Ortadoğu gelişmeleri
Geçen hafta Ortadoğu bölgesinde önemli gelişmeler yaşandı. Buna göre bültenimize ilkin Filistin gelişmeleriyle başlıyoruz.
Filistin gelişmeleri geçen hafta Filistinlilerin Amerika’nın korsan rejim İsrail’e verdiği desteklere ve ayrıca Amerika’nın başkanlık seçim sonuçlarına tepkisinin etkisi altında kaldı.
Bültenimizin devamında ise Bahreyn, Irak ve Yemen gelişmelerine de göz atmak istiyoruz
Geçen hafta Filistinli yetkililerin Amerika’da başkanlık seçimleri adaylarının tutumuna ve ayrıca yeni başkanın belli olmasının ardından Amerika’da yaşanacak siyasi gelişmelere geliş tepkissine şahit olduk. Bu çerçevede Filistin İslamî direniş hareketi Hamas yeni Başkan Donald Trump’ın siyonist İsrail’in cinayetlerini desteklediği yönündeki açıklamasına tepki gösterdi. Hamas sözcüsü Sami Ebu Zuhri, Filistin milleti Amerika’nın korsan İsrail’e desteğinden herhangi bir değişiklik olmasını beklemediğini kaydetti. Amerika’da başkanlık seçimlerini Donald Trump’ın kazandığı açıklanmasının ardından bir bildiri yayımlayan Hamas sözcüsü Sami Ebu Zuhri, Amerika’nın Filistin meselesine yönelik temel politikası işgalci rejim İsrail’e destek temeline dayandığından, bölgedeki sorunların çözümü yönünde herhangi bir değişiklik beklemediklerini ifade etti.
Amerika başkanlık adayları Donald Trump ve Hillary Clinton geçen ay siyonist rejim Başbakanı Benyamin Netanyahu ile görüşmelerinde Amerika’nın bu rejimi desteklemeye devam edeceğini vurgulamıştı.
Şimdi ise cumhuriyetçi aday Trump’ın Başkan seçilmesi Ortadoğu bölgesinde farklı tepkileri beraberinde getirdi. Aslında siyonistlerin Trump’ın Amerika’nın 45. Başkanı seçilmesinden sevinmesi, Washington’un Tel aviv’e yönelik politikaları değişmeyeceğini ortaya koydu. Siyonist rejimin yayılmacı politikalarına sürekli destek veren Amerika’da başkanın değişmesi siyonistleri kaygılandırmadığı gibi, büyük sevinç duymalarına yol açtı.
Korsan İsrail parlamentosunun radikal sağcı kanadı Amerika’da Trump’ın Başkan seçilmesini işgal altındaki Filistin’de siyonist yerleşke inşaatının yolunu açan bir gelişme niteledi. Siyonist rejim eğitim Bakanı ve yahudi evi adlı radikal sağcı partinin lideri Neftali Benet, Trump’ın Başkan seçilmesini bağımsız Filistin devleti planını tamamen ortadan kaldırma fırsatı niteledi. Bundan önce Clinton Tel aviv rejimini illegal ilan etme çabalarına karşı koyacağını söylemişken, Trump da Netanyahu’ya Amerika’da Başkan seçildiği takdirde Beytulmukaddes’i İsrail’in ayrılmaz başkenti olarak tanıyacağı yönünde söz vermişti.
Uzmanlar Amerika’da Başkanlık adaylarının İsrail’e seçim kampanyaları çerçevesinde bazı sözler vermelerini seçimi kazanma bedeli olarak algılamalarına bağlıyor.
Öte yandan Hamas hareketinin Tahran temsilcisi Halid Kuddumi Amerika’da başkanlık seçim sonuçları bölgenin kritik durumlarında hiç bir müspet ve yapıcı değişiklik yaratmayacağını açıkladı. Amerika seçimlerinde Trump’ın Başkan seçilmesini değerlendiren Hamas temsilcisi Kuddumi, Amerika’da önceki seçimlerde olduğu gibi yeni bir başkanın seçilmesi bu ülkenin dış politikasında ve Ortadoğu bölgesine yönelik politikalarında köklü değişiklik yaratmayacağını vurguladı. Kuddumi, Amerika’nın şimdiki Başkanı Obama da önceki seçimde zafer kazandığı zaman Arap ve İslam ülkelerine şimdiye kadar görülmemiş vaatlerde bulunduğunu, oysa pratikte siyonist rejime en çok destek veren ABD yönetimi, Obama yönetimi olduğunu ifade etti.
