Nur’a giden yol
Zümer suresinin 54 ila 58. ayetleri ve tefsirleriyle sizlerle birlikteyiz.
ZÜMER suresinin 54 ve 55. ayetleri:
وَأَنِیبُوا إِلَى رَبِّکُمْ وَأَسْلِمُوا لَهُ مِنْ قَبْلِ أَنْ یَأْتِیَکُمُ الْعَذَابُ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ (39:54)
وَاتَّبِعُوا أَحْسَنَ مَا أُنْزِلَ إِلَیْکُمْ مِنْ رَبِّکُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ یَأْتِیَکُمُ الْعَذَابُ بَغْتَةً وَأَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ (39:55)
Yani:
Size azap gelip çatmadan önce Rabbinize dönün, O'na teslim olun, sonra size yardım edilmez.
Siz farkında olmadan, ansızın başınıza azap gelmezden önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline (Kur'an'a) tâbi olun.
Geçen bölümde yüce Allah’ın tüm kullarını kapsayan ilahi rahmet ve mağfiretinden söz ettik. Bu ayetler ise İlahi geniş rahmetten yararlanmayı iki şeye bağlıyor. Bunlardan biri tevbe etmek ve Allah tealaya geri dönmek ve diğeri ilahi yüce öğretileri izlemekten ibarettir.
Bu ayetler ilahi lütuf ve rahmet konusunda insanlara umut vermekle beraber ilahi azap ve ceza hakkında da uyarıda bulunuyor ve eğer geçmişte işlediğiniz yanlış amellerden el çekmez ve günah işleme üzerinde ısrar ederseniz, ilahi azapla cezalandırılacağınızı buyuruyor. Burada hem aniden başınıza gelebilecek dünyevi azaplar ve hem de ölümden sonra tüm günahları saracak olan ve ondan kurtuluş asla mümkün olmayan uhrevi azaplar söz konusudur.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Hakiki tevbenin işareti, ilahi emirlere karşı kalbî teslim olmaktır.
2 – Tevbe etmeyi asla ertelememeliyiz, zira ömür fırsatı kısa ve sonu da belirsizdir.
3 – Tevbe etmek ve kalbî teslim olmaktan başka salih amellerde bulunmak da gereklidir.
4 – İyi ameller çoktur, fakat insan ömrü kısa ve sınırlıdır. Bu yüzden her zaman öncelikleri de gözeterek en iyi amelleri seçmek gerekir.
ZÜMER suresinin 56. ayeti:
أَنْ تَقُولَ نَفْسٌ یَا حَسْرَتَا عَلَى مَا فَرَّطْتُ فِی جَنْبِ اللَّهِ وَإِنْ کُنْتُ لَمِنَ السَّاخِرِینَ (39:56)
Yani:
Kişinin: Allah'a karşı aşırı gitmemden dolayı bana yazıklar olsun! Gerçekten ben alay edenlerdendim (diyeceği günden sakının)!
Kur'an'ı Kerim’in bazı ayetlerine işaret edilen ahiret aleminin en önemli özelliklerinden biri, insanların fani dünyada müsamahakarlıklarından dolayı hasrete kapılmalarıdır, öyle ki kıyamet gününün bir diğer adı “Hasret günü”dür.
İnsan mahşer meydanına ayak bastığı ve müsamahakarlıklarını ve yanlış amellerini karşısında görünce, eyvah bana şeklinde feryadı yükselir ve kalbine ağır bir hüzün ve derin bir pişmanlık duygusu düşer. Kıyamet gününde günahkar insanlar ilahi ayetleri ve peygamberleri hiçe saydıkları ve onlarla alay ettikleri için pişman olduklarını beyan etmeye başlar. Nitekim bu insanların sapkınlığına sebebiyet veren şey de, onların hak ayetleri ve ilahi elçilerle alay etmeleri olmuştur.
Genelde tüm insanlar kıyamet gününde hasret duygusuna kapılır ve keşke dünyaya geri dönüp ahiretleri için bir şeyler biriktirebilmeyi arzu eder. Ancak bu hasret ve pişmanlık duygusu faydasızdır ve fani dünyaya bir daha geri dönüş yoktur. Bu arada bazı din alimleri sıradan insanlardan daha fazla hasret duygusuna kapılır. Bunun sebebi ise alimlerin ilim ve bilimlerine amel etmemiş olmaktır.
