Temmuz 24, 2020 15:15 Europe/Istanbul

Bu bölümde solunum hastalıkları ile ilgili konuşacağız.

Akciğer kanserinin birçok türü vardır. Bu kanserler ise akciğerin farklı bölümlerinde ortaya çıkabilir. Genellikle kanserler akciğerin asıl bölümlerini etkilerler.  Bu bölümleri ise hava kesecikleri olarak adlandırabileceğimiz alveollerin etrafında yer alır. Akciğer kanseri ise  en önemli özelliği  hücrelerin akciğer dokularında kontrolsüz bir şekilde gelişen hastalık türüdür.   

Akciğer kanseri tedavi edilmezse  bu hücresel gelişme ve büyüme  tümöral kütleler halinde yakındaki dokulara ve organlara da sıçrayabilir.  Akciğerden kaynaklanan çoğu kanser türleri  kabuk dokular olarak adlandırabileceğimiz katmanlardan meydana gelen tümöral kütlelerden başlarlar.  Küçük hücreli akciğer kanseri ve küçük hücreli olmayan kanser türleri de bu kategoride yer almaktadırlar. 

Öksürme, kanlı balgam, göğüs hırıltısı ve hırıltılı soluma veya nefes darlığı, kilonun aşırı derecede kaybedilmesi, anormal ateş, parmakların şişmesi ve çomak parmak semptomu,  göğüs kafesi ağrısı, kemik ağrısı, üs anaatardamar tıkanması, yutkunmakta yaşanan sorunlar da  akciğer kanserinin belirtilerinden olabilir. Sohbetimizin devamında akciğer kanseri ve bu hastalığı önleme yöntemleri ile ilgili konuşacağız. 

Tütün ürünlerini tüketmek özellikle de sigara içmek  şimdiye kadar yapılan araştırmalarda  akciğer hastalığının asıl nedeni olarak gösterilmiştir.  Renksiz ve kokusuz Radon gazının sürekli koklanması ve alınması da bu tür kansere yakalanmakta etkili olduğu söyleniyor.  Radon, taş ve toprakta uranyum, toryum ve radyum elementlerinin normal bozulmasıyla salınan radyoaktif bir gazdır. Radon genel olarak havada bulunur. Herkes radonu az da olsa solumak durumundadır. Yüksek radon maruziyeti ise akciğer kanser riskini artırmaktadır. Radon zemindeki çatlaklardan, duvarlardan veya kapı-pencere aralıklarından evinlerin içine girebilir. Binanın yapı malzemelerine karışan toprakla, radon içeren kuyu sularıyla, bodrum katlar gibi zemine yakın ve bölgelerde radon seviyesi yüksektir. Radon çok küçük radoaktif parçacıklar içerir ve solunum yoluyla akciğerdeki hücrelere zarar verir. Radona uzun süre maruz kalındığında akciğer kanserine neden olabilir. Yetişkinlerde uzun süre maruz kalınması ile akciğer kanseri arasında bir ilişki görülmüş. Radon Amerika'da türün ürünlerinin ardından ikinci kansere yakalanma nedenidir. 

Amyant minerali de akciğer kanseri dahil kimi akciğer hastalıklarına sebebiyet verir. Hava kirliliğini de ufak bir şekilde akciğer kanserine sebebiyet verebilir. Hava kirliliği kansere yakalanma  riskini  yüzde 1 ila 2 kadar arttırabilir. Akrabalarında ve yakınlarında akciğer kanseri görülen kişilerde de  bu tür kansere yakalanma riski bulunur.  Diğer özel metaller, mineraller, yakıtlar, iyonlaşma ışınları ve kimi zehirli gazlar da  akciğer kanserine yol açabilir.  Bu tür kanseri önlemek için en uygun yöntem ise  sigara içmemek ve tütün ürünleri tüketmemektir. 

Akciğer hastalıklarının bir diğer türü de akciğer damar sorunlarıdır.  Bu hastalıkta akciğerlerden kaynaklanan veya akciğerlere giden damarların hasar görmesi veya anormal şekilde çalışması söz konusudur.  Bu tür hastalık daha çok nefes darlığına yol açar.  Akciğer damar hastalığının tanımı şöyle yapılabilir.  Kalp ve akciğer arasındaki damarların kötü yönde etkilenmesi ve fonksiyonlarının bozulması.   Bilindiği üzere kan, kalpten akciğerlere ve akciğerlerden de kalbe akar. Bu süreç oksijenin vücudun farklı organlarına taşınmasına yol açar ve bir yandan da karbondioksidi   akciğer yardımı ile vücudun dışına taşır.    Böylece  kalp ve akciğer arasındaki döngüyü etkileyen kötü durumlar   akciğer damar hastalığına neden olabilir. 

Akciğer damar hastalıklarının sebepleri  hasar görmüş damarların türüne göre farklı olabilir.  Akciğer damar hastalıkları  bir kaç gruba ayrılmaktadır.  Akciğer damarlarındaki kan basıncı artabilir.  Bu akciğer hastalıkları, otoimmün hastalıkları ve kalp yetmezliğinden kaynaklanabilir.  Belli bir neden görülmediğinde ise bu duruma idiopatik akciğer damar tansiyonu ismi verilir.  

