Nur’a giden yol
Zümer suresinin 11 ila 16. ayetleri ve tefsirleriyle birlikteyiz
ZÜMER suresinin 11 ila 13. ayetleri:
قُلْ إِنِّی أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ اللَّهَ مُخْلِصًا لَهُ الدِّینَ (39:11)
وَأُمِرْتُ لِأَنْ أَکُونَ أَوَّلَ الْمُسْلِمِینَ (39:12)
قُلْ إِنِّی أَخَافُ إِنْ عَصَیْتُ رَبِّی عَذَابَ یَوْمٍ عَظِیمٍ (39:13)
Yani:
De ki: Bana, dini Allah'a hâlis kılarak O'na kulluk etmem emrolundu.
Bana Müslümanların ilki olmam emrolundu.
De ki: Rabbime karşı gelirsem, doğrusu büyük günün azabından korkarım.
Geçen bölümde takva, iyilik, sabır ve direnişin öneminden söz edildi ve bu özelliklerin iman ehli olanların işaretleri olduğu belirtildi. Bu ayetler ise İslam Peygamberi’ne -s- hibaten şöyle buyurmakta:
Ey peygamber, müşriklere açıkça ilan et ve de ki ben Allah tarafından O’nun dinini halis ve her türlü şirkten arındırmak ve ancak ve bir tek Allah’a kulluk etmekle görevlendirildim. De ki ben ayrıca Allah’a tapma ve her türlü şirk amelinden uzak durmada iman ehli olanların öncüsü olmakla görevlendirildim.
Ayetler şöyle devam etmekte:
Kim ilahi emre itaatsizlik edecek olursa, cezalandırılır ve bu konuda peygamber ve başka Müslümanların arasında hiç bir fark yoktur. İlahi emirlere karşı teslim olmak, dünya ahiret ilahi gazaptan korunmanın tek yoludur ve bu konuda peygamberin sorumluluğu başkalarından daha fazla sayılır.
Gerçekte peygamberler kendileri için hiç bir imtiyaz veya ayrıcalık tanımıyor ve kendilerini diğer insanlar gibi Allah’ın kulu ve emirlerine teslim olan biri olarak görüyordu. Bu konu başlı başına ilahi peygamberlerin hakkaniyetinin delilidir. Oysa nübüvvet iddiasında bulunan sahtekarlar insanları Allah tealaya doğru davet etmek yerine onları kendilerine davet ediyor ve ayrıca kendilerine özel imtiyazlar tanıyordu.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Peygamber sadece Allah’ın emirlerini insanlara tebliğ etmekle görevli kişilerdir. Onlar kendilerinden bir şey demez veya bir iş yapmaz.
2 – Allah’a kulluk etmeyi halis ve şirkten arınmış hale getirmek, peygamberlerin en önemli görevleriydi.
3 – Kıyamet gününde ilahi adalet mahkemesinde peygamberlerle başka insanların arasında hiç bir fark yoktur ve onlar hiç bir özel imtiyazdan yararlanmaz.
Şimdi ZÜMER suresinin 14 ve 15. ayetlerini dinliyoruz:
قُلِ اللَّهَ أَعْبُدُ مُخْلِصًا لَهُ دِینِی (39:14)
فَاعْبُدُوا مَا شِئْتُمْ مِنْ دُونِهِ قُلْ إِنَّ الْخَاسِرِینَ الَّذِینَ خَسِرُوا أَنْفُسَهُمْ وَأَهْلِیهِمْ یَوْمَ الْقِیَامَةِ أَلَا ذَلِکَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبِینُ (39:15)
Yani:
De ki: Ben dinimde ihlâs ile ancak Allah'a ibadet ederim.
(Ey Allah'a eş koşanlar!): Siz de O'ndan başka dilediğinize tapın! De ki: Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendilerini, hem de ailelerini ziyana sokanlardır. Bilesiniz ki, bu apaçık hüsrandır.
