Nur’a giden yol
Zümer suresinin 24 ila 28. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.
ZÜMER suresinin 24. ayetine kulak veriyoruz:
أَفَمَنْ یَتَّقِی بِوَجْهِهِ سُوءَ الْعَذَابِ یَوْمَ الْقِیَامَةِ وَقِیلَ لِلظَّالِمِینَ ذُوقُوا مَا کُنْتُمْ تَکْسِبُونَ (39:24)
2s
Yani:
Kıyamet gününde yüzünü azabın şiddetinden korumaya çalışan kimse (kendini ondan emin kılan gibi) midir? Zalimlere "Kazandığınızı tadın!" denilir.
3s
Geçen bölümde en son ayette hidayete erenlerle doğru yoldan sapanlara işaret edildi. Bu ayet de önceki ayetlerin devamında söz konusu iki kesimi karşılaştırarak kıyamet gününde akıbetlerinden söz ediyor. Ayet şöyle buyurmakta:
Acaba yüzü ile ilahi acı azabı kendinden uzaklaştıran biri, o günde huzur ve güven içinde olan biri ile bir olabilir mi? O günde cehenneme giren zalimlerin hali, ancak yüzleri ile kendilerini koruyabilecek şekildedir, zira hepsinin ele ayağı zincire vurulmuştur. Gerçi cehennemde suçlu olanların vücutları bir bütün olarak yanar, fakat burada özel olarak yüze işaret edilmesi, yüzün insan organları arasında önemi ve özel konumu yüzündendir. Örneğin insanlar yüzleri ile başkalarından ayırt edilebilir. Bundan başka yüzün yanması diğer organlara nazaran çok daha acı verici bir durumdur.
Ayet şöyle devam etmekte: kıyamet gününde suçlulara hitap edilerek dünyada işledikleri suçların sonucuna katlanmaları ve onları için en kötü akıbeti olduğunu anlamaları söylenir. Ayet, amellerinizin cezasını tadın demiyor, tam tersine, amellerinizi tadın, diyor. Bu durum, bir yemeği kötü yapan ve ona şimdi kendin tat, bak gör ne yapmışsın, denen bir ahçının durumuna benzer.
Kıyamet gününde amelleri görmek ve onlarla yüzleşmek, dini kültürde ameli tecessüm etmek, adı verilen durumdur. Yani insan bu dünyada yaptığı amellerin aynısını kıyamet gününde karşısında bulur ve tadına varır. Yani Allah teala amellerden bağımsız olarak suçluları cezalandırmaz.
Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Cehennem azabı ve cezası insanların bu dünyada amellerinin sonucudur ve kıyamet gününde yakıcı ateş şeklinde karşılarına çıkar.
2 – İnsan kıyamet gününde bu dünyada işlediği amelleri görür.
ZÜMER suresinin 25 ve 26. ayetleri:
کَذَّبَ الَّذِینَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَأَتَاهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَیْثُ لَا یَشْعُرُونَ (39:25)
فَأَذَاقَهُمُ اللَّهُ الْخِزْیَ فِی الْحَیَاةِ الدُّنْیَا وَلَعَذَابُ الْآَخِرَةِ أَکْبَرُ لَوْ کَانُوا یَعْلَمُونَ (39:26)
Yani:
Onlardan öncekiler (peygamberleri) yalanladılar da farkına varmadıkları bir yerden onlara azap çattı.
Bu suretle Allah, dünya hayatında onlara rezilliği tattırdı. Ahiret azabı daha büyüktür. Keşke bunu bilselerdi!
Bu ayet kafirlerin bu dünyada durumuna işaret ederek şöyle buyurmakta: Tarih boyuna peygamberleri ve semavi tealimleri tekzip edenler bu dünyada da ilahi azapla karşılaşmıştır. Bu azap bazen açıkça görülmüş ve tadına varılmış ve bazen de maddi olmayan biçimde tesirini göstermiştir.
