalar sayesinde bu hücreler ya yok edilir ya da onarılır ve düzeltilir. 

Kanser hastalığı dokuları oluşturan hücrelerden meydana gelir. Normalde hücreler vücudun ihtiyaçlarına göre gelişir ve bölünür. Böylece yeni hücreler meydana gelir. Hücreler yaşlandığında yeni hücreler onların yerine geçer. Kimi zamanlar bu düzenli süreçte sorunlar baş gösterir. Yani yeni hücreler vücudun ihtiyaç duymadığı bir dönemde üretilir ve böylece zamanında yok edilecek yaşlı hücreler de kalmaya devam eder. İşte bu fazladan hücreler  dokular halinde fazladan kümeler ve tümörler oluşturur. Bu tümörler kötü ve iyi huylu olabilirler. Bu iyi ve kötü huyluluk belli başlı özelliklerin meydana gelmesine yol açabilir. 

İyi huylu tümörler nadiren ölümle sonuçlanır çünkü tekrar tekrar büyümez ve yan dokulara da saldırmaz vücudun başka bir bölümüne de yayılmazlar. Bu tür tümörler rahatlıkla kaldırılabilir. Ancak kötü huylu tümörler vücudun farklı organlarına yayılabilirler. Kanser hücreleri genellikle bu türdendirler. Bu hücreler ana tümör kümesinden ayrılıp kan akışına ya da lenfatik sisteme katılmaktadır. Bu hücreler diğer organlara saldırıp yeni tümörler oluşturup bu organlara ciddi hasar verebilir. Bu süreç devam ettiğinde ise hastanın hayatı tehlikeye düşebilir. 

Genel olarak çoğu durumlarda doktorlar kansere yakalanma nedenlerini tam olarak açıklayamamışlardır. Ancak yeni araştırmalar belli etkenlerin kansere yakalanma riskini arttırdığını gösteriyor.  Yaşın ilerlemesi ve yaşlanma, tütün ürünlerinin kullanılması, güneş ışınları, iyonlaştırıcı radyasyon, kimi kimyasal ürünler ve özel suni maddeler, kimi virüsler ve bakteriler, kimi hormonlar, ailede kansere yakalanma genetik sorunları, alkollü içecekler, uygunsuz beslenme, hareketsizlik ve artı kilo bu hastalığa neden olan belli başlı durumlardandır. 

Kansere yol açan bu tehlikeli durumlardan birçoğunu kontrol etmek mümkün. Ancak kontrol edilemeyecek durum ise genetik olarak kansere yakalanma riskidir. Tüm kişiler tehlikeye yol açan etkenlerden uzak kalarak kendini bu hastalık karşısında koruyabilir. Kansere yakalanma riski taşıdığınızı düşünüyorsanız doktorunuza danışın ve risklerin azaltılması için tüyolar alın. Düzenli olarak muayene yapılması bu hastalığın kontrolünde büyük bir önem taşımaktadır.  

Kansere yakalanma riskinizi incelemek istiyorsanız belli başlı noktalara dikkat etmeniz gerekiyor. Mesela her şeyin de kanserojen yani kansere yol açacağını sanmayın. Morarmak veya şişmek gibi olaylar kansere yol açmayacaktır. Ancak kimi virüs ve bakteri türleri kansere yakalanma riskini doğurup arttırabilir. Ayrıca saydığımız etkenlere ve belirtilere maruz kalmak da kişinin kanserli olduğu anlamına gelmiyor. Bu saydığımız belirtilerden bazılarına sahip olan kimileri hiçbir zaman kansere de yakalanmayabilir. 

Sohbetimizin devamında kansere yakalanmanın en önemli ve yaygın etkenleri ve sebeplerinden söz edeceğiz. 

Kansere yakalanma nedenleri arasında yaşın ilerlemesi ve yaşlanma  en önemli nedenlerindendir. Çoğu kanserler de 65 yaş üstünde baş göstermektedir. Ancak aynı zamanda her yaşta insanlar, çocuklar bile kansere yakalanma riskini taşıyorlar. Kansere yakalanmanın bir diğer nedeni de tütün ürünlerinin kullanılmasıdır. Tütün ürünlerinin kullanılması veya bunların kullanılırken dumanına maruz kalınması bile kansere yakalanma riskini arttırır. Bu yüzden sigara içen insanlar, diğerlerine göre daha fazla akciğer, gırtlak, ağız, yemek borusu, mesane, böbrek, boğaz, mide, pankreas ve rahim ağzı kanserine yakalanma riskine sahipler. Ayrıca bu dumanlara maruz kalan ve tütün ürünlerini kullananlarda lösemiye yakalanma riski de artmaktadır. 

