Mart 07, 2021 10:41 Europe/Istanbul

Zümer suresinin 38 ila 41. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

ZÜMER suresinin 38. ayeti:

وَلَئِنْ سَأَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ لَیَقُولُنَّ اللَّهُ قُلْ أَفَرَأَیْتُمْ مَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ إِنْ أَرَادَنِیَ اللَّهُ بِضُرٍّ هَلْ هُنَّ کَاشِفَاتُ ضُرِّهِ أَوْ أَرَادَنِی بِرَحْمَةٍ هَلْ هُنَّ مُمْسِکَاتُ رَحْمَتِهِ قُلْ حَسْبِیَ اللَّهُ عَلَیْهِ یَتَوَکَّلُ الْمُتَوَکِّلُونَ (39:38)

Yani:

Andolsun ki onlara: Gökleri ve yeri kim yarattı? diye sorsan, elbette "Allah'tır" derler. De ki: Öyleyse bana söyler misiniz? Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, O'nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut Allah, bana bir rahmet dilerse, onlar O'nun bu rahmetini önleyebilirler mi? De ki: Bana Allah yeter. Tevekkül edenler, ancak O'na güvenip dayanırlar.

Bundan önceki ayetlerde hidayete erenlerle doğru yoldan sapanların hakkında bazı konular beyan edildikten sonra bu ayet önemli bir noktaya temas ederek şöyle buyurmakta:

Müşrikler Allah’ın yaratıcı olduğunu kabul ediyor ve varlık alemini ve insanları yarattığına inanıyordu. Ancak müşrikler aynı zamanda bazı eşyaların veya insanların onların kaderinde rol ifa ettiğini zannediyordu. Sanki onlara göre yüce Allah alemi yarattıktan sonra beşerin işlerini yönetmeyi onlara devretmiş ve kendisi alemin işlerini tedbir etmeyi bırakmıştı.

Oysa müşrikler hem o dönemde ve hem bugün, insanlara gelecek hiç bir zararı uzaklaştıracak veya onlara herhangi bir yarar sağlayacak güçten kesinlikle yoksun olan nesnelere tapıyorlar. Nitekim ne İslam Peygamberi -s- dönemindeki taştan ve ahşaptan putlar ve ne de günümüzde Hindu mabetlerindeki putlar zerre kadar beşerin sorunlarını çözümleyemez ve insanların kaderini etkileyemez. Bu putların önünde eğilmek ve onlara tapmak sadece insanların Hak yolundan sapmalarına ve düşüp helak olmalarına yol açar.

Ayetin sonunda şöyle buyurmakta:

Ancak müminler bizzat Allah tealanın mahluku olan ve başka mahluklardan hiç bir farklı olmayan bu tür eşyalara tapmak yerine ilahi tedbirin altında yaşar ve ancak Allah’a tevekkül ederler. Müminler kendilerine verilen görev ve sorumluluğu en iyi biçimde yerine getirmek üzere çaba sarf ettikten sonra işin sonucunu Allah tealaya bırakır ve O’ndan kendileri için hayırlısı neyse onu mukadder buyurmasını niyaz eder.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

1 – Putperest müşrikler Allah tealanın yaratan olduğunu kabul ediyor, fakat aynı zamanda putlara rabbani gözüyle bakıyor ve şefaat edebileceklerini zannediyor ve bu yüzden onlara kendileri ile Allah arasında arabulucu olarak tapıyordu.

2 – İnsana gelecek her türlü yarar veya zarar, Allah tealanın elindedir. Bu durum bizim hayal ettiğimiz veya zahirde gördüğümüz şeylerle ilgisi yoktur. Dolaysıyla Allah’ın mahluku olan şeylere tevekkül etmek yerine ancak O’na tevekkül etmeliyiz.

 

ZÜMER suresinin 39 ve 40. ayetleri:

 

قُلْ یَا قَوْمِ اعْمَلُوا عَلَى مَکَانَتِکُمْ إِنِّی عَامِلٌ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ (39:39)

مَنْ یَأْتِیهِ عَذَابٌ یُخْزِیهِ وَیَحِلُّ عَلَیْهِ عَذَابٌ مُقِیمٌ (39:40)

Yani:

De ki: "Ey kavmim! Elinizden geleni yapın; doğrusu ben de yapacağım! Artık yakında bileceksiniz!".

 

"Kendisini rezil edecek azap kime geleceğini, ve sürekli bir azabın kimin üzerine konacağını göreceksiniz."