Bilindiği üzere bazı azapların cismi boyutu söz konusudur. Bu duruma Nuh kavmi ve Lut kavmine nazil olan azapları veya Firavun ve Karun’un başına gelen azapları örnek vermek mümkün. Ancak bazı azapların da ruhi boyutu söz konusu olur. Örneğin günümüzde gelişmiş toplumlarda onca refah imkanlarına rağmen insanların arasında depresyon gibi hastalıklar yaygındır. Zira Allah’tan ve maneviyattan uzaklaşan bir insanı bu dünyada hiç bir şey tatmin etmez ve bir süre sonra depresyona sürüklenir.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Suçluların amellerinin bazı sonuçları bu dünyada belli olur ve bazı sonuçları da ahiret alemine bırakılır. Yine bazı azaplar cismi ve bazı azapların da ruhi boyutları söz konusudur.
2 – Gerçi bazı cezalar bu dünyada verilir, fakat ahirette verilecek cezalar bu cezalara nazaran çok daha ağır ve süreklidir.
3 – Yüce Allah’ın zalimleri ve günahkarları cezalandırmakta açıktır. Allah teala onları hiç ummadıkları yollardan cezalandırabilir.
ZÜMER suresinin 27 ve 28. ayetleri:
وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِی هَذَا الْقُرْآَنِ مِنْ کُلِّ مَثَلٍ لَعَلَّهُمْ یَتَذَکَّرُونَ (39:27)
قُرْآَنًا عَرَبِیًّا غَیْرَ ذِی عِوَجٍ لَعَلَّهُمْ یَتَّقُونَ (39:28)
Yani:
Andolsun ki biz, öğüt alsınlar diye, bu Kur'an'da insanlara her türlü misali verdik.
Korunsunlar diye, pürüzsüz Arapça bir Kur'an indirdik.
Bu ayetler bir kez daha Kur'an'ı Kerim’in özelliklerine dönüyor ve bu semavi kitabın geniş kapsamlı bir kitap olduğu hakkında şöyle buyuruyor: Amacı insanları hidayete erdirmekte olan bu kitap insanları saadete erdirmek üzere gerekli olan her şeyi içermektedir. Gerçekte Kur'an'ı Kerim hidayet nurudur ve her daim parlayarak insanlara doğru yolu gösterir.
Yaratılış düzenini tanımak ve sırlarını anlamaya çalışmak, doğru bir yaşam sürdürmek üzere güçlü ve aydın yasaları içermek, iyilerin harikulade sonu ve zalimlerin ve asilerin acı kaderi, ölümden sonraki alem ve kıyamet gününün büyük mahkemesi gibi konular ve bu konularla ilgili diğer meseleler ve insanları saadete doğru hidayete erdirmek için gerekli olan her şey en somut örneklerle Kur'an'ı Kerim’de belirtilmiştir ve bunun amacı insanları kendine getirmek ve gaflet uykusundan uyandırmaktır.
Ayetler Kur'an'ı Kerim’ı anlatmaya devam ederken, bu kitapta kullanılan dil gayet sade, aydın ve akıcı bir dil olduğunu, ayetleri uyumlu ve tabirleri açık ve net olduğunu buyuruyor. Bu kitapta hiç bir sapma ve yanlış yoktur ve içinde hiç bir tezat ve çelişki bulunmaz.
Ve son olarak, bunca seçkin özellikleri taşıyan Kur'an'ı Kerim’in nazil oluşunun amacı insanları hidayete erdirmek ve günahtan ve çirkin amellerden sakındırmaktan ibaret olduğu belirtilmelidir.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Kur'an'ı Kerim en mükemmel kitaptır. Bu kitap insanların ihtiyaç duyduğu her şeyi içerir ve hiç bir eksiği yoktur.
2 – Bazen temsili ve benzetme dili insanları daha fazla etkileyebilir. Bu yüzden Kur'an'ı Kerim insanları nasihat ederken benzetme dilinden sık sık yararlanmıştır.
3 – Kur'an'ı Kerim’in dili sade, açık ve akıcıdır. Bu kitap her türlü sapmadan ve yanlıştan münezzehtir.