Aslında Amerika ve siyonist rejimin ilişki sürecine bakaldığında bu rejimin Amerika’nın dış politikasında çok özel bir yeri bulunduğu ve Amerika yönetiminde hiç bir yetkili bu ilişkileri başka bir konudan etkilenmesini istemediği anlaşılır. Amerika’da başkanlık adayları her seçimde çok özel bir şekilde siyonistlerin en güçlü lobisi olan AIPAC’ı etkilemeye ve bu lobinin desteğini kazanmaya çalışır, nitekim bu konu son seçimlerde de Trump’ın kazanmasında açık bir şekilde göze çarpmaktadır.
Geçen hafta Irak gelişmeleri Irak ordusu ve halk güçlerinin tekfirci IŞİD terör örgütüne karşı art arda gelen zaferleri ve Musul’u kurtarma operasyonunda nihai aşamaya yaklaşması ve ayrıca Irak milletinin tekfirci teröristlerle mücadele kararlılığı ve bu canilerin Irak’ta dosyalarını tamamen kapatma iradesinin etkisi altında kaldı. Bu çerçevede Irak Başbakanı Haydar İbadi, Irak milleti ve yönetimi tekfirci IŞİD terör örgütünü tamamen yok etmekte kararlı olduğunu açıkladı. İbadi, Irak milleti IŞİD’i yok etmek için en iyi şekilde ittifak kurduklarını ve aynı saflarda yer alarak teröristlere karşı savaştıklarını vurguladı. Irak Başbakanı ve baş kumandan İbadi ayrıca Irak ordusu ve Kürt peşmerge güçleri ve diğer silahlı grupların arasındaki işbirliğinden ötürü hepsine teşekkür etti. Türkiye ordusunun Kuzey Irak’taki işgalci varlığına da işaret eden İbadi, bu durumun asla kabul edilemez olduğunu, Türk askerleri Irak’tan çekilmeleri gerektiğini vurguladı.
Irak ordusu ve halk güçleri üç hafta önce Musul kentini kurtarma operasyonunu başlattı ve şimdiye kadar kentin çevresini tekfirci IŞİD terör örgütüne bağlı teröristlerden temizleyerek geniş bir alanı kurtarmayı başardı.
Irak Cumhurbaşkanı Fuat Masum da ülkesinin tekfirci IŞİD terör örgütü ile mücadelede ve bu örgütün elebaşı Ebu Bekir Bağdadi adlı caniyi yakalamak ve yargılamak ve hakettiği cezayı vermekte kararlı olduğunu belirterek IŞİD en geç iki ay içinde Musul’de kesin hezimete uğrayacağını ve bundan daha fazla Irak ordusu ve halk güçlerine karşı direnemeyeceğini kaydetti. Masum, Irak silahlı güçleri Musul kentini cari yılın sonuna kadar kurtaracaklarını tahmin ettiğini ifade etti. Masum ayrıca IŞİD Musul’u kaybettiği takdirde Suriye’nin Rakka kentinde de daha fazla direnemeyeceğini vurguladı.
Irak Cumhurbaşkanı Masum, Irak yönetimi IŞİD elebaşı Ebu Bekir Bağdadi’yi öldürme peşinde olmadığını, bilakis onu yakalayarak Saddam gibi adil bir şekilde yargılamak ve cinayetlerinin cezasını belirlemek istediklerini ifade etti. Masum, IŞİD elebaşının sorgulanması diğer terör örgütleri hakkında da önemli bilgileri gün ışığına çıkaracağını kaydetti.
Irak meclis Başkanı Selim Ceburi de teröristlere Irak’ta asla yer olmadığını açıkladı. Geçen hafta gazetecilere konuşan Ceburi Musul operasyonuna işaretle Ninova eyaletinde tekfirci teröristlerin sonu yaklaştığını vurguladı.
