İran ve uluslararası kurum ve kuruluşlar - 1
Bilindiği üzere günümüz dünyasında ve uluslararası ilişkilerde yaşanan köklü değişimlerin sürecinde siyasi, iktisadi ve kültürel hayat tüm ülkelerin birbiriyle teamül içinde hareket etmelerini kaçınılmaz kılıyor ve bu teamül genellikle uluslararası kurum ve kuruluşların aracılığı ile gerçekleşiyor.
Buna göre söz konusu uluslararası kurum ve kuruluşlar gerçekte uluslararası işbirliği ve fikir alış verişi bağlamında birer merkez sayılır.
Gerçekte uluslararası kurumlara katılma zarureti, bu kurumların her biri görüş ve fikir alış verişi için birer merkez olmakla beraber, bazı üyelerin tek başına üstesinden gelemediği sorunların üstesinden gelmesine katkı sağlamaları ve üye ülkelerin sorunlarının bir bölümünü çözmeleri bakımından kaynaklanır.
Uluslararası kurum ve kuruluşlar, modern çağda devletlerarası ilişkiler bazında yeni bir fenomen sayılır ve bu ilişkilerin niteliği ve niceliğinden etkilendikleri gibi bu ilişkileri etkiler. Gerçi devletler genellikle iktidar ve hakimiyetinin bir bölümünü uluslararası kurum ve kuruluşlara devretmekten kaçınır, fakat bu kurumları gözardı edemedikleri ve bu kurumlarda üye olmanın meziyetlerinden yararlanmaktan vaz geçemedikleri de kesindir. Bu süreç günümüz dünyasında uluslararası kurum ve kuruluşlarda üye olmak devletlerin iktidar, etkileme gücü ve meşruiyetlerinin göstergelerinden biri sayılacağı kadar ilerlemiştir, nitekim bu durum devletler için bir seçenek olmaktan ziyade, uluslararası ilişkilerde varlık sergilemenin elzemi ve olmazsa olmasıdır.
Günümüzde uluslararası kurumların meselesi hem sözde ve hem pratikte daha da kompleks bir hal aldığı ve daha fazla önem arz etmeye başladığı gözleniyor. Gerçi devletler hakimiyetlerini uluslararası kurum ve kuruluşlara devretme noktasına kadar ilerlemiş değil, ama yine de kendilerini bu kurumlara karşı bazı yükümlülükleri yerine getirme konusunda sorumlu hissettikleri de bir gerçektir. Nitekim hatta yeni yeni bağımsızlığını kazanan devletler her şeyden önce başta BM olmak üzere uluslararası kurum ve kuruluşlarca benimsenmeyi arzu ediyor.
Öte yandan aralarındaki tüm anlaşmazlıklara ve görüş ayrılıklarına rağmen süper güçler de bu kurumlardan çekilmeye pek hevesli görünmüyor, çünkü günümüzde tüm devletler uluslararası kurum ve kuruluşları kendi görüşlerini gündeme getirmek ve birbiriyle irtibat kurmak ve bazı ihtiyaçlarını karşılamak için uygun bir yer olarak görüyor.
Aslında uluslararası kurum ve kuruluşların özellikle ikinci dünya savaşından sonra ortaya çıkmaya başlamasının esas sebebi, dünyada barış ve güvenliği sağlamaktı. Şimdiki dönemde de uluslararası kurum ve kuruluşların bir çok münakaşayı çözümleme yolunda sarf ettikleri çabalar hayati önem arz ediyor. Çünkü bu kurumların çoğu uluslararası olma özelliklerinden yararlanarak uluslararası camia tarafından benimseniyor ve bu yüzden uluslararası sorunların çözümünde etkili rol ifa edebiliyor. Buna göre de barışın, bu tür kurum ve kuruluşların kuruluşunun başlıca nedeni olduğu söylenebilir. Bu arada günümüz dünyasının büyük camiasında uluslararası kurum ve kuruluşların sadece barış, silahsızlanma ve benzeri alanlarda faaliyet etmekle sınırlı kalmadıkları ve bundan başka teknik, ticari, sanayi, çevre ve uluslararası camiayı yönetme gibi alanlarda da önemli rol ifa ettikleri belirtilmelidir.
Uluslararası kurum ve kuruluşların bir çok çeşidi söz konusudur. Ancak en önemli uluslararası kurumları iki kategoride sınıflandırmak mümkün. Bunların ilki devletlerarası kurumlardır ve devletlerce kurulur ve yönetilir ve kısaca IGO adı ile anılır (International Governmental Organizations). Devletlerarası en önemli uluslararası kurum, Birleşmiş Milletlerdir.
İkinci grupta ise sivil kurumlar yer alır ve bunlara da kısaca NGO (Non-Governmental Organizations) denir. Bu kurumların kuruluşunda devletler doğrudan rol ifa etmez ve yönetimlerine de karışmaz. NGO’ların en çok bilinen örnekleri uluslararası kızılhaç örgütü, insan haklarını savunma örgütleri ve benzeri kurumlardır.
Uluslararası kurum ve kuruluşlar ister devletlerarası ister sivil olsun, faaliyet alanlarının kapsamı itibarıyla küresel olabilir ki buna BM’yi örnek vermek mümkün, ya da bölgesel olabilir ki buna da ortak Pazar veya Avrupa birliği örnek verilebilir.
