Mart 07, 2021 10:25 Europe/Istanbul

Zümer suresinin 17 ila 21. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

ZÜMER suresinin 17 ve 18. ayetleri:

 

وَالَّذِینَ اجْتَنَبُوا الطَّاغُوتَ أَنْ یَعْبُدُوهَا وَأَنَابُوا إِلَى اللَّهِ لَهُمُ الْبُشْرَى فَبَشِّرْ عِبَادِ (39:17)

الَّذِینَ یَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَیَتَّبِعُونَ أَحْسَنَهُ أُولَئِکَ الَّذِینَ هَدَاهُمُ اللَّهُ وَأُولَئِکَ هُمْ أُولُو الْأَلْبَابِ (39:18)

Yani:

Tâğut'a kulluk etmekten kaçınıp, Allah'a yönelenlere müjde vardır. Kullarımı müjdele:

 

O kullarımı ki, onlar sözü dinlerler, sonra da en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın doğru yola ilettiği kimselerdir. Gerçek akıl sahipleri de onlardır.

 

Kur'an'ı Kerim bu ayetlerde mukayese yönteminden yararlanmıştır. Zira geçen bölümde inat ve bağnazlıkları yüzünden hak sözü kabul etmeye ve Allah tealaya iman etmeyi reddeden müşriklerden söz edilmişti, ancak burada hakikat peşinde olan kullardan söz ediliyor. Bunlar hakkı tanıdıktan sonra onu kabul ettiler ve Allah tealaya yöneldiler ve böylece ilahi rahmetten yararlandılar.

Kuşkusuz hakiki iman, Allah’tan başka hiç bir şeye tapmamaya bağlıdır. İster taştan veya ahşaptan putlar olsun, ister nefsani heva ve hevesler, ister zalim ve kötü hükümdarlara itaat etmek olsun, isyan, belli bir sınırı aşmaktır ve Kur'an'ı Kerim kültüründe tağuttan sakınmak, her türlü şirkten, putperestlikten, hevaperestlikten uzak durmak ve zalim hükümdarlara ve sultacı ve zorba güçlere teslim olmamaktır.

Bu ayetler daha sonra da yersiz inat ve bağnazlıklarını bir kenara bırakan ve hak sözü dinleyen ve çeşitli sözlerin arasında akılları ve düşüncelerinin yardımı ile en doğru olanı seçen Allah’ın bazı has kullarından söz ediyor. bu insanlar hakikate susamış insanlardır ve onu nerede bulurlarsa bulsun, tüm benlikleri ile olumlu karşılar ve duru çeşmesinden doyasıya içerler. Bu insanlar sadece hak peşinde değil, aynı zamanda sözlerin arasında en iyi ve en güzel olanını seçer ve ona uyarlar.

Gerçekte bu ayetler Müslümanların hür düşünceli oldukları ve çeşitli meselelerin arasında seçim yaptıklarına işaret ediyor. Akıllı ve düşünceli insan hak söze karşı tavır koymak yerine ilkin onu dinler ve hak olduğunu anladıklarında da ona karşı teslim olur, ki bu da akıl ve düşüncenin işaretidir.

Kur'an'ı Kerim tabiri ile bu insanlar, Allah tarafından hidayete erdirilen insanlardır ve onlar akıllı olanlardan sayılır.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

1 – Allah tealaya gerçek iman şartı, tağutların sultasına boyun eğmemek ve onlardan sakınmaktır.

2 – Çeşitli sözler ve rivayetlerle karşılaştığımızda, sözü söyleyenlerin kimliği, kişiliği veya konumuna değil de asıl onların muhtevasına dikkat etmek gerekir ve aralarından en iyi ve en güzel olan söz seçilmelidir.

3 – Akıl ve vahiy ile dini öğretilerin arasında herhangi bir çelişki ve tezat yoktur. Her ikisi Allah’ın hücceti ve beşeri saadete ve kurtuluşa doğru hidayete erdiren durumlardır.

4 – İslam dini hür düşünmenin ve akıl ve mantığa dayanan yaşam tarzı alanında bilinçli seçimin taraftarıdır.

 

Şimdi ZÜMER suresinin 19 ve 20. ayetlerini dinliyoruz:

 

أَفَمَنْ حَقَّ عَلَیْهِ کَلِمَةُ الْعَذَابِ أَفَأَنْتَ تُنْقِذُ مَنْ فِی النَّارِ (39:19)

لَکِنِ الَّذِینَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ لَهُمْ غُرَفٌ مِنْ فَوْقِهَا غُرَفٌ مَبْنِیَّةٌ تَجْرِی مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ وَعْدَ اللَّهِ لَا یُخْلِفُ اللَّهُ الْمِیعَادَ (39:20)

Yani:

(Resûlüm!) Hakkında azap hükmü gerçekleşmiş kimseyi ve ateşte olanı sen mi kurtaracaksın!

 

Fakat Rablerinden sakınanlara, üst üste yapılmış, altlarından ırmaklar akan köşkler vardır. Bu, Allah'ın verdiği sözdür. Allah, verdiği sözden caymaz.

