Mart 07, 2021 10:46 Europe/Istanbul

Zümer suresinin 46 ila 50. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.

ZÜMER suresinin 46. ayeti:

 

قُلِ اللَّهُمَّ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ عَالِمَ الْغَیْبِ وَالشَّهَادَةِ أَنْتَ تَحْکُمُ بَیْنَ عِبَادِکَ فِی مَا کَانُوا فِیهِ یَخْتَلِفُونَ (39:46)

Yani:

De ki: Ey gökleri ve yeri yaratan, gizliyi de aşikârı da bilen Allah! Kullarının arasında, ayrılığa düştükleri şeyin hükmünü ancak sen vereceksin.

 

Geçen bölümde müşriklerin tevhid meselesinden nefret ettiklerini ve bir dizi dünyevi muğlak tanrılara ve aracılara gönül bağladıklarını anlattık. Bu ayet ise Allah tealanın peygamberine hitaben şöyle buyurmakta:

Onlara yüz çevir ve yeri ve gökleri yaratan ve tüm sırları bilen yegane Allah’ın katına yönel, zira Allah kıyamet gününde kullarının ayrılığa düştükleri konuların hakkında hüküm verecektir.

Kıyamet gününde mutlak hakim ve hükümdar, Allah’tır ve O, tüm sırları bilendir. Yüce Allah’ın hükümleri ihtilaflara son verecektir. Kıyamet gününde kurulan mahkemede inatçı sapkınlar hakikati inkar edecek hiç bir yol bulamazlar ve izledikleri yolun ve yöntemin yanlış olduğunu itiraz etmek zorunda kalacaklar, fakat ne var ki bu itiraf artık onlar için hiç bir yararı olmayacaktır.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

 

1 – Allah’tan başkasına gönül verenlerden uzak durarak alemleri yaratan yegane Allah’a yönelmeli ve ancak O’na gönül vermeliyiz.

2 – Kuşkusuz yeri ve gökleri yaratan Allah, mahluklarının açık gizli her türlü söz ve amelinden haberdardır.

3 – Yüce Allah’ın insanların arasında hükmetmesi, ilim ve bilgileri ve insanların açık gizli her şeyini bilmesi temeline dayanır.

 

ZÜMER suresinin 47 ve 48. ayetleri:

 

وَلَوْ أَنَّ لِلَّذِینَ ظَلَمُوا مَا فِی الْأَرْضِ جَمِیعًا وَمِثْلَهُ مَعَهُ لَافْتَدَوْا بِهِ مِنْ سُوءِ الْعَذَابِ یَوْمَ الْقِیَامَةِ وَبَدَا لَهُمْ مِنَ اللَّهِ مَا لَمْ یَکُونُوا یَحْتَسِبُونَ (39:47)

وَبَدَا لَهُمْ سَیِّئَاتُ مَا کَسَبُوا وَحَاقَ بِهِمْ مَا کَانُوا بِهِ یَسْتَهْزِئُونَ (39:48)

 

Yani:

Eğer yerde ne varsa hepsi ve onunla birlikte bir misli daha o zulmedenlerin olsaydı, kıyamet gününde azabın fenalığından (kurtulmak için) elbette bunları fedâ ederlerdi. Halbuki (o gün) onlar için, Âllah tarafından, hiç hesaba katmadıkları şeyler ortaya çıkmıştır.

 

Onların kazandıkları kötülükler (o gün) açığa çıkmış, alaya aldıkları şey, kendilerini sarmıştır.

 

Önceki ayet, yüce Allah’ın kıyamet gününde kullarının amelleri hakkında hüküm vereceğini belirttikten sonra bu ayetler şöyle buyurmakta:

Dünyada zalim olan herkes, kıyamet gününde en ağır azaplarla cezalandırılır, öyle ki kıyamet gününde verilecek bazı cezaları hayal bile etmek zordur.

Kur'an'ı Kerim kültüründe zulüm sözcüsü hem küfür ve şirk gibi fikri ve inançla ilgilidir, hem aileye veya toplum düzeyinde zulümleri kapsar. Ancak açık olan şu ki, fikri ve kültürel zulmün zararı ve tehlikesi sosyal zulümden daha fazladır. Zira birçok durumda sosyal zulümleri telafi etmek mümkündür, fakat fikri ve kültürel zulümler toplumların ve kuşakların sapmasına yol açarak facialara neden olur ve bu yüzden telafi edilmeleri veya düzeltilmeleri çok zordur.

