Mart 07, 2021 10:35 Europe/Istanbul

Zümer suresinin 29 ila 32. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

ZÜMER suresinin 29. ayeti:

 

ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا رَجُلًا فِیهِ شُرَکَاءُ مُتَشَاکِسُونَ وَرَجُلًا سَلَمًا لِرَجُلٍ هَلْ یَسْتَوِیَانِ مَثَلًا الْحَمْدُ لِلَّهِ بَلْ أَکْثَرُهُمْ لَا یَعْلَمُونَ (39:29)

Yani:

Allah, çekişip duran birçok ortakların sahip olduğu bir adam (köle) ile yalnız bir kişiye bağlı olan bir adamı misal olarak verir. Bu ikisi eşit midir? Hamd Allah'a mahsustur. Fakat onların çoğu bilmezler.

Yüce Allah Zümer suresinin önceki ayetlerinden birinde şöyle buyurmuştur:

Andolsun ki biz, öğüt alsınlar diye, bu Kur'an'da insanlara her türlü misali verdik.

Bu ayet bir misal çerçevesinde müşriklerin durumunu ve onların karmaşık vaziyetlerini açıkça beyan ediyor.

Şimdi ise bu ayette şöyle okumaktayız: Bir kölenin bir kaç sahibi olduğunu ve her biri olan farklı bir emir verdiğini düşünün. Biri ona şu işi yap, diyor ve diğeri ona, hayır, o işi yapma, diyor. Şimdi bu adam şaşkın şaşkın ortada duruyor ne edip en etmeyeceğini ve hangi sahibinin sözüne kulak vermesi gerektiğini bilemiyor. Nitekim hangi sahibinin sözüne kulak vermezse, onun cezasına maruz kalıyor ve yiyecekten, elbiseden ve yaşamı için ihtiyaç duyduğu diğer gereksinimlerden mahrum kalıyor.

Ayet bu durumdan farklı olarak sadece bir tek sahibi olan ve ancak onun verdiği emirlerini yerine getirmesi gereken bir kölenin durumunu anlatıyor. Doğal olarak bu köle hiç bir zaman şaşkınlık yaşamaz ve pratikte ne yapacağını bilir ve buna göre de sürekli sahibi tarafından desteklenir ve her türlü doğal ihtiyacı karşılanır.

Hz. Yusuf -s- da hapisteyken mahkumları tevhide davet etmek üzere benzer bir misali kullanmış ve onlara şöyle demiştir:

Acaba çok sayıda ve dağınık vaziyette tanrılar mı yoksa yegane ve muktedir bir Allah mı daha iyidir?

Evet, gerçekte müşriklerin ve muvahhid insanların durumu bu misalde sözü edilen duruma benzer. Şirk insanda şaşkınlık ve perişanlık yaratır ve içindeki huzur ve güven duygusunu yok eder. Oysa muvahhid insan bir tek Allah’a itaat eder ve ancak O’na umut bağlar. Maalesef birçok insan yaşamlarında şirkle tevhid arasındaki farklılıkları gözetlemez ve bu farklılıklardan gafil olur. Bu insanlar şirk etkenlerinden uzak durmak ve hakiki tevhide yönelmek yerine her gün yeni bir şeye veya yeni birine gönül bağlar ve gerçekte o şeyin veya o kişinin tutsağı olur ve adeta eli kolu bağlanmış ve zincire vurulmuş gibi olur.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

1 – Muvahhid insan tüm amellerinde bir tek yüce Allah’ın rızasını ve hoşnutluğunu kazanmaya çalışır. Oysa müşrik insan çok sayıda kişinin rızasını kazanma peşindedir ve doğal olarak hepsinin rızasını kazanmak mümkün değildir, zira insanların istekleri ve zevkleri birbirinden çok farklıdır.

2 – Şirk ve tevhidin etkileri sadece kıyamet gününe ve ahiret alemine özel değildir. Eğer bu dünyada da karşılaştırma yapacak olursak, muvahhid insanların huzurlu ve umut dolu bir yaşam tecrübe ettiklerini, fakat müşrik insanların sürekli kaygı ve ızdırap içinde olduklarını anlarız.