Allah Resulü -s- geçen ayetlerde: Ben Allah’ın dinini halis olarak tanıtmak ve Allah’a tam ihlasla tapmakla görevliyim, dedikten sonra, bu ayetler şöyle buyurmakta:
Ben amelde de böyle yapmışımdır, zira evvela sadece Allah’a taparım ve Allah’tan başkasına tapmam. İkincisi de Allah’a taparken, hiç bir şeyi ve hiç kimseyi O’na ortak koşmam.
Allah Resulü -s- daha sonra da müşriklere hitap ederek şöyle buyurmakta: Ben sizi pak ve halis dine davet ettim, isterseniz kabul etmezsiniz ve istediğiniz başka bir şeye taparsınız, fakat büyük zarar ve hüsrana uğramış olursunuz. Zira Allah’tan başkasına tapmakla hem kendinizi ve hem ailenizi kıyamet gününde aşikar bir zarara uğratmış olursunuz. Zannetmeyin ki mali hasar en büyük hasardır. Asıl gerçek hasar, ahirette belli olur. O gün günahkar insan Allah tealanın ona verdiği tüm imkanları ve yetenekleri ve sermayeleri heba ettiğini ve kemale ermek ve ebedi saadeti yakalamak yerine hüsrandan başka hiç bir şey elde etmediğini anlar. Üstelik bunları anladığında artık geçmişteki hatalarını telafi edebilmesi için hiç bir şansı yoktur ve bu da gerçek hüsrandır.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Peygamberler, ilahi emirlere uymakta öncü olan insanlardı. Onlar herkesten daha çok ilahi emirleri yerine getirirdi.
2 – Peygamberlerin en önemli görevlerinden biri, Allah’ın dinini her türlü küfür, şirk, bidat, hurafe ve tahrifattan arındırmaktır, zira tüm bunlar dinin en büyük afetleridir.
3 – Peygamberler Allah’ın mesajını tüm insanlara ulaştırmakla yükümlüdür. Ancak bazıları Hak sözü duyduğu halde benimsemez. Buna karşın peygamberler umutsuzluğa kapılmaz ve insanları hidayete erdirmek için çabalarını sürdürür.
4 – İnsan sadece kendisinden değil, ailesinden de sorumludur. Dinin tealimine göre iyi evlat yetiştirmek her ailede ebeveynin önemli görevlerinden biri sayılır.
Şimdi ZÜMER suresinin 16. ayetine kulak veriyoruz:
لَهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ ظُلَلٌ مِنَ النَّارِ وَمِنْ تَحْتِهِمْ ظُلَلٌ ذَلِکَ یُخَوِّفُ اللَّهُ بِهِ عِبَادَهُ یَا عِبَادِ فَاتَّقُونِ (39:16)
Yani:
Onların üstlerinde ateşten tabakalar, altlarında da (öyle) tabakalar var. İşte Allah kullarını bununla korkutuyor. Ey kullarım! Yalnızca benden korkun.
Bu ayet kıyamet gününde hakiki ziyankarları anlatırken şöyle buyurmakta: Cehennem ateşinin alevleri onları her taraftan sarar ve kaçacak hiç bir yerleri yoktur.
Gerçekte bu dünyada tüm insanlara yönelik bir uyarıdır. Eğer Allah’tan korkmaz ve takvalı olmazsanız, kıyamet gününde sizi bekleyen tablo budur.
Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Küfür ve şirk ve Allah’ı unutmak, insanın felaketine yol açar. Kim dünyada şirk ve küfür yolunu izleyecek olursa, ahirette ilahi gazaba uğrar ve cezası da yakıcı cehennem ateşidir.
2 – Cehennem ateşinden tek kurtuluş yolu günahtan uzak durmak ve takvalı olmaktır. Günah yakıcı bir madde gibidir ve ancak günahtan uzak durarak cehennem ateşinden kurtulabiliriz.