 

Bu ayetler içinde yaşadığımız toplumda her türlü yanlış inanç ve davranışa karşı durmamız gerektiğini buyuruyor. Nitekim İslam Peygamberi -s- de yüce Allah tarafından kavmine, yakınlarına ve arkadaşların kesin bir tavırla onların taptığı putlara tapmayı kabul etmeyeceğini ve ancak Allah teala önünde eğileceğini ilan etmekle görevlendirildi. Allah teala peygamberini şöyle demekle görevlendirdi: Eğer siz yolunuzun doğru olduğuna inanıyorsanız, o zaman yolunuza devam edin, ben de Allah’a iman temelinde kendi yoluna devam edeceğim. Sonunda sizin ve bizim sonumuz ne olacak, hep birlikte göreceğiz.

Bu ayet, sizin inancınız kendinize, benim inancım da kendime, diyen ayete benziyor. Allah Resulü -s- bu ilanla müşriklerle her türlü uzlaşmayı veya onların yanlış inancı karşısında teslim olmayı kesin bir tavırla reddediyor ve onlardan beraat ediyor.

Ayetlerin devamında Allah Resulü -s- müşrikleri amellerinin sonuçları hakkında uyarıyor, zira müşrikler hem bu dünyada ve hem ahiret aleminde ilahi azapla cezalandırılacaktır. Kuşkusuz ilahi ceza, her insanın kendi tercihi ve kendi amellerinin sonucudur ve Allah teala hiç kimseye zulmetmiş olmak için ceza vermez.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

1 – Mümin insan, iradeli, kararlı ve güçlüdür ve her türlü fesat ve sapkınlık dolu ortamda teslim olmaz. Mümin insan toplumun yanlış düşünceleri ve inançlarından etkilenmez, onları benimsemez.

2 – İlahi liderler tutumlarını kesin tavırla ilan ediyordu. İlahi liderler dini inançları konusunda asla pazarlık etmez ve uzlaşmaz ve zerre kadar geri adım atmazdı.

 

ZÜMER suresinin 41. ayeti:

 

إِنَّا أَنْزَلْنَا عَلَیْکَ الْکِتَابَ لِلنَّاسِ بِالْحَقِّ فَمَنِ اهْتَدَى فَلِنَفْسِهِ وَمَنْ ضَلَّ فَإِنَّمَا یَضِلُّ عَلَیْهَا وَمَا أَنْتَ عَلَیْهِمْ بِوَکِیلٍ (39:41)

Yani:

(Resûlüm)! Şüphesiz biz bu Kitab'ı sana, insanlar için hak olarak indirdik. Artık kim doğru yolu seçerse kendi lehinedir; kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmış olur. Sen onların üzerinde vekil değilsin.

Bu ayet İslam Peygamberi’ne -s- görevi vahiyi almak ve insanlara tebliğ etmekten ibaret olduğunu belirterek şöyle buyurmakta:

Allah insanları hidayete erdirmek için gerekli olan her şeyi hak ve hakikat temelinde peygamberine vahyetmiş ve o da hiç eksiksiz insanlara ulaştırmış ve bu kitap kalıbında yazarak ebedileştirmiştir.

Bu arada bazıları onun sözüne kulak verir ve benimseyerek yaşamlarında ilahi hidayetten yararlanır ve bazıları da yersiz bağnazlık ve yanlış inançları izlemek veya sırf inat yüzünden hak sözü kabul etmez ve sapkınlıkla yaşamına devam eder.

Doğal olarak insanlar için yürek yakan bir öğretmen gibi olan Allah Resulü -s- tüm insanların İslam’a iman etmelerini arzu etmektedir. Ancak bazıları iman etmek istemediğinde onları zorla iman ettirmek olmaz.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

1 – Kur'an'ı Kerim’in temeli, hakkı ve varlık hakikatlerini beyan etmektir. Kur'an'ı Kerim ayetleri baştan başa hak sözdür ve içinde batıla asla yer yoktur.  Kur'an'ı Kerim insanları doğru yola hidayete erdirmek üzere nazil olmuştur.

2 – İnsanlar yollarını seçmekte serbesttir. Ancak seçtikleri yolun sonuçlarını ve tesirlerinin sorumluluğunu da kabul etmeleri gerekir.

3 – İlahi peygamberlerin görevi insanları zorla iman ettirmek değil, sadece ilahi vahyi tebliğ etmektir.