Temmuz 06, 2020 13:06 Europe/Istanbul

Geçen bölümün devamında bugünkü sohbetimizde yine depresyon hastalığı ile ilgili konuşacağız.

Perinatal depresyonu adı ile bilinen doğum sonrası depresif bozukluk, daha çok doğumun dört hafta sorasında ve kimi zaman da gebelik döneminde yaşanan bir başka depresyon türüdür. Gebelik ve doğum zamanında yaşanan hormonal değişiklikler beyinde bazı değişikliklerin yaşanmasına ve sonuçta huy değişikliklerine yol açabilir.   Bebeğin doğması ile beraber görülen yetersiz uyku ve  fiziksel sorunlar da  bu bozukluğu körükleyebilir.  Perinatal depresyonun belirtileri ise majör depresif bozukluk belirtileri gibi  mutsuzluk, ızdırap, öfke ve sinir, bıkkınlık, bebeğin sağlığı ve güvenliğini anormal düzeyde düşünme, kendine veya bebeğe bakmakta ciddi sorunlar yaşama ve bebeğe zarar verme belirtileridir. Doğumdan daha önceki dönemlerde depresyon yaşayan veya destekleri olmayan kadınlar bu tür depresyona daha fazla yakalanırlar. Ancak bu depresyon her kadında da görülebilir. 

Mevsimsel duygusal bozukluk adı ile de bilinen mevsimsel depresif bozukluk ise mevsimsel model çerçevesinde yaşanan majör depresif bozukluk olarak tanımlanır. Çoğu kişiler için bu olay kışın yaşanır.    Bu tür depresyonun belirtileri  çoğunlukla sonbaharda da başlar. Çünkü günler daha kısa olur.  Kışta ise bu belirtiler devam eder.  Bu belirtiler arasında uyku ihtiyacı, kilonun artması, mutsuzluk duygusu,   mutsuzluk duygusu, ümitsizlik ve bıkkınlık gösterilebilir.  

Mevsimsel depresif bozukluk, mevsimlerin ilerlemesi ile  vahimleşip kişiyi intihar düşüncelerine de sürükleyebilir. İlk bahar gelip çattığında ise bu belirtilerin dozu düşer. Bu bozukluk ise kişilerin fizikinin doğal ışığa tepkileri sonucunda da ortaya çıkmış olabilir. 

Durumsal depresyon ise özel durumlar ve olaylardan dolayı kişide oluşabilir. Yakın birinin hayatını kaybetmesi veya ciddi bir hastalık veya travma, boşanma, çocuktan uzak kalma, duygusal ilişkilerde başarısızlık, işsiz kalma veya ciddi mali sorunlar ve yasal sorunlar yaşama da bu durumlardan bazılarıdır. Tabii bu tür olayların insanda keder ve ızdırap oluşturması doğaldır. Ancak bu durumlara uygun olmayan derecede yani aşırı derecede üzüntü veya ızdırap söz konusu olduğu halde bu tür olaylar insanların günlük hayatını baltalar ve böylece durumsal depresyon ortaya çıkar. 

Atipik veya sıradışı depresyon ise  olumlu gelişmelere ve olaylara karşı ortaya çıkan depresyon türüdür. Adına rağmen atipik depresyon sıradışı veya az bulunan bir şey değildir.   Atipik depresyona yakalanmak sorun yaratıcı bir sürecin başlaması demektir. Çünkü kişi diğerlerine göre hasta olarak bilinmiyor ve bu da sorunların artmasına yol açar. Atipik depresyonun göstergelerinden biri de  iştahın ve kilonun artması, insanın kendi vücudunu kötü görme, bol uyuma, uykusuzluk, kollar ve ayaklarda ağırlık taşıma ve bu durumun günde bir saatten daha fazla sürmesi, dışlanmışlık duygusu veya farklı eleştiriler ve acılara aşırı duyarlılık örnek gösterilebilir. 

 

Sohbetimizin devamında depresyona teşhis koyulmanın yöntemlerini ele alacağız. 