İslam Peygamberi -s- tüm insanları ve özellikle sapkınları ve müşrikleri hidayete erdirmek ve bataklıktan kurtarmak istediği ve yine insanların yanlış yolu izlemelerine üzüldüğü için bu ayetler o hazrete hitaben şöyle buyurmakta: Acaba sen, yanlış yolu seçerek cehenneme doğru ilerleyenleri cehennem ateşinden kurtarabileceğini zannediyorsun? Hayır, asla böyle değildir. Yaşamları boyunca Allah ile irtibatını kesinler için hiç bir kurtuluş yolu yoktur ve hatta peygamber de onlar için hiç bir şey yapamaz.

Ancak bu grubun karşısında iman ve takva ehli olan bir grup vardır ve kıyamet gününde yüce mevkileri vardır. Bunlar cennette bahçeleri ve köşkleri vardır ve orada hiç bir acı ve üzüntü olmaksızın huzur ve güven içinde yaşarlar.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

1 – Peygamberlerin esas görevi insanları hakka doğru hidayete erdirmek ve onlara doğru yaşama tarzını göstermektir. Ancak insanların saadeti ve kurtuluşu peygamberlerin elinde değildir ve bu durumlar onların kendi amellerine ve davranışlarına bağlıdır.

2 – İnat ve bağnazlığı yüzünden hak yolunu kendi yüzlerine kapatanlar gerçekte saadet ve kurtuluş yolunu kapatmış olurlar.

3 – Eğer Allah’a iman ediyorsak, cennet ve cehennemle ilgili vaatlerine de iman etmeli ve ona göre amellerimize dikkat etmeliyiz.

 

Şimdi ZÜMER suresinin 21. ayetine kulak veriyoruz:

 

أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ أَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَسَلَکَهُ یَنَابِیعَ فِی الْأَرْضِ ثُمَّ یُخْرِجُ بِهِ زَرْعًا مُخْتَلِفًا أَلْوَانُهُ ثُمَّ یَهِیجُ فَتَرَاهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ یَجْعَلُهُ حُطَامًا إِنَّ فِی ذَلِکَ لَذِکْرَى لِأُولِی الْأَلْبَابِ (39:21)

Yani:

Görmedin mi? Allah gökten bir su indirdi, onu yerdeki kaynaklara yerleştirdi, sonra onunla türlü türlü renklerde ekinler yetiştiriyor. Sonra onlar kurur da sapsarı olduklarını görürsün. Sonra da onu kuru bir kırıntı yapar. Şüphesiz bunlarda akıl sahipleri için bir öğüt vardır.

Kafirlerle müminlerin arasında kısa bir mukayese yapan ayetlerin ardından bu ayet bir kez daha tevhid ve maad konusuna işaret ediyor ve tevhid delillerinden biri olarak gökten yağan yağmura değiniyor. Zira yeryüzünde hayat bu yağışlara bağlıdır. Eğer denizlerin suyu buharlaşmasaydı ve bulutlar oluşup karalara doğru hareket ederek kar ve yağmur şeklinde yağmasaydı, yeryüzünde hiç bir bitki yetişmez ve sonuçta hayat imkansız hale gelirdi. Nitekim denizlerin ve okyanusların kıyılarında yaşayan insanlar bile ihtiyaç duydukları içme suyunu ve tarım için gerekli suyu elde edemezdi. Zira denizlerin ve okyanusların suyu tuzlu ve çeşitli minerallerle doludur ve onları kullanılabilir hale getirmek için yüklü paralar gerekir ve bu yüzden pek fazla ekonomik sayılamaz.

Ancak bu sorun doğada şaşırtıcı bir şekilde halledilmiştir, şöyle ki denizlerin yüzeyinden sular buharlaşırken içindeki zararlı mineraller ve tuz buharlaşmaz. Böylece bu sular her türlü katıktan arınarak göğe doğru yükselir ve yağan kar veya yağmur duru ve tüketmeye hazır bir su şeklindedir. Kuşkusuz tüm bunlar ve tuzlu suyu içilebilecek kıvama getiren şey, yüce Allah’ın tedbiridir ve sonuçta insanlar, hayvanlar ve tüm canlılar bu ilahi nimetten yararlanarak bekasını sürdürür. Öte yandan yağmur suyu yeraltı su kaynaklarında veya dağların zirvesinde kar şeklinde depolanır ve zamanla çeşmelerden dışarı çıkar veya ırmaklardan akar.

İlahi bu büyük nimeti ve yeryüzünde insanların, hayvanların ve bitkilerin yaşam kaynağı olan bu mekanizmayı düşünmek bile yüce Allah’ın azametini idrak etmek için yeterlidir.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

1 – Doğal fenomenleri tanımak ve üzerinde düşünmek, Allah tealayı tanıma yollarından biridir. Bu yüzden bu konudan gafil olmamalı ve doğal fenomenlerin üzerinde düşünmeyi ihmal etmemeliyiz.

2 – Su ve topraklardan türlü meyveler ve yiyecekler elde edilir ki bu da yüce Allah’ın azametinin işaretidir.

3 – Akıllı olmanın işaretlerinden biri doğal fenomenleri bilmenin yanında kaynağını da düşünmektir.