 

ZÜMER suresinin 30 ve 31. ayetleri:

 

إِنَّکَ مَیِّتٌ وَإِنَّهُمْ مَیِّتُونَ (39:30)

ثُمَّ إِنَّکُمْ یَوْمَ الْقِیَامَةِ عِنْدَ رَبِّکُمْ تَخْتَصِمُونَ (39:31)

Yani:

Muhakkak sen de öleceksin, onlar da ölecekler.

 

Sonra şüphesiz, siz de kıyamet günü, Rabbinizin huzurunda davalaşacaksınız.

Kuşkusuz hem muvahhidlerin ve hem müşriklerin sonu ölümdür. Yeryüzünde hiç bir insanın ebedi hayatı söz konusu olamaz. Hatta Allah tealanın en seçkin kulları olan ilahi peygamberler bile bu genel kanundan müstesna değildir. Eğer İslam Peygamberi’nin -s- düşmanları o hazretin ölümünü bekliyorsa, bir gün ölüm onların kapılarını da çalacağını bilmeleri gerekir. Nitekim Enbiya suresinin 34. ayetinde şöyle buyurur:

Ey peygamber! Biz, senden önce de hiçbir beşere ebedîlik vermedik. Şimdi sen ölürsen, sanki onlar ebedî mi kalacaklar?

Ancak ölüm insanın sonu değildir. Ölüm, kıyamet gününe açılan bir kapıdır. Orada müminler ve müşrikler yine karşılaşır ve inançlarının hak veya batıl olduğunu tartışmaya başlar. Güya müşrikler halâ düşünceleri ve inançlarının batıl olduğunu kabul etmek istemiyor ve fani dünyadaki yaşamlarında sergiledikleri yanlış davranışlarını savunmaya çalışıyor. Kuşkusuz Allah tealanın onların arasında hüküm vermesi ve her iki grubun kaderini belirlemesi pek uzun sürmeyecektir.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

1 – Ölüm, yüce Allah’ın tüm insanlar için belirlediği kesin sünnettir ve bu sünnette istisna yoktur.

2 – Kıyamet mahkemesinde çeşitli kesimler birbiri aleyhine konuşur ve başkalarını suçlayarak kendilerini aklamaya çalışır. Ancak o günde nihai kararı verecek olan, yüce ve adil ve bilge Allah’tır ve ona göre hükmeder.

 

ZÜMER suresinin 32. ayeti:

 

فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ کَذَبَ عَلَى اللَّهِ وَکَذَّبَ بِالصِّدْقِ إِذْ جَاءَهُ أَلَیْسَ فِی جَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْکَافِرِینَ (39:32)

Yani:

Allah'a karşı yalan uyduran, kendisine gelen gerçeği (Kur'an'ı) yalan sayandan daha zalim kimdir? Kâfirlerin yeri cehennemde değil mi?

 

Tüm insanların kıyamet mahkemesine çıkacaklarını beyan eden önceki ayetin devamında bu ayet, Allah tealanın onlara gönderdiği hak sözü inkar eden ve kabul etmeyi reddeden bir kesimden söz ediyor. Allah tealanın varlığını reddeden imansız insanlar, şirke bulaşmış inançları yüzünden Allah teala hakkında yalan yanlış yorumlarda bulunan müşriklerden farksızdır. Zira her iki kesim hak sözü tekzip etmiş ve yalan saymıştır. Doğal olarak bu iki kesimin kötü ve yanlış amel ve inançları ahiret aleminde onları cehenneme doğru gönderecektir.

Ancak tekzip edenlerden farklı olarak mümin kullar hak sözü tasdik etmiş ve hak sözü iman etmiştir.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

1 – İktisadi ve sosyal zulümden daha beteri, toplumun düşüncesi ve kültürüne reva görülen zulümdür. Bu tür zulümlerin en bariz örneği Allah tealaya iftira atmak ve hak sözü tekzip etmektir.

2 – Yersiz inat ve bağnazlık, insanı hak söze karşı çıkmasına ve doğru veya yanlış olmasına bakmaksızın sürekli hak sözü ret ve inkar etmesine yol açan etkenlerdir.