 Depresif bozukluğun teşhisi için belli bir test olmasa da ancak uzman doktorlar psikolojik göstergeler ve değerlendirmelerden yola çıkarak bu bozukluğa teşhis koyabilirler.  Bu çerçevede uzmanlar genelde huy, iştah, uyku modeli, faaliyet düzeyi ve düşünceleri ile ilgili soruları yöneltirler.  Depresyon kimi fiziksel sağlık sorunları ile de alakalı olabildiğinden doktorlar kan tahlili, tiroit, MR gibi durumları da tavsiye edebilirler .  Tiroit sorunları ve D vitamini eksikliği  de depresyonun oluşmasında etkilidirler. Bu hastalığın düzeyi ve türünün teşhisindeki önemli yöntemlerden biri de depresyon testlerinden yararlanılmasıdır. 

Her halde depresyonun belirtileri de göz ardı edilmemelidir. Kişinin ruhsal durum ile ilgili belirtileri iyileşmeyip tam tersi kötüleşirse o zaman uzmandan yardım istemeniz gerekir. Depresyon ciddi bir psikolojik hastalıktır. Tedavi edilmezse  kilonun artması veya azalması ile ilgili ciddi tehlikeleri de olabilir. Fiziksel acı, uyuşturucu madde tüketimi,  panik saldırıları, duygusal sorunlar,  yalnızlaşma ve intihar düşünceleri depresyonun emarelerindendir. 

Sohbetimizin devamında ise depresyonun tedavi yöntemleri ile ilgili konuşacağız. 

Depresyon belirtileri ile yaşamak zor bir iştir. Ancak depresyonun tedavi edilmesinin ardından hayatın kalitesi de artacaktır.  Kimi zaman tek bir tedavi yöntemi iyi sonuçlar doğurur ancak kimi zamanlar da  hibrid tedavi yöntemleri kullanılmalıdır.  Hastaların yüzde 70 ila 80'inde depresyon dönemleri genelde tedavi edilir. Depresyonun tedavisi için hem ilaçlar ve buna paralel olarak da psikoterapi yöntemleri kullanılmalıdır.    

Depresyona karşı önleyici ve düzeyi koruma ilaçları ise 5 yıl kadar kullanılmalıdır. Kişi majör depresif bozukluğuna yakalanmışsa  ve tedavi yöntemleri, ilaca karşı dirençli bir hale gelmişse   o zaman kafatasına elektromagnetik dürtü,  elektronik şok tedavisi veya hastaneye yatırılmak iyi bir tedavi sayılabilir. 

Depresyon ile mücadele etmek için kişisel tedavi yöntemleri de mevcuttur. Bu çerçevede hasta hayat modelini ve tarzını değiştirerek iyileşmesine yardımcı olabilir. Sohbetimizin devamında bu tür tedavideki bazı yöntemlere değineceğiz. 

Spor yapmak vücuttaki androfin düzeyini arttırıp kişinin moralini arttırabilir ve ruhsal durumunu iyileştirebilir.  Bu yüzden hafta içerisinde 3 ila 5 gününde günlük olarak 30 dakika kadar fiziksel faaliyet yapılmalıdır. 

Alkol ve uyuşturucu madde tüketiminden de uzak durulmalıdır. Çünkü  uyuşturucu madde alımı kısa vadede lezzet vermesine rağmen uzun vadede  depresyon ve ızdıraba yol açabilir. 

Hayır demeyi öğrenmekte de fayda vardır.  Aşırı derecede işler ile uğraşmak ve ızdırap ve stresli durumlar da depresyon belirtilerini şiddetlendirir. Kariyer ve şahsi hayattaki  sınırların çizilmesi  size kendinizi daha iyi hissetmenize yardımcı olur. Ayrıca kendinize iyi bakarak depresyon belirtilerini azaltabilirsiniz. Bu doğrultuda yeterli uyumanız, sağlıklı beslenme rejimine geçmeniz, olumsuz insanlardan uzak kalmanız ve  zevk verici faaliyetlerde bulunmanız size yardımcı olabilir. 