Bu arada tekfirci IŞİD terör örgütü Irak’ta uğradığı hezimetleri örtbas etmek ve kamuoyunu saptırmak ve ayrıca panik ve dehşet yararmak ve böylece Musul operasyonunu durdurmak için Irak genelinde terör eylemlerini arttırmaya başladı.
Geçen hafta Bahreyn gelişmeleri zalim Halife rejiminin Bahreyn halkına yönelik baskıcı politikalarını şiddetlendirmesi ve bu rejimin İngiltere ile İngiliz veliaht prensinin Bahreyn ziyaretinin ardından ilişkilerini geliştirmeye başlamasının etkisi altında kaldı.
Haber kaynakları Halife rejimine bağlı güvenlik güçlerinin siyasi aktivistlerine yönelik baskıcı ve şiddet içerikli tutumunu sürdürdüğünü ve Bahreynli muhalifler türlü bahanelelerle hapse atıldığını yazdı.
Geçen hafta Bahreyn insan hakları merkezi de zalim Halife rejimi vatandaşların hakkında adaletsiz kararlar vermeye devam ettiğini açıkladı. Bahreyn insan hakları merkezi Halife rejiminin zalimane kararları ile ilgili bazı verileri yayımlayarak bu rejimin 31 Ekim’den 9 Kasım tarihine kadar geçen sürede 9 Bahreynli vatandaşı tutuklamanın yanı sıra 29 vatandaş hakkında da toplam 168 yıl hapis cezası ve yüklü miktarda para cezası kestiğini belirtti. Söz konusu insan hakları merkezi Bahreyn’in çeşitli bölgelerinde onlarca protesto eylemi düzenlendiğini, ancak barışçıl olan bu eylemler Halife rejimince şiddetle bastırıldığını vurguladı.
Geçen hafta Bahreynli hürriyetçi hareketi genel sekreteri Said Şahabi, Halife rejimini devirmek Bahreyn inkılabının ilk hedefi olduğunu belirterek bu hedef bir tek siyasi grupla sınırlı olmadığını ve Bahreynli tüm özgürlükçülerin hedefi sayıldığını belirtti. Bahreynli muhalif Şahabi şimdiye kadar iki yüz kadar inkılapçının zalim Halife rejimince katledildiğini belirterek bazı fırsatçıların Bahreyn inkılabını hedefinden saptırma çabaları konusunda uyarıda bulundu.
Bahreyn Şubat 2011’den beri halkın Halife rejimi aleyhtarı barışçıl protesto eylemlerine sahne oluyor. Bahreyn halkı ülkelerinde siyasi reform, özgürlük, adalet, eşitlik ve halkın seçtiği bir iktidarın işbaşına gelmesini istiyor, ancak Halife rejimi bu taleplere şiddet ve baskı ile karşılık veriyor.
Gerçekte Bahreyn gelişmeleri Halife rejiminin kendi halkına karşı en sert ve en acımasız politikaları uyguladığını ve siyasi aktivistlere yönelik tutuklamaların ve adaletsiz mahkemelerin her geçen gün daha da kaygı verici boyutlara ulaştığını gösteriyor. Halife rejimi Batılı devletlerin ve bölgede bazı irticai Arap rejimlerin geniş desteği ve özellikle uluslararası kurum ve kuruluşların tepkisizliği sayesinde Bahreyn milletine karşı cinayetlerini sürdürüyor. Bu çerçevede haber kaynakları Maname’nin bazı Batılı ülkelerle ilişkilerini daha da geliştirmeye başladığını belirtiyor. En son İngiliz veliaht prensi Charles İngiltere’nin Bahreyn’deki en büyük deniz üssünün açılışını gerçekleştirdi.
Kuşkusuz Maname ve Londra’nın İngiltere’nin Fars körfezinin Güney kıyılarında askeri konumunu güçlendirmekle sonuçlanan yeni güvenlik anlaşması imzalaması belli hedeflerin doğrultusunda yaşanan bir gelişmedir. Gerçekte Halife rejimi kendi halkının geniş çaplı itirazları ile karşılaştığı bir sırada İngiliz güçlerden Bahreyn milletinin inkılabını bastırma yönünde yararlanmak istiyor. Nitekim bazı medya organların İngiliz güçlerin Bahreyn’deki varlığının ilk amacını Bahreyn milletinin kıyamını bastırma şeklinde gündeme getirdi. Bu arada Halife rejiminin son dört yılda sürekli Batılı ülkelerden bu krallığa kendi halkının kıyamını bastırmakta yardımcı olmalarını talep ettiğini de unutmamak gerekir.