Günümüzde ultraviyole ışınları, güneşten, ışıklardan ve solarizasyon cihazlarından yayılmaktadır. Bu ışınlar cildin erken yaşlanmasına ve hasar görmesine yol açıp cilt kanserine bile yol açan bir husustur. Ayrıca iyonlaştırıcı ışınların yayılması da hücrelerin zarar görmesine ve kansere yakalanmaya yol açabilir. Genel olarak bu tür ışınlar, atmosferin ötesinden, radyoaktif tozlardan, radon gazından ve diğer benzer  kaynaklardan meydana gelir. 

Aslında tıbbi süreçler ve özel tomografilerde de ışınlanma ve radyasyon sorunları yaygındır. Bilindiği üzere doktorlar da bu ışınlanmalardan yararlanarak iç organların durumunu incelemek için yararlanırlar. Bu doğrultuda zayıflatılmış X ışınlarından yararlanmaktadırlar. Tabii bu ışınların kanser yaratma riski çok düşük olsa da ancak kemoterapide kullanılan ışınların bu riski daha fazladır. Kimi mesleklerde de örneğin boyacılar, inşaat işçileri ve kimyasal sanayilerde çalışanların da kansere yakalanma riskinin fazla olduğu söylenmelidir. Yapılan araştırmalar da asbest yada amyant, benzidin, kadmiyum, nikel ve vinil klorür ile temasın da kansere yol açacağını gösteriyor. 

Kimi virüsler ve bakteriler de kansere yakalanma riskini arttırabilir. Bu doğrultuda HPV virüsü rahim ağzı kanserine yakalanmanın en önemli nedenlerinden biri sayılır. Karaciğer kanseri de Hepatit B ve C virüslerine yakalandıktan bir kaç yıl sonra ortaya çıkabilecek hastalıklardandır. Bunun yanı sıra AİDS virüsü de kan ve kaposi sarkomu adlı nadir kanser türünün meydana gelmesine neden olabilir. Ayrıca Helikobakter pilori bakterisi de mide ülserine ayrıca mide ve mide duvarı lenf kanserlerine yol açabilir. 

Kimi hormonal sorunlar ve hormonlar da kansere yol açabilir. Örneğin doktorlar daha çok menopoz döneminde yaşanan sıcak basması ve kemik erimesi gibi belli başlı hormonlar içeren ilaçların kullanılmasını tavsiye ederler. Ancak yapılan araştırmalar menopoz döneminde kullanılan ilaçların çok tehlikeli yan etkileri olabileceğini gösteriyor. Hormonlar meme kanseri, kalp krizi, beyin krizi veya kan pıhtılaşması riskini arttırabilir. 

Sohbetimizin başında ailevi ve genetik sorunların da kansere yakalanmakta büyük bir rol oynadığını söyledik. Aslında çoğu kanser türleri genetik değişimlerden dolayıdır. Doğal bir hücre genelde belli bir genetik değişim sürecinden geçerek kanser hücresine dönüşebilir. Tütün ürünlerinin kullanılması, kimi virüsler ve de insanın hayatındaki ve çevresindeki  kimi koşullar kansere yol açabilir. Kansere yakalanma riskini arttıran kimi genetik değişimler ise kalıtımsal yani ebeveynlerden çocuğa geçen şekilde olabilir. Tabii genelde kanser direkt bir nesilden diğer nesle aktarılmaz. Buna rağmen kimi ailelerde kansere yakalanma riski daha fazladır ve bu aile bireyleri daha fazla bu hastalığa yakalanır. Örneğin melanom ve meme, yumurtalık, prostat ve kalın bağırsak kanserleri bir ailede kalıtımsal olarak intikal edebilir. 

Bir ailede kişilerin özel bir kanser türüne yakalanması aslında bu genetik ve kalıtımsal hastalık özelliğinin belirtilerindendir. Bu yüzden böyle bir ailede özel kanser türüne yakalanma riski de çok yüksektir. Buna rağmen kimi durumlarda da aynı ailelerde de birkaç kişinin aynı kanser türüne yakalanması tesadüf sonucu da olabilir. 

Kansere yakalanma nedenlerinden biri de uzun süreli alkollü içeceklerin alınmasıdır. Böyle bir tüketim ağız, boğaz, yemek borusu, gırtlak, karaciğer ve meme kanserine yakalanma riskini de arttırır. Tüketim ne kadar fazla ise kansere yakalanma riski de bir o kadar artar. Alkollü kişi tütün ürünleri de kullanıyorsa o zaman bu risk kat kat daha artar. Uygunsuz bir beslenme rejimine sahip olanlar, hareketsiz olup artı kilolu olanlar ise daha fazla bu hastalığa yakalanma riskine sahipler. Örneğin yapılan araştırmalar yağlı bir beslenme rejimine sahip olanların kalın bağırsak, rahim ve prostat kanserlerine yakalanma oranlarının yüksek olduğunu gösteriyor. Tabii hareketsizlik ve artı kilolar meme, kalın bağırsak, yemek borusu, böbrek ve rahim kanserlerini de ciddi şekilde tetikleyebilir.