Beslenme rejiminize Omega 3 tamamlayıcılarını da eklemeniz depresyonun şiddetini azaltmanıza yardımcı olabilir.  Bu temel yağ türleri  beynin sağlığı ve sinirsel gelişmesi için büyük önem arzediyor. 

Vitaminler de vücudun birçok açıdan performansını arttırır.  Araştırmalar ise özellikle de B ve D vitaminlerinin depresyonun azaltılmasında etkili olduğunu gösteriyor. B-12 ve B-6 vitaminleri de beyin sağlığı için hayati önem taşıyorlar.  Kişinin B vitamini düzeyi az olduğunda depresyona yakalanma riski de o denli artar. D vitamini  güneş vitamini olarak da adlandırılır. Çünkü güneş ışınları karşısında durmak sureti ile kişinin D vitamini ihtiyacı giderilebilir. Bu vitamin beyin, kalp ve kemik sağlığı için gereklidir.  Bu vitamin depresyona yakalanmış kişilerin tedavisi için de yararlıdır ve depresyonu önleyici özellik de taşır. 

Şimdi de sorulması gereken soru depresyonun önlenebilir olup olmamasıdır. Bu sorunun cevabı ise genellikle hayırdır. Hangi sebeplerden dolayı depresyonun şiddetlendiği hususu da hala net ve açık değildir. Ancak depresyon belirtilerini görür görmez hemen hayat tarzınızı değiştirip uygun tedavi yöntemlerine baş vurursanız hastalığın gelişmesinin önüne geçebilirsiniz. 

Düzenli olarak spor yapma, yeteri kadar uyuma, tedavi sürecine başlama, stresi azaltma, diğer insanlar ile samimi ilişkiler kurma, sanal alemde daha az vakit geçirme, işlerin yükünü azaltma ve günlük olarak daha az uğraşma,  zehirli fikirlere sahip olumsuz insanlardan uzak durma, doğru bir beslenme rejimine geçme, normal kiloya sahip olma, kronik hastalıkları tedavi etme, gereksiz ilaçları almaktan sakınma, uyuşturucu ve alkol almama, sigara içmeme gibi hususlar bu hastalığın önlenmesinde size yardımcı olacaktır. 

Genel olarak depresyon bozukluğu kadınlarda erkeklere göre daha fazla görülür. Öyle ki  kadınlarda depresyon yaşanma riski genellikle yüzde 10 ila 25  ve erkeklerde ise yüzde 5 ila 12 kadardır. Kadınların bu hastalıklarının daha fazla ortaya çıkmasının nedeni ise onların üzüldüklerinde daha fazla konuşmaları ve duygularını içe yansıtmalarıdır. Çoğu erkekler ise depresyona yakalandıklarında hastalıklarını inkar ederler. Bu yüzden erkeklerin de bazı belirtileri gördüklerinde hemen doktora baş vurmaları tavsiye edilmektedir. 

Depresyon geçici veya kronik bir hastalık olarak her kişinin hayatını etkileyebilir. Daha önemlisi ise belki de hiçbir tedavi yönteminin işe yaramamasıdır. Ancak  çoğu durumlarda belirtileri kontrol altına alınabilir.  Depresyon belirtilerinin yönetilmesi ise ilaçların ve tedavi yöntemlerinin doğru oranda alınması ve kullanılmasıdır.  Depresyon hastalığının tedavisi ve kontrolü için en iyi yöntem ise  belirtilerine karşı duyarlı olma ve kendi ruhsal değişikliklerimizin farkında olmamızdır.  

Hayatımızın acılar ile dolu bir döneminde isek  duyarlı bir şekilde dikkatli davranıp  bu dönemde yardım almanın da etkili olacağını bilmeliyiz. Tedavi yöntemleri peşine düşmeyi ve doktorlara baş vurmayı ihmal etmeyin. Sabırla ruhsal ve fiziksel olarak kendinizi iyi bir düzeye taşıyın. Bunun yanı sıra her yerde ve her durumda kendinizi hastalık derecesine varan sıkkın göstermekten de sakının.