Uzmanlar günümüzde 300 ila 400 kadar devletlerarası kurumun faaliyet yürüttüğünü tahmin ederken, NGO’ların sayısı pek bilinmiyor. BM’nin 1995 yılında hazırladığı raporda ise o yılda yaklaşık 29 bin NGO faaliyet gösteriyordu. Kuşkusuz bu sayı şimdi de IGO’ların onlarca katı kadardır ve birinci dünya savaşından beri sayıları sürekli artmıştır.
Her uluslararası kurumun farklı imkanları ve yöntemleri söz konusudur ve üye ülkelerin konsensüsüne göre kurulmuştur. Bu imkanlar ve yöntemler, çok yönlü müzakere gibi bilinen diplomatik süreçlerin yanında bu tür kurumların faaliyetlerinin iki temel direğini oluşturur ve her biri genellikle çeşitli üye ülkelerden oluşan bir sekreterliği vardır ve bu sekreterlik alınan kararları takip etmek ve uygulanmasını gözetlemekle görevlidir. Gerçi Bağlantısızlar hareketi gibi bazı kurumlar sekreterlik ve tüzükten bağımsız hareket ederek üyelerin arasındaki teamülleri hızlandırdığı ve daha esnek hareket etme imkanı elde ettiği anlaşılıyor.
Her halükarda her uluslararası kurum veya kuruluş doğal olarak üyelerin ortak çıkarlarını gütmek için çaba harcaması gerekir ve her devlet uluslararası arenada kendi çıkarlarını temin etmek ve etkili rol ifa etmek için çaba harcamak istediğinden uluslararası kurumlara üye olmaya ihtiyaç duymaktadır.
Ancak son yıllarda bazı önemli uluslararası kurumların bir takım iç ve dış baskıların altında karar aldıkları ve bazen üye ülkelerin topluca çıkarları gözetilmediği gibi hatta alınan kararlarla bazı üye ülkelere baskı uygulandığı gözlenir. Örneğin en son BM ve insan hakları gözetleme örgütünün araştırmaları Arabistan’ın başını çektiği ittifakın Yemen’de sivillerin ve özellikle çocukların katliamından ve insan hakları ihlallerinden sorumlu olduğunu ortaya koydu. Ancak BM genel sekreteri Ban Ki Moon Arabistan’ın baskıları yüzünden bu rejimin adını çocuk haklarını ihlal eden ülkelerin listesinden çıkardı.
BM genel sekreterinin bu kararına sert itirazda bulunan insan hakları gözetleme örgütü uzmanı Belkıs Villy, Arabistan’ın adının çocuk haklarını ihlal eden rejimlerin listesinden çıkarılması şok edici bir karar olduğunu, bu karar BM’nin icraatının sorgulanmasına yol açtığını belirtti. İnsan hakları gözetleme örgütü uzmanı açıklamasının devamında Suud rejimi BM’ye yaptığı mali yardımları baskı malzemesi olarak kullandığını belirterek, bu durum bir devletin parayı BM’yi haraca bağlama malzemesi yaptığının açık örneği olduğunu ve maalesef BM de bu baskıya boyun eğdiğini ifade etti.
Bu ve bunun gibi gelişmeler, uluslararası kurum ve kuruluşların ve konvansiyonların iki yüzü keskin bıçak gibi kullanıldığını, yani aldıkları kararların hem dünyada düzen sağlanması ve tüm ülkelerin güç sahibi tekelci ve zorba devletlerin karşısında eşit düzeyde korunduğu yönünde umut verici olduğunu, hem de bazı zorba ve eşkiya devletlerin uluslararası camianın haklarını çiğneme malzemesi olabileceğini ortaya koyuyor.
Gerçi bu tür durumlar şimdiye kadar uluslararası camiayı uluslararası birlik ve beraberlik yönünde hareket etmekten alıkoyamadığı ve hala bu tür kurumların bağımsızlıklarını koruyarak zorba devletlerin elinde birer baskı malzemesi olmaya karşı çıktıkları yönünde umutları yok etmediği anlaşılıyor.
Son yıllarda uluslararası kurum ve kuruluşlarda bu tür süreçlerden şikayetçi olan devletlerden biri, İran İslam Cumhuriyeti olmuştur. İran İslam Cumhuriyeti coğrafi konumu, milli çıkar ve söylemleri itibarı ile İslam inkılabı zafere kavuştuktan sonraki yıllarda sürekli uluslararası kurum ve kuruluşlarda üye olmayı ve bu kurumlarla teamülde bulunmayı olumlu karşıladı ve dış politikasında uluslararası kurum ve kuruluşlarla işbirliğini ve dayanışmayı temel ilke ve prensip olarak benimsedi. Fakat küresel sultacı güçlere karşı direnen İran gelenlikle uluslararası kurum ve kuruluşların çifte standart tutumları ile karşılaştı.
Uluslararası kurum ve kuruluşların İran’a karşı bu tür tutumlarının bir örneği İran’ın nükleer programında ve yine insan hakları meselesinde yaşandı. Bu durum İran İslam Cumhuriyetinin sürekli bu tür kurumların ayrımcılığına maruz kaldığı düşüncesini gündeme getirdi.
Biz de bu konuyu masaya yatırarak sebeplerini sizlerle paylaşmaya karar verdik. Bu çerçevede hazırladığımız dizi sohbetimizde uluslararası kurum ve kuruluşları tanıtırken, İran İslam cumhuriyetinin bu kurumlarla teamüllerini açıklamaya çalışacağız. Bir sonraki bölümde ise BM ve İran ilişkilerini ele almak istiyoruz. Esen kalın. 015