Geçen hafta Suud rejiminin Yemen topraklarına saldırılarını arttırması kamuoyunda kaygıların artmasına yol açtı. Suud rejimine bağlı savaş uçakları son günlerde Yemen’in güneyinde bazı sivil yerleşim merkezlerini misket bombaları ile vurdu. Saldırgan Suud rejimi misket bombaları ile Necran sınır eyaletine yakın bölgeleri hedef aldı. Suud rejimine bağlı savaş uçakları Yemen’in çeşitli kentlerini bombardıman etmeyi de sürdürdü.
Dünya sağlık örgütü, yirminci ayına giren Yemen savaşında yedi bin sivvil hayatını kaybettiğini, 37 bin kişi de yaralandığını açıkladı. İnsan hakları gözetleme örgütü de Cuma günü yayımlanan raprunda Yemen’de Suud rejiminin uluslararası yasaları çiğnediği inkar edilemeyecek kadar aşikar olduğunu, zira Riyad Yemen’de sivil bölgeleri misket bombaları ve fosfor bombaları gibi yasak mühimmatla defalarca vurduğunu belirtti.
İnsan hakları gözetleme örgütü yayımladığı raporunda, Amerika ve İngiltere yönetimleri Arabistan rejimine milyarlarca dolar değerinde silah satışı ile Suud rejimi ve müttefiklerinin Yemen cinayetlerinin ortağı olduklarını belirtti.
Bir süre önce uluslararası af örgütü de yayımladığı bildiride Yemen halkının Suud rejimi tarafından katliam edilmesini kınayarak Amerika ve İngiltere’den Arabistan’a silah satışını durdurmalarını, çünkü Riyad bu silahları Yemen milletini kırmak için kullandığını belirtti.
Ancak uluslararası insan hakları örgütlerinin tüm eleştirileri ve Amerika ve İngiltere’nin Arabistan’ın Yemen’e saldırılarına ortak olmalarını ifşa etmelerine karşın Suud rejimi sözde Arap ittifakı adı altında kurduğu sahte ittifaktan yararlanarak Yemen’de cinayetlerini sürdürüyor. Bu cinayetler BM insan hakları konseyi defalarca Yemen’de işlenen savaş suçlarını araştırmak üzere bağımsız bir komisyon kurmaya çalıştığı fakat bu çabalar Amerika ve İngiltere tarafından engellendiği bir sırada devam ediyor.
Gözlemciler Amerika, İngiltere ve siyonist İsrail gibi bazı müttefikleri Yemen savaşından nemalandığı sürece Yemen milleti Arabistan ve hamilerinin yayılmacı politikalarının kurbanı olmaya devam edeceğini belirtiyor.
Yemen karşıtı kurulan ittifakın Yemen milleti aleyhinde yasak silahları kullanması ve uluslararası kurum ve kuruluşların da bunu itiraf etmesi, Yemen milleti karadan, havadan ve denizden kuşatma altında olduğu halde gündee geliyor. Ancak buna karşın zaman sürecinde Suud rejimi ve müttefiklerinin Yemen’de çok erken bekledikleri zafere ulaşamaması ve Yemenli güçlerin Arabistan’ın cinayetlerine karşı güçlü bir şekilde direnmesi, Suud rejimini fosfor bombaları gibi yasak silahlara yönelmeye yol açtığı gözleniyor. Oysa bu tür silahların kullanılması uluslararası konvansiyonlarda yasak ilan ediliyor.
Her halükarda Arabistan’ın hangi mazeretle olursa olsun, Yemen milletine dayattığı savaşın tek sonucu binlerce Yemenli masum kadının ve çocuğun katliama uğraması veya yaralanması veya mülteci durumuna düşmesi ve bu ülkenin altyapı tesislerinin ağır hasara uğramasından başka hiç bir getirisi olmamasıdır.015