Mart 07, 2021 10:18 Europe/Istanbul

Zümer suresinin 9 ila 10. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

ZÜMER suresinin 9. ayeti:

 

أَمْ مَنْ هُوَ قَانِتٌ آَنَاءَ اللَّیْلِ سَاجِدًا وَقَائِمًا یَحْذَرُ الْآَخِرَةَ وَیَرْجُو رَحْمَةَ رَبِّهِ قُلْ هَلْ یَسْتَوِی الَّذِینَ یَعْلَمُونَ وَالَّذِینَ لَا یَعْلَمُونَ إِنَّمَا یَتَذَکَّرُ أُولُو الْأَلْبَابِ (39:9)

 

Yani:

Yoksa geceleyin secde ederek ve kıyamda durarak ibadet eden, ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetini dileyen kimse (o inkarcı gibi) midir? (Resûlüm!) De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür.

 

Geçen bölümde Kur'an'ı Kerim bir tek zorluklarda ve sıkıntılarda Allah tealayı hatırlayan ve başka durumlarda veya sıkıntısı geçince Allah’ı unutan ve hatta küfre sapan insanlardan söz etmişti. Bu ayet ise bir karşılaştırma yaparak şöyle buyurmakta:

Acaba böyle biri, her halükarda, ister zorlukta ister refahta olsun, sürekli Allah’ı zikredenle bir olur mi hiç? Hani gece yarısı uykudan uyanan ve namaz ve ibadetle meşgul olan ve böylece ilahi rahmeti kazanmaya ve cehennem azabından korunmaya çalışan biri, Allah’ı anmayanlarla bir olur mu?

İlahi insanların özelliklerinden biri gece vakti uyanıp namaz kılmaları, dua etmeleri ve Kur'an'ı Kerim okumalarıdır. Oysa bazı insanlar hatta vacip namazlarını isteksiz bir şekilde yerine getirir ve hatta istemeyerek ve zorunluymuş gibi oruç tutar. Ancak bazı insanlar vardır ki bunlar hakiki müminlerdir ve Allah’a ve kıyamet gününe kesin iman etmiştir. Bu insanlar vacip ibadetlerini ve beş vakit namazını büyük bir şevk ve istekle yerine getirmekle kalmaz, aynı zamanda müstahap namaz kılmak için gece yarısı tatlı uykularından uyanır ve Allah teala katına ibadet etmeye başlar. Doğal olarak bu insanlar hem ilahi merhamete ümitvardır, hem ilahi azaptan çekinir. Bu insanlar korku ve rica arasında bir hal durumu ile yaşamlarını sürdürür. Bu durum ise onların ne Allah tealanın rahmetinden umutsuz olmalarına, ne de ilahi sonsuz rahmetten kibre kapılmalarına yol açar.

Ayet İslam Peygamberi’ne -s- hitaben şöyle devam etmekte: İnsanlara de ki, akıllı insanlarla akılsız cahil insanlar bir olamaz. Nitekim ancak aklı selimi olan insanlar bu iki kesim arasındaki farklılığı anlar. Bu tür insanlar ibret alır ve saadet yolunu seçer.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

1 – Kur'an'ı Kerim kültüründe gece vakti sadece uyumak ve istirahat etmek için değildir. Gece vakti Allah tealaya ibadet etmek ve yalvarmak için de uygun bir fırsat sayılır.

2 – Gerçek alimler ve bilge insanlar Allah tealaya ibadet ehlidir.

3 – İlahi azaptan korkma ve ilahi rahmete umut bağlama konusunda dengeli davranmak gerekir. nitekim evliyalar hem ahiret azabından korkar, hem ilahi rahmet ve merhametten umudunu kesmez.

 

Şimdi ZÜMER suresinin 10. ayetini dinliyoruz:

قُلْ یَا عِبَادِ الَّذِینَ آَمَنُوا اتَّقُوا رَبَّکُمْ لِلَّذِینَ أَحْسَنُوا فِی هَذِهِ الدُّنْیَا حَسَنَةٌ وَأَرْضُ اللَّهِ وَاسِعَةٌ إِنَّمَا یُوَفَّى الصَّابِرُونَ أَجْرَهُمْ بِغَیْرِ حِسَابٍ (39:10)

 

Yani:

(Resûlüm!) Söyle: Ey inanan kullarım! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Bu dünyada iyilik yapanlara iyilik vardır. Allah'ın (yarattığı) yeryüzü geniştir. Yalnız sabredenlere, mükâfatları hesapsız ödenecektir.

 

Bundan önceki ayetler kibirli ve nankör insanları tevbe eden ve itaatkar olan insanları ve yine alim insanlarla cahil insanları karşılaştırdı. Ancak bu ayet yüce Allah’ın hakiki kullarının bazı özelliklerine işaret ederken, en başka takva meselesine değinerek şöyle buyurmakta:

İman ehli olanların işareti, Allah’tan korkmaktır. Bu durum, insanların Allah’tan utanmalarına ve günah ve kötü amellerden sakınmalarına vesile olur. Ancak takva tek başına yeterli değildir ve aynı zamanda ihsan ve iyilikte de bulunmak gerekir. takva insanı tehlikelerden ve uçurumlardan ve kaymalardan koruyan aracın freni gibidir ve iyilikte bulunmak, insanı ilerleten güçlü bir motor sayılır.

Söz ve amelde iyilik, Allah’a iman gereğidir. Dolaysıyla iman iddiasında bulunan, fakat söz ve ameli iyi olmayan kimsenin iddiası gerçek değildir. Böyle birinin iddiası ilahi katta kabul görmez, nitekim amelleri için de ahirette hiç bir mükafat kazanamaz.

Ayet daha sonra da iman ehlinin Allah yolunda hicret etmeye hazır olduklarını belirterek şöyle buyurmakta:

Ne zaman dini korumak üzere yaşadığınız kentte veya bölgede sıkıntı ile karşılaşırsanız, başka yerlere hicret edin ve sizin yaşadığınız kente gönül bağınızın dininize zarar vermesine müsaade etmeyin. Nitekim Resulullah’ın -s- arkadaşları tüm zorluklara ve sıkıntılara rağmen Mekke’den Medine’ye hicret ederek müşriklerin sultasından kurtuldular ve böylece Allah’ın dinine yardım ettiler.

Kuşkusuz yaşadığınız yerden başka yerlere göç etmek, bir takım zorlukları ve meşakkatleri söz konusudur. Bu yüzden ayet şöyle buyurmakta: Allah yolunda bu zorluklara katlanan ve sabredenlere Allah teala da keremi ve merhameti ile onlara mükafatlarını amellerinin hesabına göre değil de, tam olarak verir.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

1 – İman, takva ve ihsan birbirini tamamlayan özelliklerdir ve bunlardan herhangi biri olmadığı takdirde insan saadete eremez.

2 – Eğer imanımızı korumak için evimizden ve yurdumuzdan hicret etmemiz gerekiyorsa, Allah rızası için hicret etmeli ve bu amelin zorluklarına ve sıkıntılarına katlanmalıyız. Böylece ilahi rahmetten yararlanırız.

3 – İlahi mükafat bizim emeğimizin karşılığıdır. Yani cennetin de bir pahası vardır. Çaba ve emek harcamak, insanı yüce derecelere yükseltir.