Kıyamet gününde insanlar, ahiret aleminde ancak Allah teala için ihlasla yapılan amellerin değerli olduğunu anlar. Kıyamet gününde insanlar, fani dünyada birçok amelleri görecede iyi amel ve ihsan ve infak olduğu halde riyakarca ve gösteriş için yapıldığından kıyamet gününe gelmediğini ve fani dünyada kaldığını anlar.
Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Fani dünyada her ne kadar Allah için iyi amelleri yerine getirmekte müsamahakar davranırsak, ahiret aleminde o kadar pişman olur ve hasret çekeriz.
2 – Kıyamet günü kendi hakkımızda itirafta bulunma ve geçmişimizden pişmanlık duyma günüdür.
3 – Fani dünyada Kur'an'ı Kerim ayetleri ve ilahi ahkamla alay edenler kıyamet gününde yaptıklarından pişman olur, fakat geç gelen bu pişmanlığın hiç bir faydası yoktur.
ZÜMER suresinin 57 ve 58. ayetleri:
أَوْ تَقُولَ لَوْ أَنَّ اللَّهَ هَدَانِی لَکُنْتُ مِنَ الْمُتَّقِینَ (39:57)
أَوْ تَقُولَ حِینَ تَرَى الْعَذَابَ لَوْ أَنَّ لِی کَرَّةً فَأَکُونَ مِنَ الْمُحْسِنِینَ (39:58)
Yani:
Yahut şöyle diyecektir:" Allah bana hidayet verseydi, elbette sakınanlardan olurdum".
Veya azabı gördüğünde: Keşke benim için bir kez (dönmeye) imkân bulunsa da iyilerden olsam!" demesinden.
Kıyamet gününde insanların hasret ve pişmanlık duygusuna işaret eden bir önceki ayetin devamında bu ayetler cehenneme düşen bir insanın halini beyan ederek şöyle buyurmakta:
Cehenneme düşen insan, hasene amellerle dolu elleriyle cennete doğru giden cennetlik insanları görünce, onların arasında olmayı ve onlarla birlikte cennete girip sonsuz ilahi nimetlerden yararlanmayı arzu ederek şöyle der: Eğer Allah bana hidayet vermiş olsaydı, ben de şu cennetlik insanlar gibi fani dünyada günahtan uzak durur ve şimdi muttakilerden ve kurtulanlardan olurdum.
Gerçekte günahkar insan bu sözleri ile bir nevi kendini affettirmeye çalışıyor. Günahkar insan azapla karşılaşınca ve özellikle gözü cehennemin yakıcı ateşine düşünce, bu sefer, keşke bana dünyaya geri dönme izni verilse de geçmişte işlediğim günahları işlemeden iyi ve salih amellerde bulunma fırsatım olsa ve sonuçta iyilerden biri olsam, şeklinde arzu eder.
Kuşkusuz böyle birinin hem söyledikleri ve hem de istekte bulunduğu arzusu yanlış ve yersizdir. Zira Allah teala daha önce peygamberler göndererek tüm insanları hidayete erdirmek istedi. O zaman kim hidayete ermediyse, kendi isteği üzerine ermemiştir ve yine hiç kuşkusuz fani dünyaya geri dönme arzusu da imkansız bir durumdur.
Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz.
1 – Kıyamet gününde takvanın değeri ve önemi ortaya çıkar. Gerçekte kıyamet gününde işe yarayan şey, mal ve servet ve şan ve şöhret değil, takvadır.
2 – Eğer insan ilahi hidayete uymazsa, başka hangi yolu izlerse izlesin, ahirette kurtuluşuna vesile olamayacağı kesindir.
3 – Kıyamet gününde günahkar insanlar muttaki insanların haline gıpta eder ve keşke onlar gibi olsaydım, diye arzuda bulunur.
4 – Takva ve ihsan, insanların kıyamet gününde kurtuluşuna vesile olan iki etkendir.