Temmuz 19, 2020 13:29 Europe/Istanbul

SAD suresinin 26 ila 28. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

SAD suresinin 26. ayeti:

 

یَا دَاوُودُ إِنَّا جَعَلْنَاکَ خَلِیفَةً فِی الْأَرْضِ فَاحْکُمْ بَیْنَ النَّاسِ بِالْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ الْهَوَى فَیُضِلَّکَ عَنْ سَبِیلِ اللَّهِ إِنَّ الَّذِینَ یَضِلُّونَ عَنْ سَبِیلِ اللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِیدٌ بِمَا نَسُوا یَوْمَ الْحِسَابِ (38:26)

 

Yani:

Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar arasında adaletle hükmet. Hevâ ve hevese uyma, sonra bu seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu Allah'ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin bir azap vardır.

 

Geçen bölümde Hz. Davud -s- önemli bir macera yaşadığını ve iki kardeşin arasında yargıda bulunurken gerektiği kadar dikkatli davranmadığını ve karar verirken aceleci davrandığını anladığını ve bu yüzden yüce Allah katına yönelerek af talep ettiğini anlattık.

Hz. Davud’un bu huzu ve huşu anlayışı ve hak teala karşısında teslimiyeti yüzünden yüce Allah da onu affetti ve böylece o hazretin ilahi katta konumunu korudu. Bu ayet ise şöyle buyurmakta:

Ey Davud, sana risalet makamını veren biz gerçekte seni yeryüzünde kendi halifemiz yaptık, o zaman bizim öğretilerimize göre davranmalı ve amellerin ve hareketleri ilahi sıfatların aynası olmalıdır. Buna göre halk arasında da hak ve adalet temelinde hükmetmelisin, nefsani heva ve heveslerinin esiri olmamalı ve kendi sevdiğin bir şeyi hakka tercih etmemelisin, zira bu durumda hak yol olan Allah teala yolundan sapmış olursun.

Kuşkusuz ilahi peygamberler masumdur ve yüce Allah’ın yolundan sapmazlar, fakat bu ayetten de anlaşıldığı üzere masumiyet makamı peygamberlerin hür ve özgür amel etme iradesini onların elinden almadığını ve onlar da başka insanlar gibi hata ve günah işleyebileceğini gösteriyor. Dolaysıyla bu ayette Allah teala onları nefislerine dikkat etmeleri konusunda uyarıyor, zira Allah yolunun yerine kendi nefislerini izleyebilir ve bu durumda ilahi ağır cezayı hak edebilirler.

Bu ayet önceki ayetlerin devamında halk arasında yargı konusuna temas ediyor. buna göre kim yeryüzünden hükmediyorsa toplumun her alanında hak ve adalet temeline dayanarak hareket etmesi gerekir. kuşkusuz bunun için hükmeden kimse Allah dininin ilkelerini ve ahkamını bilmesi ve onları doğru biçimde öğrenmesi ve ona göre amel etmesi gerekir, yoksa kendi istekleri ve nefsinin emrine göre hareket etmesi doğru olmaz ve bu durumda insanların hakları onun isteklerine ve nefsani heva ve heveslerine kurban olur.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

1 – Din siyasetten ayrı değildir ve peygamberlerin icraatından biri hükümet kurmak ve toplumun işlerini tedbir etmektir. Gerçi peygamberlerden seyrek sayıda peygamber hükümet kurma fırsatı bulmuştur.

2 – Yasaların ve yargı kararlarının temeli hakimlerin ve hükümdarların istekleri değil, hak olmalıdır.

3 – Eğer işin içine heva ve heves karışırsa, hak marjinalleşir, zira hevaperestlik, hak yolundan sapmakla eşanlamlıdır. Dolaysıyla seçkin insanlar sürekli nefsani eğilimlerini kontrol altına alır ve böylece hak temelinde hareket etmeye çalışırlar.

 

SAD suresinin 27 ve 28. ayetleri:

 

وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاءَ وَالْأَرْضَ وَمَا بَیْنَهُمَا بَاطِلًا ذَلِکَ ظَنُّ الَّذِینَ کَفَرُوا فَوَیْلٌ لِلَّذِینَ کَفَرُوا مِنَ النَّارِ (38:27)

أَمْ نَجْعَلُ الَّذِینَ آَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ کَالْمُفْسِدِینَ فِی الْأَرْضِ أَمْ نَجْعَلُ الْمُتَّقِینَ کَالْفُجَّارِ (38:28)

 

 

Yani:

Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri biz boş yere yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin zannıdır. Vay o inkâr edenlerin ateşteki haline!

Yoksa biz, iman edip de iyi işler yapanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi mi tutacağız? Veya (Allah'tan) korkanları yoldan çıkanlar gibi mi sayacağız?

 

Geçen ayette yüce Allah peygamberi Hz. Davud’a şöyle buyurdu: Yeryüzünde hakka dayanarak hükmet ve yargıda bulun, zira sen bizim yeryüzünde halefimizsin.

Bu ayetler ise şöyle buyurmakta: Biz ki alemi hak temelinde yarattık ve içinde batıla asla yer yoktur, o zaman yeryüzünde da haktan başka hiç bir şey hakim olmamalı. Gerçi Allah’ı kabul etmeyen ve O’nun varlığını ve tedbirlerini inkar edenler varlık alemi hedefsiz ve plansız yaratıldığını ve belli bir geleceği de olmadığını zannediyor, fakat ne zaman cehennem ateşine düşecek olurlarsa, işte o zaman düşündüklerinin esastan batıl olduğunu anlayacaktır.

Doğal olarak Allah tealayı alemlerin yaratanı ve hakimi bilenlerin davranışları, Allah’ı ve kıyameti inkar edenlerden farklıdır. İlk kesim kendilerini ve yaşadıkları toplumu ıslah etmeye çalışırken, ikinci kesim yeryüzünde daha fazla fesat işlemeye çalışır. Birinci kesim Allah tealanın belirlediği ilkelerin ve hükümlerin çerçevesinde hareket etmeye çalışırken, ikinci kesim sırf maddi ve kişisel çıkarları çerçevesinde hareket eder. Birinci kesimin kazanımı takva ve ihlas iken ikinci kesimin kazanımı fesat ve rezilliktir.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

1 – Dinî bakıştı yaratılış güdümlü ve hikmetlidir, fakat dinî olmayan bakışta yaratılış hedefsizdir ve önceden hiç bir plan yapılmamış ve hiç bir geleceği de söz konusu değildir.

2 – Varlık düzeni hak temeline dayandığından, beşeri toplumlara hakim olan düzen ve yasalar da hak temeline dayanmalı ve yaratılış düzenine uygun olmalıdır.

3 – Hakkın gereği, dünyada ve ahirette adaletin uygulanmasıdır. Toplumda iyilere ve kötülere aynı gözle bakmak, adalet ilkesine bağdaşmaz.

4 – İlahi emirlere karşı gelmek, yeryüzünde fesadı yaygınlaştırır.