Kuşkusuz zalimlerin cezaları da ilahi adalete uygundur ve Allah teala zalimlere zerre kadar zulmetmez. Bu yüzden ayetler şöyle buyurmakta:

Bu cezalar, zalimlerin dünyada işledikleri zulümlerin tecellisidir ve cehennem ateşi şeklinde tecelli eder. Zalimler fani dünyada sürekli mal ve servet biriktirme peşinde oldular ve servetler çok mesut olacaklarına inandılar ve bu yüzden kıyamet günü hakkında duydukları ve ikazları umursamadan alay ettiler. Zalimler dürüst insanların kıyamet günü ile ilgili ikaz ve uyarılarını, cahil ve uygar olmayan insanların kuruntuları nitelediler. Ancak kıyamet gününde mahşer çölünde kendi gözleri ile fani dünyada alay ettikleri konuların şimdi onları ne gibi ağır cezalar ve azaplarla karşı karşıya bıraktığını görüyorlar.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

1 – Fani dünyada güç ve servetin ahiret dünyasında hiç bir işe yaramaz, nitekim yeryüzündeki tüm servetler zalimleri alacakları cezalardan koruyamayacağı kesindir.

2 – Cehennem cezaları, insanın dünyevi çirkin amellerinin tecellisidir.

3 – Kıyamet günü keşif ve zuhur günüdür. Bu günde tüm sırlar aşikar olur. Kıyamet gününde cennet ve cehennem hakikati insanlar için aşikar olur.

4 – Dini inançlar ve değerlerle alay etmemeye dikkat etmeliyiz, zira kıyamet gününde hüzün ve hüsranımıza yol açabilir.

 

ZÜMER suresinin 49 ve 50. ayetleri:

 

فَإِذَا مَسَّ الْإِنْسَانَ ضُرٌّ دَعَانَا ثُمَّ إِذَا خَوَّلْنَاهُ نِعْمَةً مِنَّا قَالَ إِنَّمَا أُوتِیتُهُ عَلَى عِلْمٍ بَلْ هِیَ فِتْنَةٌ وَلَکِنَّ أَکْثَرَهُمْ لَا یَعْلَمُونَ (39:49)

قَدْ قَالَهَا الَّذِینَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَمَا أَغْنَى عَنْهُمْ مَا کَانُوا یَکْسِبُونَ (39:50)

 

Yani:

İnsana bir zarar dokunduğu zaman bize yalvarır. Sonra, kendisine tarafımızdan bir nimet verdiğimiz vakit, "Bu bana ancak bilgimden dolayı verilmiştir" der. Hayır o, bir imtihandır, fakat çokları bilmezler.

 

Bunu onlardan öncekiler de söylemişti; ama kazandıkları şeyler onlara fayda vermedi.

 

Bu ayetler nankör insanların özelliklerinden birine işaret ederek şöyle buyurmakta:

Tüm insanlar zorluklarda ve sıkıntıya düştüklerinde hemen Allah tealayı hatırlar ve O’na seslenerek yardım talebinde bulunur. Fakat bu durum geçicidir ve zorlukları ve sıkıntıları giderildiğinde hemen Allah’ı unutuverirler ve şöyle derler: Benim ilmim ve becerim sorunlarımın giderilmesine vesile oldu ve bu nimetleri ve imkanları kendi bileğimin gücü ile kazandım.

Kur'an'ı Kerim bu kapasitesiz ve bencil insanları şöyle uyarıyor:

Size verilen her şey sizi sınama aracıdır, böylece pratikte Allah tealanın nimetlerine şükredip etmeyeceğiniz sınanmış olur.

Ayetler şöyle devam etmekte:

İlahi nimetlere karşı bu tarz bir yaklaşım tarihte de örnekleri olan bir durumdur ve mal ve servet ve güç ve makama ulaşan insanların bir çoğu Allah tealayı unutmuştur. Bunlar elde ettiklerini kendi bilek güçlerini kazandıklarını ve onlara dünya ahiret yeteceğini zannetmiştir. Oysa onların kazandıkları şeyler ne dünyada ilahi iradenin gerçekleşmesine mani olur, ne da ahiret aleminde onları verilecek cezalardan koruyabilir.

Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.

 

1 – Hayatın baskıları, zorlukları ve sıkıntıları sırasında insan kendi zafiyetinin ve güçsüzlüğünün bilincine varır. Bu durum insanların uyanmasına ve Allah tealayı hatırlamalarına vesile olur ve sonuçta Allah tealaya yalvararak yardım talebinde bulunmalarına zemin oluşturur.

2 – İnsanın refahı, Allah’ı unutması ve Allah’tan gafil olması ve kibre kapılmasına yol açabilir.

3 – Zorluklar ve nimetler, her ikisi insanları sınama aracıdır, böylece her insanın gerçek cevheri aşikar olar ve nankör insanlar, şükredenlerden ayırt edilir.