Söylediğimiz gibi  akciğer damar tansiyonunun nedeni kan basıncının bu damarlardaki artmasıdır. Bu fazladan kan basıncı ise konjestif kalp yetmezliğinden kaynaklanmış olabilir. Kalpteki hasar görmüş mitral kapağı   akciğer damar tansiyonunun artmasında etkili olabilir.  Diğer akciğer hastalığı türü de akciğer embolisidir. Bu hastalıkta kan pıhtısı ve kütlesi genellikle de ayakta oluşarak kalbe doğru hareket edip oradan akciğere pompalanır ve böylece tıkanıklığa yol açar. Kronik tromboembolik hastalığında ise nadiren görülen durumlarda  akciğer damarlarındaki ufak kan pıhtıları  sindirilemez ve sonuçta  vücut da tepki gösterip  akciğerlerdeki damarların fonksiyonu da bozulur.   Bu süreç ise yavaş yavaş ilerler ve kademeli olarak  akciğer damar sistemlerini etkiler. 

Sohbetimizin devamında  emboli hastalığı ile ilgili daha detaylı konuşmaya çalışacağız. 

Akciğer embolisi akciğerlerde tıkanmış bir kan damarı nedeniyle oluşan sağlık sorunudur. Tıp literatüründe pulmoner emboli olarak adlandırılan durum çabuk tedavi edilmezse hayatı tehdit edici sonuçlara neden olabilir. Akciğer atar damarlarındaki bu tıkanma, akciğerlerlere ve yeterli oksijen alamayan diğer organlara zarar verebilir. Ciddi bir durumdur ve iyileşme haftalar veya aylar sürebilir.

Kalbin sağ karıncığında bulunan oksijen içeriği düşük kan, pulmoner arter adı verilen atar damarlarla akciğerlere taşınır. Akciğerlerde oksijen bakımından zengin hale getirildikten sonra akciğer toplar damarlarıyla tekrar kalbe götürülür. Bu oksijen bakımından zengin kan, kalp tarafından vücudunuzun geri kalanına pompalar. Kalpten akciğerlere kan götüren atar damarlardan birinde kan pıhtısı bulunursa buna pulmoner emboli denir. Oluşan bu pıhtı normal kan akışını engelleyerek belirtilere neden olur.

Sohbetimizin devamında  bu hastalığın önlenmesi ve belirtileri ile ilgili konuşacağız.

Akciğer embolisi belirtilerini şöyle sıralamak mümkün.

Nefes darlığı.Karakteristik olarak aniden ortaya çıkar ve eforla birlikte kötüleşme eğilimi gösterir. 

Göğüs ağrısı. Derin nefes alındığında, öksürürken, yemek yerken, eğilirken ya da hareketsiz durulduğunda artabilir. Göğüs ağrısı eforla daha kötü hale gelir; ancak dinlenmekle geçmez.   

 Öksürük. Kanlı ve balgamlı öksürük görülebilir.  Sırtta ağrı, aşırı terleme, baş dönmesi,sersemlik  ve bayılma. 

Akciğer embolisi ile birlikte ortaya çıkabilecek diğer belirtiler şunları içerebilir;    Genellikle baldırda ortaya çıkan bacak ağrısı veya şişmesi,

Nemli ve soluk cilt (siyanoz),Vücut ısısında yükselme,  Aşırı terleme

Hızlı veya düzensiz kalp atışı.

Her ne kadar herkeste pulmoner emboli ile sonuçlanan kan pıhtısı görülebilse de bazı faktörler riskte artışa neden olur. Hastanın kendisi veya aile üyelerinden herhangi birinin geçmişte venöz kan pıhtısı veya akciğer embolisi geçirmiş olması durumu yeni bir emboli için yüksek risk oluşturur. Bu durum hastayı pıhtılaşma bozukluklarına yatkın hale getiren kalıtsal bozukluklardan kaynaklanıyor olabilir. Ayrıca, hastada görülen bazı tıbbi durumlar ve tedaviler emboli riskinde artışa neden olur. Bu faktörlerden bazıları şunlardır; Kalp damar hastalıkları. Kardiyovasküler hastalıklar, özellikle kalp yetmezliği, pıhtı oluşumu riskinde artışa yol açar.

Kanser. Pankreas, yumurtalık ve akciğer kanserleri ve vücudun uzak bölgelerine yayılmış birçok kanser türü kan pıhtılaşmasında görevli bazı maddelerin seviyelerini artırarak akciğer embolisi riskini yükseltir.   Kemoterapi. Kemoterapi tedavisi, pıhtı oluşum riskini artıran diğer bir risk faktörüdür.   Ameliyatlar. Cerrahi uygulamalar, kan pıhtılaşmasının önde gelen nedenlerinden biridir. Bu sebeple büyük cerrahi girişimlerden önce ve sonra hastaya pıhtı önleyici ilaçlar verilebilir.

Akciğer hastalıklarının dördüncü kategorisi ise göğüs kafesi  kenarlarını etkileyen hastalıklardır.  Göğüs kafesi duvarları da nefes almakta büyük rol oynuyorlar.   Adaleler kaburgaları birbirine bağlayarak göğüs kafesine genişleme imkanı veriyor.  Kimi hastalıklar ise  göğüs kafesini kötü yönde etkilerler.   Nefes hacminin azalması sendromu bu sorunlardan sayılır.  

Obezite-Hipoventilasyon Sendromu (OHS) ise  kimi şişman ve obezite kişilerde görülen bir solunum hastalığıdır.  Sonuçta bu hastalık solunum sistemi fonksiyonunu bozmaktadır.   Zayıf nefesler demek daha az oksijenin kana karışması ve daha fazla karbondioksidin vücutta birikmesi demektir.  

Kas ve sinir bozuklukları da nefes alma ve solunum sistemi kasları etkileyebilir. Sonuçta solunum sistemi doğru çalışamaz hale gelir. Aşırı terlemek, vücut ısısının azalması, acıya duyarsız olma, kalp atışlarının azalması, kusma veya ağır menopoz dönemi de bu hastalığından belirtilerindendir.